Kategori / Sert Kahve | Edebiyat
Süre doldu, artık beni sevmiyorsun, giyinebilirim Buzdolabında sadece küfünden utanan peynir var Ben ki bozuk paraların da tanrıya taptığına inanırım ve kokulu mumların ve ateşböceklerinin Bu güz ne felaket bir şey, onunla gidiyorsun O çok kel, o çok sarı dişli, o çok bıyıklı, o çok müdür Gitme. Gitmezsen sana yüz yıldır sakladığım eski bir öpücük...
Özgür Atmaca’nın KalemKahveKlavye için kaleme aldığı Kentler ve Müzik serisinin diğer yazılarını okumak için TIKLAYIN. Roma’da hiç bitmeyen bir şarkı yakalamış olmalıyım ki defalarca duymaya gittim. Kente ayağımı bastığım anda bir Mahler senfonisi başlıyor. Şehir, asilzade olmayan beni, her seferinde biraz da havaya sokarak üflemelilerle karşılıyor. Metrodan yukarı çıkan merdivenler ve gökyüzünü gördüğümde davullarla artan...
Asfaltta hiçbir şey filizlenmiyor. Etim kesildi bir çınarın altında. Kanamadım. Oyuklarımdan sızsaydı deliren bir iki damla, damlatırdım yerin dibine. Beslen diye. Asfalttan hiçbir şey sızmıyor yerin dibine. Önce bin yıllık çınar dediler, sonra budamışlar da böyle kalmış dediler. “Ululuğuna aldanma, kırık dallarından içine ağlar bu.” dediler. Çınar bizden mutluydu oysa. Yine de içine kanarmış. Ben...
Meyhaneden döneli bir saat olmuştu. Sarıpire Mezarlığı bekçi kulübesinin önündeki sandalyede vicdan duygusunun kendisini nasıl bu hale getirdiğini düşünüyordu. İçinde çok az vicdan kırıntısı vardı. Sorun kendi vicdanı değil başkalarının ona karşı duyduğu merhametti. İşte bu duygu onu çılgına çeviriyordu… *** Reha, 4 yıl Çocuk Esirgeme’de kalmıştı. Ağladığı hiç görülmemiş, kendi kendine oynayan, sessiz, istekleri...
Özgür Atmaca’nın KalemKahveKlavye için kaleme aldığı Kentler ve Müzik serisinin diğer yazılarını okumak için TIKLAYIN. Yolda olmak herkesin dilindedir. Ama gitmeyi eyleme çevirmek biraz cesaret ister ki her gidiş dönmemeyi de içinde barındırır. Bu yüzden bu eylemi dilden ayağa indirmek zordur. Gitmek; değişmenin, dönüşmenin biraz da görüp dokunup başka hissetmenin ihtiyacından oluşuyor. Başka İnsanlar, başka...
Çağdaşlık ve modernizmin ivedi bir şekilde yürüdüğü yerkürede, atladığı yerler de vardı elbet. Zaman Seyyahı da, o yerlerden birinde hızla ilerlemekteydi. Hiçbir varlık, onun kat ettiği yolları kat etmez. Onun çektiği çileleri çekmez ve içinde bulunduğu yalnızlığın kenarından bile geçmek istemez. Dile kolay, ortalama yedi yüz gündür yollardaydı. Kah otostopla, kah bir traktörün arkasında ve...
Halka halka büyüyen kakafonik öykülere, anlatımlara ve susmayışlara dair.. Akustik ve estetik hiçbir geçerliliği olmayan yaşantılarımızda sanırım en çok da kulakların mesaisi hiç bitmiyor. Tüm anlatımlar, uyarıcılar, vericiler duyum sınırlarımızın çok üstünde hareket ediyor. Ses gibi insanı derinden etkileyen, hassas ve nitelikli uyarıcının hangi ara gürültü ile eşdeğer anıldığını hatırlamıyoruz bile. Sanırım, ses’in gürültüye dönüştüğü...
Ben bir tabancayım. Daha doğrusu kullanıma göre değişen bir gövdeyim. Kafama bir namlu takarsam tabanca olurum, bir bıçak geçirirsem süngüyümdür, göğsüme mermi yüklü bir kordon dolayıp otomatik tüfek olurum, istediğim zaman bir parçamı kopartıp pimimi çeker fırlatırım. Çiğnediğim toprakların altına kendimden bir parça koparır gizlerim. Sonra ince uzun gövdemi karanlığa boyar yok olurum, parçamın üstünden...
karanlığın içinden geçiyorum derininde lacivert uğultu bana yeni bir gösteri sunmak için hiç göz değmemiş ışık hüzmeleri öğütüyor öyle olmalı ki kadraja sokulan yarasalar, kuleyi emekleyen yılanlarla gizin kokusunu emiyorlar öyle olduğundan ay iki gecedir ortalıklarda yok öyleyse işte zaman, midemde guruldasın. durdum. gülümsüyordum tam tamına üç saniye şişmanladım. dosdoğru bakarken göz ucundan uçan yıldızın...
Gezginci Erdem imzalı bu serinin önceki yazıları için: Savaş Belleğim | Futbol Belleğim Erdemli insanlar, kötü insanların gerçek hayatta yaptıklarını kendi hayal dünyalarında yaşamakla yetinen kimselerdir. Sigmund Freud Filistin askısı ve elektrik, sonrasında babaannemin börek yaparken yaktığı yüzlerce kitap, darbe dendiğinde aklıma ilk gelenler. İlk gençliğimin çözülmesi gereken bir bulmacası gibi önümde duruyordu 12 Eylül…...
* “Şekibe” üçlemesinin ilk bölümü Gard dergisinin 19.sayısında yayımlanmıştır. Sen ne dedin bana Şekibe? “Yirmi mumluk ampulle geceye girilmez!” Öyle mi? Bir kırmızıdır gidiyor hayat Geçerek dolmuş kuyruklarında ıslanmış hanların kalbinden Gölgemi bile çaldılar kızım Aşk tükürüyorum ciğerlerimden Üfledim her daim hayal dumanını Mıntıkam Mersin Demirtaş 33 tekmil birden taş Bir endam, bir beyaz, leyla...
Gerçek bir şey değil ki her şey zaman yesin Bir assolistin akan rimeliyle sarhoş olan adamların yurdunda Bak oğlum, bu gök, seni iki paralel aynaya çevirir Çıplak saatler üst üste yığılmış ve telaşlı Talaş kokulu dükkânların akan çatılarından sızan iç bulantısı Seni bir trenin hüzünlü gidişine çevirir Yılmış atları düşünme sen, onlar garip bir dansöz...
15
49.0138
8.38624
arrow
0
bullet
0
4000
1
0
horizontal
https://kalemkahveklavye.com
300
4000
1