theme-sticky-logo-alt
Kategori / Sert Kahve | Edebiyat
Köy düğünleri daima neşelidir. Müzik, dans ve sabahlara kadar süren eğlenceyi gencinden yaşlısına herkes sever. Bu düğünlerin tatsız yanları da vardır tabi, buna değineceğim. Ayışığının  aydınlattığı bir köydü bizimkisi. Hayatta kalmak için yaşıyorduk sadece; karnımızı doyuracak kadar ekiyorduk, fazlasına gerek yoktu. Tek bir sokak lambası dahi yoktu köyde, sadece ayışığı aydınlatıyordu.  Hiçbir şehir ışığına değişmem...
On yıl sonra onu yine görebilmek bile fazlasıyla inanılmazdı. Üstelik karşımdaydı, aynı masadaydık hatta; bir şeyler anlatıyordum, o da dinliyordu. Gülümsüyordu ara ara. Az konuşurum, daha doğrusu fazla konuşamam ben; ama o sıkılmasın diye buluyordum şimdi cümle oluşturabilecek kelimeler. Çağırırken korkmuştum, ya gelmeseydi. Geldi, şimdi çay içiyor. Aldığı her yudumda Rize biraz daha vilayete benziyor....
Yüksek, tel örgülü aşılamaz duvarların arkasından gelen korna sesleri, çocuk bağırışları, dalga sesleri bir mahkûmu nasıl hapishaneden kaçmak için harekete geçiriyorsa; yıldızların yanıp sönmesi, sonsuz siyah boşluk ve bilinemez bir merak da insanı uzaya kaçmaya iter. Aslında biz dünyada mahkûm muyuz? Yoksa yıldızlar göz kırptığında merak değil de bir mahkûm gibi pişmanlık mı duyuyoruz? Zamanın...
çünkü modern sana her zaman bir çıkış kapısı bırakır uçak modu, kimya endüstrisi, psikolojik terminoloji tabutuna açılmış şirin havalandırma deliklerinden dünyayı dikizliyorsun. işte huzur, şuur, güven peron seni çoğu zaman cezbediyor orada biletini yırtan atlar panayırı yeni bir gösteriyi muştalayan çığırtkanlar aranıyor sigortalı bir ölü olmak istemez misiniz hava deliklerine yeni optik mercekler için fazla...
Adnan Abi’yi, hayatımın bir döneminde sığınağım olan 350 no’lu ganyan bayiinde tanıdım; ağzında az sayıda diş, mütemadiyen kirli sakal; bir gün takım elbise, bir gün eski ve yırtık bir kotla. Öksürüyor, tıksırıyor bu, burnunu siliyor; pek hoşlanmıyorum Abi’den. Bizim Ali çok seviyor onu. Birlikte ortak üçlü, dörtlü kupon yapıyorlar. Ben işsizim, öğrencilik bitti. Ali’ninse okulu...
Güzel çocuktu Rocky. Hayatı ucuz şarap, sigara, Enis Batur kitapları, arkeoloji ve Dev-Sol’dan ibaretti onun. Yarının olmayacağı ihtimali, dün bir şey yaşayamamanın öfkesiyle birleşince, bugün kendini deli gibi bir şey yapardı bu yaramaz oğlan. Eline üç kuruş para geçerse, asla yalnız harcamaz, sevdiği bir iki kişiyi, beni, bizi arar; çoktan alıp hazırladığı biraları, tuzlu leblebiyle...
Bayanlar ve Baylar, NOT: Aşağıdaki boşlukları lütfen kendiniz doldurunuz. Komitemiz, bugün burada sıradan bir adamı ve onun trajik ölümünü anmak üzere toplanmış bulunuyor. Oxford T.A.B. Komitesinin açılış hikayesine geçmeden önce siz saygıdeğer üyelere şunu söylemek isterim ki açılış hikayemiz, dünyadaki ………………’nci hikaye ve ……………..’nci ölümlü hikayedir ama bu denli tuhafına az rastladığınıza ben, adım gibi...
1761 yılının sonlarına doğru Kasım ayının herhangi bir günüydü. Kalabalık, kaotik, ışıltılı bir yoldan geçtiğim kesindi ama bu yolculuğun nerede sonlanacağını hiç bilmiyordum.                                               Altı yaşında bir çocuğun zihninden süzüldüğümü bilemezdim. Sanırım beni önce çalmış, sonra çizgiler üzerine nota nota vücutlandırmıştı. Artık vardım. İlk olduğumu çok sonra öğrendim. İlk olmak güzeldir. O gün bunu anlamamıştım...
 Özgür Atmaca’nın KalemKahveKlavye için kaleme aldığı Kentler ve Müzik serisinin diğer yazılarını okumak için TIKLAYIN. İki karşı kıyı olan Buda ve Peşt, sade müziğini senfoniye dönüştürmüş, sakinliğin hüküm sürdüğü nadir kentlerdendir. Bunun en büyük sebebi, şehrin Buda denilen yakasının tarihi mimarisinin ve geleneksel yapısının, yaşayanlar tarafından hiç bozulmamış olması, halk şarkılarının ve şiirlerinin temsili gibidir....
Özü kaybettim, geliyorum. Bekar evlerindeki leş kokusu dağılmadı çünkü, mimarideki gönye kaydı, gaza bas, topukla evrenden. Ne ilk kaçan sen ol, ne en önde git, ne de geriden gel matematiği tuttu. 44.5’tan geçilen sınıf… Tebrikler çocuğunuz berbat oldu. Özü kaybettim, geliyorum. Beni sev ama dokunma, orası kocama ait burası genel bir bekleme salonu, babamla tanış,...
Sırıtma lan Sazan İsmet! Bu gayrimeşru seni de götürür maazallah Sırtını yasladığın makinalar, evini siler süpürür maazallah Kendini dağ sananlar kirazlara gübre oldu Dallarımdan duman yesin ağbiler, bu hayatın .mına koyayım, desin ağbiler Elbet kışı bahar götürür   Bu yeryüzü ne ağbiler gördü Güneşe silah çekeninden sor beni Durmadan dalga malga sordu Damlarda çevirip bıkanından...
Özgür Atmaca’nın, üçüncü bölümünü Tuğba Keskinkılıç’la paylaştığı Kentler ve Müzik serisinin önceki bölümleri için: Kentler ve Müzik – I  | Kentler ve Müzik II : Roma Çoğu insan alıştığı kültürün dışına çıkmakta zorlanır. Yabancılar belki. Ama bazen duyduğun-gördüğün şey olağanüstü-dışıysa hayallerinin bile ötesine geçer. İlk kez gittiği kent, doğduğu topraklardan daha çok evinde hissettirebilir. Uzun...
15 49.0138 8.38624 arrow 0 bullet 0 4000 1 0 horizontal https://kalemkahveklavye.com 300 4000 1