Kategori / Sert Kahve | Edebiyat
Lilith’le Âdem’i topraktan, aynı anda yaratır Tanrı, mutlu yaşasınlar diye cennete yerleştirir onları. Ama ne mümkün… Doğuştan asi Lilith, bir türlü, her alanda söz sahibi olmak isteyenÂdem’in efendiliğini kabullenmez. Karşı çıkar. Onun hep üstte olmasını aşağılayıcı bulur, itiraz eder. Madem ki topraktandır ikisi de, öyleyse eşittirler şu yeryüzünde. O zaman üste çıkmalıdır sırası geldiğinde kendisi...
“Benim adım Âdem!” Sokaktan gelen bu sesle gözlerimi açtım. 3,5 yıl olmuştu bu mahalleye geleli. Taşınmamın beşinci sabahı da “uyanın köleler!” sesiyle uyanmış ve cama koşmuştum. Uzun boylu, uzun suratlı, saçları örülmüş ve koyu yeşil palto giymiş bir kadın, mahallenin bir köşesinden diğer köşesine dolaşıp bir şeyler anlatıyordu. İşe gitmemiş adamlar ve kadınlar pencerelerinde onu...
“Ortam sesi zemine göre değişiyordu. Viyadükten geçerken yankılı, asfalttayken tok bir gürültüyle ilerliyordum. Teypte çalan Charlie Parker vites arttırdıkça ben de gaz pedalına yükleniyordum. Yol, gündüze nazaran boştu. Sürat yapmak aynı seviyede ölümcüldü. Ölümden âlâ tehlike var mı diye soracak olursan, inan o sırada düşünmemiştim. Sokak lambaları uzun pozlamada çekim yapan bir fotoğraf makinesinden çıkmışçasına...
Kahvenin önünde oturan gençlerden biri saatine baktı ve geri sayıma başladı. “10… 9… 8…” Herkes geri sayıma ortak olmuşken Harun neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. Harun, mahallenin yenilerinden sayılırdı ve olup bitene dair en ufak bir fikri yoktu. Dünyayı yok etmek isteyen kötü adamların, dünyalılara son bir şans vermek için geri sayımı olan bomba koyduğu filmler...
Gazetede “kendimi kaybettim, hükümsüzdür” yazılı ilanı görünce şaşkınlığıma mani olamadım. Kaybetmeden evvel insanın kendini bulması gerekmez miydi? Şaşkınlığım yerini tarife gelmez bir heyecana bıraktı. Belki de kendini bulan ilk insana ulaşabilme ihtimali tüm vücudumu sarıp sarmaladı. Bir süre heyecanımı yatıştırmaya ve bu kayda değer şahsa ulaştığımda ona karşı sarf edeceğim cümleleri kafamda toparlamaya çalıştım....
Bu yazı ilk kez, Ayı Dergi’nin Şubat 2017 sayısında yayımlanmıştır. Vicdanın kriz anlarında sorulan “İnsanlık bitti mi, nerede insanlık?” sorusundaki mantık hatasını çözenler olarak halen azınlıktayız. Zira “insanlık” bir temennidir ve henüz gerçekleşmemiştir. İlkokuldayken tarihi çağları gösteren o şeritte, 1999 yılıyla sona eren Yakın Çağ’dan sonra hangi çağın geleceğini sorardık öğretmenlerimize ve hiçbiri bilmezdi....
Siz hiç, bir filin bir diğerinin dişinden tarak ya da toka yaptığını ve bu yaptıklarını sevgilisi bir başka file hediye ettiğini duydunuz mu?.. Ya da yağlarından sabun yapmak için bir ayının bir diğerini öldürdüğünü, bir leoparın daha havalı görünmek uğruna bir başka leoparın derisini yüzdüğüne şahit oldunuz mu? Oysa II. Dünya Savaşı’nı yaratanlar, yetmiş toplama...
Vızzzzzz.. “Hay annenin kolyesi kopsun!” Uyku sersemiyle sineğin annesini düşündüm: kırmızı ruj sürmüş, pembe dizlerdeki elbisesi ve kara bağrında küçük yeşil kolye… Öyle uçuşuyor havada. Gülümsedim. Sinek dudağıma kondu; nefesim her sabah ekşi kokar, bunu fark etmiş olmalı ki hemen uçtu. Vızzzzzz… Dört sabahtır bu sesle uyanıyorum. Camı açtığım halde gitmiyor. Kapıdan da gelen yok...
Üçüncü bölümünü okumak üzere olduğunuz üçlemenin ilk bölümü için TIKLAYIN. Hala tıklamadıysanız lütfen bu ayıbı bir an önce ÖRTÜNÜZ. göçebe ölüler için kendini kaybetme kılavuzu “.” Sana yeni bir isim buldum, noktalarla örülmüş bi’ duvarın ardında. Bekliyorum. Çocukken henüz kel olmadan evvel, pek tanıdık ilkokul sırasında o eski ben, taze ben, o klişe soruyla...
Gözleri hayat bürümüş kadın sevisi Karakalem yapılı şeytan portresi Issız tepelerde imzalı şair bakışı Öksüz bir sevda çıktısı paragraflara sığmayan Damıttığı acıların bileşkesi … Akşam kanatlı ölümler sırdaşı Herkesin üşüdüğü sabahların sözcülüğü Köy tenhalığı haykırışı kederlerinde En umulmadık ihanet sözleri alnındaki leke Bütün güzel kır çiçekleri naifliği Az sonra gelecek egzos kokusu damağında… Güneşleri...
Normallik cennetinde kendine yer bulamayanlar anormallik cehenneminde bir yıldız olabileceklerini büyük bir zevkle anladılar. Bu yazı ilk kez, KalemKahveKlavye Dergi’nin 2014 yılında yayımlanan 3.sayısında yer almıştır. Fotoğraf: Selen Özer Günday Belki de her şey, insanoğlunun cehennemi merak etmesiyle başladı. Cehennemi ve cehenneme “ev” diyenleri. Korkusunun kaynağını çıplak gözle gördükten sonra vahşi ve çirkinle arasındaki mesafeyi hesaplayıp deliksiz bir uyku çekebilmek içindi...
“Onları öldüreceğimi söyledim, yine güldüler.” Bir panayırda soytarıydım. Geziciydik. Patronuma iyi bilet sattırırdı gösterilerim fakat beni hiç memnun etmezdi. İyi bir komedyen olmak için çıktığım sahnede, herkesi güldürmüştüm. Ne büyük başarıydı. Tebrikler, alkışlar ve hayran hayran seyreden güzel kadınlar. Final şovumdan sonra aldığım alkış esansında, bir sonraki gösteride kazanacaklarım geldi aklıma. Az önce de söylediğim gibi. Gerçekle, sahneden indiğimde, insanların hala bana...
15
49.0138
8.38624
arrow
0
bullet
0
4000
1
0
horizontal
https://kalemkahveklavye.com
300
4000
1