Gerçek bir şey değil ki her şey zaman yesin
Bir assolistin akan rimeliyle sarhoş olan adamların yurdunda
Bak oğlum, bu gök, seni iki paralel aynaya çevirir
Çıplak saatler üst üste yığılmış ve telaşlı
Talaş kokulu dükkânların akan çatılarından sızan iç bulantısı
Seni bir trenin hüzünlü gidişine çevirir
Yılmış atları düşünme sen, onlar garip bir dansöz seyrindeler
Sana çimenlerin altına uzandığı bir gümüşkuşağı sunuyorum
Bardağın yarısı boşsa doldur, yarısı doluysa boşalt
Üç öğüdüm var sana oğlum
İlki bir kadın hakkında; anneni sev
İki; bir tramplen düşüşü gibi maceralı ve ıslak olsun hayatın, korkma
Üç, onu gördüğünde başının üstünde bir daire göreceksin
İşte o feleğin çemberi, durma geç
Biz seni büyütürken sen de bizi büyütüyorsun
Uzun ama çok uzun akşamlardan kalma sarsak adamlar
Seni bir kabilenin uçan tüylü reisine çevirir
Yani, kızıl batışlarda kanayan yara değil sedeftir, bantla
Yani, bütün sesler uzaya dökülür, deltasında bekle
Yani, deniz vurgunu çok kelimeli bir kitaptır, ikra
Yani koş, koş, koş oğlum; yol senindir









