Yapıtı yazarının yaşamından bağımsız olarak inceleyemeyeceğimizi ileri süren eleştiri türleri vardır. Eserin oluşumunun köklerini yazarının köklerinde arayan bu yaklaşım, metinlerdeki otobiyografik öğeler üzerinden giderek çeşitli sonuçlara ulaşır. Yazarın kökeni, ailesi, eğitim durumu, sınıfsal konumu vb. etmenler bu yaklaşımın kullandığı unsurlar arasındadır. Yapıtları yaşamlarından bağımsız olarak incelenemeyecek yazarlar olduğu gibi, hastalıklarından bağımsız olarak incelenemeyecek yazarlar da...
Edebiyat; sevgili arkasından atılan mendilde gizlenmeyi bırakıp rakı masalarına, çay bardaklarına, sevgililerin giderli Facebook iletilerine, kahve kupalarındaki baskılara kafa üstü düşeli çok oldu. Yarası beresi kendine kaldı, bu yaradan Turgut Uyar da nasibini aldı, Edip Cansever de, Tomris Uyar da… Her birine bir rol biçildi, her biri başkalarının hayal ettiği gibi yaşatılmaya başlandı. Aşk, ihtiras,...
Tomris Uyar, Gündökümleri’ndeki yazılarından birinde (Gerçek Okuyucu’ya) yazılarını zamanın bazı magazinsel dergilerinde paylaşma konusunda şöyle diyor: “Gerçek edebiyatın, gerçek dergilerde para edebileceği bir dönemi bekleyecek gücü ve umudu elden bırakmamaya çalışıyorum.” Tomris Uyar’ın “gerçek edebiyat” ve “gerçek dergi” kaygısını taşıdığı yıl 1985. Cümlelerindeki, kanat çırparcasına naif telaşı görmemek mümkün değil. Bu telaşın nedeni elbette edebiyata,...
Ülkemizde ve dünyada, kültür, sanat ve edebiyat faaliyetlerinin piyasaya devri veya en iyimser tespitle, piyasa tarafından yönlendirilmesi yeni değil, üzülerek belirtiyoruz; ayrıca basit, ucuz ve yoz olandan para kazanmak da öyle, bunu da biliyoruz. Fakat, artık bunun genel geçerlik durumundan çıkıp bir kaideye evrilmesi, bana, diğerlerinden daha tehlikeli ve daha korkunç görünüyor. Piyasayla; edebiyat lobileri,...
Son dönemde, beş altı yıllık bir süreci kastediyorum, kitap yayımlatmayı becerebilen tüm genç yazarların ortak yönü; “ben anlatıcı” ile kendi çelişkili “ben”lerini tuhaf imajlarla paketleyip, “kaybeden”lerin arasından seslendirdikleri şarkılarla bize bir şeyler anlatmaları oldu. Tesadüf sayılmayacağını, birbirinin kopyası pek çok isim ve eser üzerinden göstermek mümkün. Narsisistik kişilik bölünmesine sahip ve aslında hiçbirimizin muaf olmadığı...
Gözde Kurt’un son kitabı Köprüde Durup Beni Öpmesini Bekleyeceğim geçtiğimiz ay Hep Kitap etiketiyle okurlarıyla buluştu. Sevgilisi tarafından aldatılan bir kadının, çeşitli nedenlerin arka arkaya gelmesiyle tepetaklak olan hayatı, yazarın ustaca açtığı kartlarla bizi sürükleyici bir maceraya davet ediyor. Kitabın her satırı okura ‘’bundan sonra ne olacak’’ merakını sonuna kadar taşıtıyor. Bazı yerlerde kalbimiz küt...
Daha kısa, daha kısa, her şeyi söyleyen tek bir hece kalıncaya dek. Daha kısa, daha kısa… Hepsi kısa, ama şaşırtıcı düşündürücü tümceler. Elias Canetti Henry David Thoreau’nun; “Mesele öykünün uzun olması değil, onu kısaltmak için gereken sürenin uzun olmasıdır,” sözleriyle kısa öyküye getirdiği yorum, bizi “Kısa öykü nedir?” sorusu, üzerinde düşünmeye sevk ediyor. Bir ölçüsü...
24 Nisan 2017 / Delft Efe Elmastaş’ın Mart ayında okuyucuyla buluşan “KARGO” isimli kitabı, Kanguru Yayınları’ndan “Sokak” etiketiyle yayımlanmış. Kitap 128 sayfadan oluşan, gerçekçi ve yergili bir anlatımla yazılmış, sağlam yapılı kısa anlatı. Novella türünde. Romanda olayların birbirini takibi ve bağlantısı iyi yapılmış, sonuna kadar tempolu ve kesintisiz bir okuma sağlayan sağlam yapıda oluşturulmuş bir...
Sedef Betil, 2015 yılında çıkan ilk kitabı Kısa Karanlıklar’ın ardından İletişim Yayınları’ndan çıkan ikinci kitabı Kırgınlığın Kuytusunda ile okurla buluştu. Kitabı Merve Açıkgöz inceledi. Kozamın İçinde Yaşayabilirim Sedef Betil, 2015 yılında çıkan ilk kitabı Kısa Karanlıklar’ın ardından, İletişim Yayınları’ndan çıkan ikinci kitabı Kırgınlığın Kuytusunda ile okurla buluştu. Kırgınlığın Kuytusunda on yedi kısa hikâyeden oluşan, ele alındığında...
Savaşların olağanlaştığı bir dünyada, korku çağındayız; bu yüzden de akla inancımızı kaybettik. Çağdaş insansal bunalım, ekonomik ve siyasal gelişimimizi sağlayan Aydınlanma felsefesini terk etmemize neden olduğundan bu yana, umutsuzluğun ve karamsarlığın pençesindeyiz. Bireyci kurtuluşun var olduğu düşüncesiyle girdiğimiz yolların çıkmazında yalnızlaştık, yoksunlaştık, kaybolduk. Hepimiz korkunun karamsarlığıyla sarılmış durumdayız. Her birimiz bir diğerini korku nesnesi...
Türkiye’nin son dönem “kültür sanat edebiyat” dergiciliğindeki durumlar malum. Hazır sözlüklerde ve muhtelif ortamlarda “kafayı dergilere takmış yazar” olarak anılmışken daha önceki eleştirilerimi tekrar yazacak değilim. Henüz okumamış olanlar, merak edenler “Bir Yayıncılık ve Dergicilik Eleştirisi: Okur Olmak veya Müşteri Olmak” başlıklı yazımı okuyabilirler. Yine de bu yazıya bir giriş yapmak adına mevcut dergicilik ortamının tek tipliğinden bahsetmek gerek....
Son zamanlarda çeviri kitaplarda Sırp bilim adamı Nikola Tesla ile ilgili romanlar ve biyografiler ivme kazandı. Geç gelen şöhret denebilecek şekilde artık popüler kültürde de epey bir yere sahip “çılgın mucit”. Bahsettiğim çeviri kitaplardan biri de Samantha Hunt’ın “Tesla’nın Kutusu” adlı biyografik romanı. Fakat öncesinde Tesla’dan biraz bahsedelim. Nikola Tesla enerjiye kolay ulaşılan, savaş ve...