Kategori / Sert Kahve | Edebiyat
Goya bakıştır. Görür seni. Yazılmak istemedikçe içine çeker, sen de görürsün. Bakıştır. Görür seni. Nerede, kiminle, ne yapıyorsun görür ve resmeder. Yağlı boya veya baskı, her ne kullanırsa kullansın, maddenin arkasındakiyle ilgilenir. Yaşamın arkasındaki ölümle mesela ya da çocuğun gözlerindeki ihtiyarla. Ayağına takılan tasma ile kedilerin karşısında gezdirilen karganın kibirli sevincidir ve görmek istediğin, aslında...
Bu metin, KalemKahveKlavye Dergi ‘nin “Eksik” konseptli ikinci sayısının giriş metni olarak kullanılmıştır. Şu cümleleri işte, bazısının bir şelalenin ardında, bazısının bir çöl ortasında yahut Satürn’ün halkasında bulduğunu rivayet ettiği, alametifarikası, kahvesini içenleri geçmişlerine götürüp getirmesi olan, adına Gödel Kafe dedikleri bir yerde, artık kafenin sahibi midir, vekili midir bilmem, beyaz uzun saçları yüzünün...
Yolun yarısına daha çok varken, yolun başını da geçmiş bir haldeyim. Bazen yaşantımı asansöründe yaşadığım bir apartmana benzetirim. Apartmanın kaç katlı olduğunu bilmiyorum. Belki mütevazı bir apartman değil de, küstahlık abidesi bir plazadır ömrüm. Belki de asansör ters istikamette seyrediyordur, ben burnumla birlikle yukarılarda dolanırken… Ömür dediğin şey çok ve az, tam ve yarım, kuru...
Onca para saydığı çamaşırın kopçasını kedi dişlemiş, mahvetmişti. Onca yaşam saydığı hayatı da kendi dişlemişti zaten. “Tamam, sabah almaya gelirim. Haber verdiğiniz için…” sustu. Teşekkür mü edecekti! İç çekip telefonu kapattı. Yeni yıkanmış çamaşırları toplayıp odaya gitti. Sütyeninin askılarını taktı, acil bir şey olursa diye. Telaşlıyken küçük şeyleri yapamıyordu. İç çamaşırlarını çekmeceye yerleştirdi kadın sıralarına...
Utanç, babamın artık ölmesi gerektiğini söylüyordu. Yıllar sonra babam öldüğünde utancımın bencil ve halden anlamayan egom olduğunu anladım. Bir şeyleri anlayarak dünyaya karşı diyet ödüyordum. O gün de apartmanlar tarafından sorgulanıyorduk. Dar sokaklar düşüncelerimizde açılan kırbaç yaralarıydı ve mahallemizin haritası bu yaralardan oluşuyordu. Babam pencereden çıkıp avaz avaz bağırmaya başladı. Bittiğini, tükendiğini, artık dayanamadığını haykırıyordu. Üstünü...
Ölü evine yemekler getirilir, götürülür. Ölüm, bilimsel olarak kanıtlanmıştır, acıktırır. Susulan anlarda yemek yenilir. Yemek ağızda büyürken rahmetlinin bedeni çiğneniyor gibi hissedip, tükürürsün. Ölüm bir rüyadır, rüyada gibi algılanır. Birileri ölür, insanlar toplanır, bir şeyler sandıklara konur ve birileri tabutlara… Toplanıp yıkanıp paklanıp kaldırılır ve gerisi koca bir toz bulutu. Dünya, yaratılmadan önce nasıldı? Yalnızdı....
rutini bozma, rutin iyidir, rutin belki de bütün hayatın boyunca edinebileceğin en iyi bağımlılıktır değil mi? bir fanus gibi kapansın üzerine o yazlık site hatta. adım başı rutin orası. hatta katmanlı bir rutinler sarmalı. yine o istekler ve bu hafiften ılımaya başlayan mevsim ile beraber azan o duygular, o kaçma isteği içindeki. esinti ve serin kum...
Görünen ve görünmeyen her şeyden 3 tane olmalı Yan yana gelince yok olsun diye Burnum mesela; iki gözümün tam hizasına gelse, yüzümde oyunlar patlasa… Kimliğimi denize attım 7 dakika önce Aklına ilk gelen isim benim adım… 9 dakika oldu, Şarkı açtım: sözlerini bilmiyorum. Az önce kendimi öldürdüm Ve hayat devam etti Radyodan bir yaşam tuttum...
Şehirden çok uzakta, bomboş bir yolun sağ şeridinde orta hızla ilerliyordu. Saati bozulduğu için, tahmin yürütebiliyordu sadece: Gece yarısıydı… Kendinden başka kimse olmadığı için, hız konusunda esnek davranabiliyordu. Rüzgar rahatsız ettiği zaman yavaşlıyor, zamana karşı yarıştığını düşündüğünde ise gaza basıyordu. Fren kullanmıyordu hiç. Karşısına ne bir geyik, ne de bir insan çıkmıştı yaklaşık bir buçuk...
Peçeteye çizip cebime koyduğun yol tarifinin, üzerinden kırk kadim geçmiş. Gelmiştim kapına Tanrım, lakin adresin değişmiş. Beni çağırdığın yerlerde bulamadım seni, Yıkık bir eve çıkıyor ayetlerin, hadislerin de… Üstelik AVM dikeceklermiş belediye enkazı temizleyince. Sevgili Tanrım; beni sürdüğün bu gezegende düşünmek için çok zamanım oldu. Bir asırdan diğerine eskitirken ruhumu sen buralarda yoktun; öyle ki Unutuverdim...
Boş gözlerle baktı doktor Derin bir oh çektirecek cümleler sanki ağzında sakızdı, Çiğnerken konuşamıyor… Ağzında lokma varken de konuşulur doktor! Sigaranın külü belimin sağına değdi, Görünür olmasaydım eğer, böbreğim kül tablası olabilirdi unutmayayım; eve dönünce böbreğimi çıkarıp kül tablası yapacağım. Hatta tüm organlarımı hediyelik eşya dükkanına bağışlarım. Bağırsaklarımdan içi görünen bir kutu olur, içinde de...
Sevgili olur, akarım yıldızların karanlık yarısından ve ben de öyle yararım geceyi, üstelik hiçbir yere sığmam taşarım. Yasemin kokusudur sevgili şimdi uzaktan esen, esintiyle gelen. Martı sesi yavrusunu canla başla doyuran, koruyan. Kadın sesi: dedikodulu… Makas izleri yürekte burkulmuş. Anne olmayan martıların hain kahkahaları gecede çınlayan. Alay edercesine… Salıncak gıcırtısı sakin gecede. Örümcekler yürür üzerinde, izi geçen...
15
49.0138
8.38624
arrow
0
bullet
0
4000
1
0
horizontal
https://kalemkahveklavye.com
300
4000
1