Evren daire biçiminde, gezegenler yuvarlaktır. Yörünge elips şeklinde, hareketler sınırlıdır. Günler ve mevsimler başladığı yere döner. Yıllar sayıca artar fakat hayatlar başladığı gibi biter. Tüm varlıklar sürü halinde gezer fakat herkes önündekinin ayak izini çiğner. Sayısız varlık gelir geçer, kalan iz tek kişiliktir. İnsan insanı, hayatının küçük parçalarıyla yargılar fakat parçalar bütününden kesilemez. Sabahın akşama,...
Her zaman “giriş” seviyesinde kalınacağını bilerek, henüz bilmeyenler için yeraltı edebiyatı nedir, hangi yazarlar ve eserler yeraltına dahildir; gibi sorular üzerine bir “giriş” denemesi. KalemKahveKlavye’yi uzun zamandır takip edenler bu makalenin adına ve içeriğine tanıdıktırlar elbet. 2007’de lisans, 2012’de yüksek lisans dönemindeyken en az iki kez elden geçirmeme rağmen aradan geçen zamanda birçok eksik ve yanlış olduğunu fark ettiğim için, muhtemelen...
… Bana yazamadığım cümleleri ver. Kullanamadığım hitapları, okuyamadığım kitapları… Veremezsin. Hitapsız başlayan bir mektup, pek çok şeyin kanıtı olabilir. Benim kanıtım değil, bu kesin. Ne zaman kalemimden çıktıysa bir hitap, daha mektup bitmeden ismi değişti karşımdakinin. Karşısındakini gerçekleştiremeyen, kendisini gerçekleştiremez. Sana birtakım sırlar vereceğim. Anlamışsındır ki, sana sır vereceğini söyleyen herkes gibi ben de yalan...
Sana televizyonlarda, reklamlarda, dergilerde çoğu zaman pozitif olmanı öğütleyecekler. Sadece orada değil; evinin içindekiler, kafanın ve kalbinin içindekiler de. Yalnızca iyimser olmanı da değil, tepkisiz kalmamanı, başarabildiğin her alanda, sosyal hayatında ya da sanal ağlarda aktif olmanı öğütleyecekler. Bir yere kadar güzel gelecek hepsi. Sonra, bir zamanlar ulaşmak için yırtındığın insanlardan, şarkılardan, filmlerden ve...
Hep bir şeyleri özlediğini ya da bir şeyleri hep özlediğini biliyorum. Ben de öyleyim. Bilmek anlamaya, anlamak hissetmeye yeter mi? Sanmıyorum. Hiçbir hazzın olmadığı gibi hiçbir acının da tatmini yok. Özlemek,mesafenin aldatmacasıdır. Özlenen şeyin el altında olmamasından. Belki de bir insan güdüsü olarak, her şeyi kontrol altında tutma çabasından… Kavuştuğunda biten bir özlem göster...
Beyninin, kafatasında yarattığı med-ceziri, gözlerindeki sarsılmalardan seyrediyorsun. Doğuşundan beri olduğu gibi, dengeden yoksunsun. Yaşadıklarının bulanıklığı yetmezmişçesine bir de gördüklerinden ettiğin şüphe, buğulu camların ardında kalan görüntüler gibi siluetlere vurmakta, gözlerinden öte yandakilerin görüntüsünü. Ve gözlerinin öte yanından şüphelisin artık; yaşadığın hayattan, gezegenden ve kainattan… Ölüm bilincine kilitlenmiş ve bu yüzden hayata...
Çok güzel yerler gördüm. Ve görüyorum da hâlâ. Güzel denizler, ağaçlar, göller ve kuşlar… Yorgunluğumu benden devralan, kendimi kucağına bıraksam her şeyi rahata kavuşturacak gibi hissettiğim manzaralar… Önce gördüklerimle şimdikiler arasındaki çelişki, öncekilere aşkla, şimdikilere alışkanlıkla tutunmuş olmam. Bir kaçışın ardından varılan manzarayla, bir kaçışa açılan manzara arasındaki fark, manzaraya bakan göze aittir yalnızca; ve...
2005…Yakın gözükse de uzak bir yıl. Çanakkale’de, üniversitede ve kendi evimde ilk yılım. Sabahları dağıtımını yaptığım yerel gazetenin ofisine gelen bir davetiyeyi patronum bana veriyor. “Sen gidersin” diyor: Bursa Bölge Devlet Senfoni Orkestrası eşliğinde Selva Erdener adında bir sopranonun konseri. Resmi ağızla 90.Yıl Gösteri Merkezi’nde, biz oraya “çadır” deriz. Dört dörtlük Klasik müzik dinleyicisi değilsem...
Elle tutulamayacak şeylere duyulan özlem, benzemez başka hiçbir özleme. Bir şehir, bir geçmiş, hep kulaklarda çınlayan ama melodisi olmayan bir şarkı… Özlersin; anneni değil, kardeşini, sevgilini değil de onu özlersin. Dönmeyecek ve kopyalanmayacak bir geçmiş takıntısı… Vicdanının sorgulamaya dayalı metabolizması, onu iç organların arasındaki yerinde sıkıştırır köşeye -ki o yer değişir herkese göre… ...
Sanat ürünlerinin, sıradan şeylerden en güzel farkı; bazen ne anlattığı değil ne hissettirdiğidir. Anlamadığımız, yabancı bir dilden dökülen melodilere kendimizi kaptırışımız da, sözleri olmayan enstrümantal şarkılarda kendimizce bir şeyler hissetmemiz de bu yüzdendir. “Bu yüzden” demişken (bilinçli değil, konu böylece buraya bağlandı), hem benim hem de müzik piyasasının son birkaç aydır sıkça adını...
Neresinden başlamamı istersin? Tabanlarımın seri seslerle yere vuruşundan mı, soluk alışlarımın sesini kafamın içinde duymamdan mı? Kollarımın bir ileri bir geri sallanmasından mı, kulağımdaki gitarın tiz tınılarından mı? Koşmak, dostum, insan bedenindeki en ilginç fonksiyonlardan birisidir. Yürümenin hiçbir şeye yeterli olmadığının ispatı… Yetişmek için, kaçmak için, zinde kalmak, eğlenmek, oyun oynamak için koşmak… Başka?...
Güneş uyanalı iki saat, ben uyanalı bir saat olmuştu. Kanıksanmışlığı ile yabancılığı at başı giden rahat yatağımdan çıkmak, pencerelerime kalp masajı yapan sabah ayazının soğukluğunda zordu. Fakat kalktım; uyuyarak geçen elli yılın ardından elli birinciye doğru seyrederken daha fazla uyumanın, bu önemli ve beklenen sabaha yapılacak tek kötülük olduğunu hissetmiştim. Kendime doğru işleyen güçlü...
15
49.0138
8.38624
arrow
0
bullet
0
4000
1
0
horizontal
https://kalemkahveklavye.com
300
4000
1