Hikayesi olmayan uykusuzluk, hikayesi olana göre anlamsızdır. Çocukken, günlerimin yatağa girmemle bitmediği çok gecem oldu. Uykumun gelmediği çoğu gece yarısı, cızırdayan radyo eşliğinde odamın geniş camlarına vuran yağmurları izlediğim, uykusuzluğuma değil can sıkıntıma yenildiğim için yavaş yavaş uyuduğum zamanlar. Can sıkıntısının getirdiği alışkanlıklar tutkuya döndüğünde gerçek uykusuzluklar sizi bulmaya başlar. Beni bulduğu zamanlardan hatırladığım sabah...
-Grup elemanları kimdir, grupta ve günlük hayatlarında neler yaparlar? M: Vokal–Gitarda Özver Yılmaz, bas gitarda Yahya Enis, davulda Mehmet Akgün ’den oluşuyor kadro. Günlük hayatımız müzik yaparak ve müzik dinleyerek geçiyor genelde. Ö: Evet bunlara ek olarak bu sene okumadığım Dünya Klasikleri’ni bitirme projem var. (Gülüyor)Bir de PES oynuyoruz tabi, en büyük eğlencelerden. -Klişe olacak...
(4k-Dergi ‘nin İlk Sayısının Giriş Yazısıdır) Bazı geceler beyazlayan saçlarım var, bazı geceler kararan bakışlarım. Biliyor musun, bazen yazmak da yetersizdi, kelimelerle çizilmiş resimler arzuladım. Ama düğmeleri açık kalmıştı ünlem işaretlerinin, sonra infilak etti noktalarım. Şimdi yine yazıyorum ama nihayeti yok ki hitaplarımın. Harflere anlamlar vermek isterken tüm anlamlar aradaki...
Bitmeyecek bir şeye başlamak yalnızca kelimelerin gücüyle mümkün. Hep bittiği yerde bırakıp, yeniden başlayacak olana kadar yaklaşmamak… Bu şiir de öyle; akla gelir, yazılır, sonuna eklenir… Hep sıfırdan başlanır sanılır… ** bilirsin, her şeyin üst üste gelmesi mekanizması gereğidir evrenin. çünkü en serserilerimiz önce adam olur, en anarşistlerimiz önce evlenir ve önce düşer en...
Kabullenmeler başlamamışken, beklentiler düşmemişken; hayallerden tavizler vermeden mutlu olma çabası hala geçerliyken, mutlu olma gibi bir çaba söz konusuyken, aklım çıkardı “Bu kış da bitecek” diye… İnsanlar işlerine gidemeyeceklerinden, yollarda yürüyemeyeceklerinden, artık huzurun kendisi olmuş rutin akışları bozulacağından sevmezlerdi kışı, yağmuru… Benimse hayatım henüz adrenalinin kendisi olmamıştı; henüz, her an bir yerlere geç kalmışım, bir...
Avuç içlerime baktığımda kazandığım şaşkınlıkla boy ölçüşemez hiçbir hayret makamı. Tetikte kalıp mantıktan taviz vermemek için girdiğim kahve kafasıyla yarışamaz hiçbir alkol kafası. Bu seninle yaptığım bir tür av ile avcı kavgası; mesafe kapandığı anda açılan bir kedi-fare oyunu. Vermiş gibi göründüğüm tüm tavizler bana haz veren duygulara dönüşüyor. Döşüme oturan o demir lokma;...
Başkası olsam oturur kendime sorardım: “Kendini nasıl tekrarladığını görmüyor musun?” diye. Kendimken soramıyorum; sebebini biliyorum diye. Sebebini biliyorum senelerdir yazdığım kelimelerin, cümlelerin neden hep aynı tekerrürde istikrar kazandığını. Kırmaya çalıştığım saydam çemberin ne olduğunu da biliyorum, zaman saplantımın kaynağını da… Bitmiş iki...
Çok bekledim dudağıma sürülecek bir kaşık balı. Çok bekledim sessiz sakin oturulacak tanıdık bir tahta masayı… Ahkam keseceğim yeni bir şey yok; yeni anladığım hiçbir şey yok. Anladığım hiçbir şey… Çok bekleyince, önce büyüyor sancı. Sızı yayılıyor, avuçta kımıldayan cıva gibi; bazen bölünse de birleşiyor bir yerde. Evet, beklemenin bir acısı var ve hızla büyüyor...
Yaptığımız her şey ölüm gerçeğine direnmek için… Bunca ölüm, bunca hayat, bunca ideal, bunca para, plan ve boş veriş; bunca sanat ve kültür… Öleceğimiz an için güçlü bir teselli yaratıyoruz ki gece yataklarımıza girdiğimizde, “Ne olacak benim sonum” kaygısını biraz olsun rahatlatalım… Hiçbir şey bitmeyecek; her şeyin bitişi bire bir kendi bitişimize bağlı… Her şey...
Fotoğraf 2005’te geçebilir; konumuz 2011… Olayları, öncesinde ya da anında değil de sonrasında düşünmek gerekiyor. Yeni yıllarda büsbütün sevinç dolmamakla birlikte “Kendiniz yıl, ay diyorsunuz, kendiniz giriyorsunuz” diyen artistlerden de değilim. Ev dışı eğlencelerini sevmem, oturur konuşur, dinler, gecenin sonuna da kendi içime çekilirim. Dün az çok...
Bazılarının psikolojisi açık alanlar ister. Ben çocukluk karabasanlarımdan beri dar alanlarda rahatım. Hiçbir geniş yatak, tek kişilik kanepe kadar huzurlu uykular veremez. Hiçbir kanepe, duvar köşesinde sıkışmış sandalye kadar güvende değildir. Hiçbir güneşli an, yağmur ve rüzgarın işbirliği kadar diri hissettirmez. Gerçekten mutlu olduğumuz anlarda yaşadığımızı hissetmek zordur çünkü. Mutluluk ölümü, mutsuzluk yaşamı hatırlatır....
“İyiler ilk görüşte tanınmaz.” Emrah SERBES “Öfke ve korkuyu doğru yere kanalize edebilirsek, ruhen daha serbest kalabiliriz.” Hayko CEPKİN Buradaki öfke ve korku kelimelerini, korku konsepti üzerine hazırladığı “Tanışma Bitti” albümü için söylemişti Cepkin. Ben bu kelimeleri daha da genişleterek “olumsuzlanmış duygular” dersem, derdimi anlatabilmek kolaylaşacak. Daha önce yazdığım ŞU YAZIDA “İnsan, tabiatına direnmek için...
15
49.0138
8.38624
arrow
0
bullet
0
4000
1
0
horizontal
https://kalemkahveklavye.com
300
4000
1