theme-sticky-logo-alt
Kategori / Sert Kahve | Edebiyat
“Ergen” kelimesinin küfür olarak kullanıldığı günlerdi. Olgunluğun popüler olduğu aşikardı ama okuma yazmayı öğrenen her insanın bu rolü üstlenmesi tek düze bir hayat çıkarmıştı ortaya. Bundan sıkılıyordum o zamanlar. Çocukluğun hoyratça dışlanmasını yaşamıştık zaten ve sıranın ergenliğe gelmiş olması bir sonraki zaman diliminde olgunluğun bize yetmeyeceğini gösteriyordu sanki. Bundan elli yıl sonra herkesin kendini yetmiş...
Her “rüya” kelimesi geçtiğinde Freud‘un ruhunu çağırmak gerekmez. Ruhu gelmez. Gelse de bir şey değiştirmez. Bir rüya bazen sadece bir rüyadır. Yağmurun sürekli yağmasından şikayetçiydi kadın. Almanya’dan şikayetçiydi. Aşklarından, aşklarının karşılıksız olmasından, bu karşılıksızlığın hoyratça yüzüne vurulmasından şikayetçiydi. Bu kadar çok şikayet ettiği için kendinden şikayetçiydi. Kendinden şikayetçi olduğu için yaşadığı çaresizlik duygusundan şikayetçiydi. Çaresizlik...
Gemiler, limanlar için yapılmamıştır. İnsan daima güvende olmak için yaratılmamıştır. Siz de yatağa yatmadan önce ışığı açıp, her şeyin konumunu kafasındaki haritaya yerleştirip öyle yatan garanticilerden misiniz? Çocuklarınızın ellerini bırakmaz mısınız hiç siz? “Bırakayım, düşsün, düşecek elbet…” demez misiniz? Onları da kendi bellediğiniz yolda sürükler misiniz? Sizin sularınızda martı havalanmaz mı hiç? Hep serçe ürkekliğinde...
Ki her kadın biraz hamaldır Biraz ermiş Çokça fahişe… Fahişeliği bizden bilmesinler Ben ev kızı olacağım,  koca dayağından baba evine kaçacağım iyice çitilerken çamaşırlarımı mahalleliye gösterircesine -ki bir kadının yegane övünç kaynağı sorusunun cevabı?- bir daldan diğerine konacağım …ve durulacağım. macera-yı sevdam son bulacak bir adamda -o zamanlar selvi boyuna vurulduğum- Ona beş öğün çocuklar doğuracağım...
Gözlerini kamaştıran ışığa ulaştığında son bir gayretle,  kendi kanıyla katilinin adını yazmaya çalışan kurban misali,  dünyasının duvarına şunları yazdı: “Bütün vitamin kabuğundaymış.” “Buralar benden ne kadar önce bu hale geldi acaba?” diye içinden geçirdiğinde henüz 1 saatlikti. “Çürümenin sebebi babamızdı” diye kulağına fısıldadıklarında kardeşleri,  organları 3 saattir çalışmaya başlamıştı. Evini yemeye başlayalı 1 gün olduğunda,  hayatta kendinden başka kimse kalmadığını fark etti....
Meryem’in rahmi kurşunlara, Rahmi ise oksijene dayanamamıştı. Hayatında ilk defa tattığı acıyı bitirmek için silahı ağzına soktu. Arkasına yaslandı. Kafasını kaldırıp tavana baktı. Vizyonda geçmişi vardı. Zihnindeki yönetmenin, geçmişte yaşadığı travmatik olaylardan seçme bir film sahneleyeceğini anladı: Yedi yaşındaydı. Toplam nüfusun on iki olduğu bir akraba ziyaretinde vakit geçirebileceği hiçbir çocuk olmadığı için bahçede tek...
Ayrılık kaçınılmaz ama nasıl söyleyeceksin? Söylemeyeceksin. Adileşeceksin. Kanın damarlarında donacak. Tavırların değişecek, suçlayacaksın. Aşkın yeşil cenneti, ilişkinin rögar kapağı açık unutulduğundan leş gibi kokuyor. Burnunu tıka ve son cümlelerinin içinde kesinlikle “aşk” olmasın. Aşık oldun. Klasiklerin sayfalarından taşarcasına coşkuyla dolusun. Gözleri aklında, saçları, dudakları belki de boynu. Algıların zayıf bu aralar. Bakışların dalgın. Aklın bir karış...
Öldürdüğüm insanlar geliyor aklıma. Hadi oradan, sen ne bilirsin adam öldürmeyi! Bilirim ben, araya girip durma. Kalemimle, klavyemle öldürmedim mi insanları? “İnsan nedir? Et, kemik, yağ, sinir. Danadan ne farkımız var?…. Önemli olan içinde ne var?” Reha Erdem, İnsan Nedir ki? Acıların en acısı, eğer acı denen olgu derecelendirilebiliyorsa, ölümdür. Bunu en iyi şekilde anlayabilmek için...
KalemKahveKlavye Dergi ‘nin Mayıs-2011 tarihli “Eve Dönüş” sayısında yayınlanmıştır. Simittir ev, Ankara’dır. Çarpık kentleşmedir belki ama düzgün Cumhuriyet’e göçtür. Polise,zabıtaya karşı komşular gözcüdür, gece konmuştur tuğlaları. Oturmak için yapıldığı zannedilmesin sadece, duvarlarına yazıdır ev, “Tek Yol”dur her şeye. Evdir elbet ama çatısı, sobasında kızarmış ekmek ıslanmasın diyedir. Evdir elbet nihayetinde, ama odunla kömürün bir türlü...
4k/ Elfaz Dergisi “Sıkıntı” Konseptli 1. Sayısında Yayınlanmıştır Görsel: Berna Bilgin Kendimi terk ettiğimi bilmiyordum. Az önce anladım. İnsan bir mektup bırakırdı oysa. Klişe diyip geçmeyelim. İnsan kendini terk edince, klişelere bile muhtaç kalıyor. Böyle durumlarda veda mektubu da önemli bir klişe hâline geliyor. Klişe olmayınca kroşe yersin. Üstelik nereden geldiğini de bilemezsin. Şaşkın şaşkın...
KalemKahveKlavye Dergi ‘nin Haziran-2011 tarihli “Yasak” sayısında yayınlanmıştır. Ademoğlu yasaklar koyuyordu sürekli ve bu yasakları çiğniyordu başka bir Ademoğlu. Çünkü Adem’den böyle görmüştü oğlu ve Tanrı’dan böyle görmüştü Adem. Yasakların en acısıydı Adem’inki. Oğullarının gitmek için ibadetler ettiği, nefislerine zincirler vurduğu yerdeydi Adem: Cennet! İlk kez orada tanışmıştı yasakla ve onu çiğnemekle. Tanrı’nın eseriydi ilk yasak....
“Dostlarım, şimdi ben size büyük bir şey söyleyeceğim. Sakın kıyametin kopmasını beklemeyin, o hergün kopmaktadır. “ Albert Camus          Devşirme kültürünün son ürünüdür metrobüs. Bilmeyenler için tanımlamak gerekirse: Tren gibi kendine ait çizgisel bir yolu olan uzun otobüs. Şehrin bir ucundan diğer ucuna uzanan güzergahı ile de bulunmaz bir nimet! Yine de eksik kalan bir şeyler...
15 49.0138 8.38624 arrow 0 bullet 0 4000 1 0 horizontal https://kalemkahveklavye.com 300 4000 1