Kategori / Sert Kahve | Edebiyat
Yoran ve yıpratan, hayatın son bulacağı değil; bunu düşünmekti. Küçük bekleyişler beraberinde büyük mucizeleri getirirmiş… Güne kulak çınlamasıyla başlamıştım. Kurt kapanına yakalanmış bir vampir gibiydim ayrıca. Hem acı çekiyordum hem de günün ışımasıyla hayata veda edecektim. Daha da kötüsü: Bir kurda yardım etmiş, tek bacağını kurtarmıştım. Dayanışma kavramına önem versem de bazı konularda yersiz olduğunu...
“Işığın geldiği yer, hep loş, hep boş…” Bir şarkı sözüydü bu, Objektif adlı grubun kasedini yüzlerce kez başa sararak dinlemiştim çocukluğumda ve ilk gençliğimde. Boş bir yerden ışığın nasıl geldiğini anlamadığımda, kendimi anlamak yerine sezmeye bırakmaya başladığım zamanların şarkısı. ** Altından çıkarıldığım enkaz, hayata tekrar doğacağım bir rahim idiyse eğer, birlikte doğduğum yeni kardeşim de...
terk edip gitmeyin şu güzelim evlerinizi ne olur. içim acıyor her gördüğümde. sararmış demir parmaklıklar ile çevrelenmiş muhteşem dairelerinizi, içinde kim bilir nasıl koca hacimli yaşanmışlıkların barındığı harikulade apartman dairelerinizi, özellikle giriş katı ya da kaldırımın hemen üzerinden caddeyi izleyen o içi karanlık ama sanki ben girsem, ben yaşamaya başlasam onlarda, apaydınlık/ışıl ışıl olacak yuvalarınızı...
Çekip giden baba büyük bir travmadır; çünkü karşına geçip seni beğenmeyeceği gün gelecektir. Peter Paul Rubens hem kimsesiz , sevgisiz ve meteliksiz bırakacaksın hem de karşısına geçip hesap soracaksın. bu nasıl bir kendine güvendir? sırf senin şeyinden düştü diye bu insanevladı, annesinin rahimine; hak mıdır bu sana? hem yapayalnız, ürkek ve aç biilaç bırakacaksın hayatın...
Patrick uyuyordu. *** Açık pencerelerden içeri sineklerin girdiği bir kentten bahsediyoruz. Hırsızlara ve güvercinlere yer yoktu burada. Işığı gören sinekler üşüşüyordu içeri. Günümüz dünyasından farkı, sinek kovanların olmayışıydı. Bugün hemen hemen her pencerenin ardında yer alan zehirler ve alarmlara kimse gerek duymuyordu. Sebebi güven değil, kimsesizlikti. Tembellik ve çalınacak kadar değerli bir şeyin olmayışıydı. Sokakları...
Müslüm Çizmeci’nin ilk kez KalemKahveKlavye’de yayımlanan “Yıkım” esasen bir üçleme. Birazdan ilkini okumak üzere olduğunuz üçlemenin ikinci şiiri için BURADA, üçüncüsü BURADA. Klibi bile var. beni sevmezsen dünya barışı tehlikeye girer nurten çünkü benim kalbime atom bombası yerleştirdiler dört yanımda havai fişekli çocuklar var, söylemiş miydim ölümümü bekliyorlar yakmak, yıkmak, havaya uçurmak için böylece kutsanacağım doyarken kanemiciler, ya...
Günlerden bir gün, uyandığımda gördüm ki her şey kana bulanmış. Odamın duvarları, hayatımın her bir köşesi, her bir zerrem, hatta uykum, rüyalarım ve kendisinden köşe bucak kaçtığım ruhum. Günün birinde, yıllarca saklandığım inimden, derimden ayrılıp gün yüzüne çıktığımda, güneşin sıcağından çok insanların fazla renkli oluşu gözlerimi aldı, defalarca katlayıp büyük zevkle minicik parçalara böldü. O...
O yaşatmayı seviyordu, öldürmeyi değil. Yazılarımız yan yana geldiğinde; bir seri katille süper kahraman el ele tutuşuyordu. Ailem ve çevrem tarafından sevilen biriydim. Yaptığım onca şeye rağmen beni desteklemeleri de bunun en büyük göstergesiydi. Birinin sizi desteklemesi tabii ki de sevildiğinizin kanıtı olamaz, fakat onlara verecek bir şeyimin olmayışı ve buna rağmen benimle sürekli paylaşabilecek...
Onların sadece ağızlarını kıpırdatacakları günü bekliyorum Seslerini duymadan dinleyeceğim ve asla merdiven olmayacak! Kendimi çıkarıp portmantoya asmak istedim, Olmadı… Boyum yetişseydi asardım Yıldızlar alçak olsaydı da asardım Asamadım… Işıkları açmadan koltuğa oturdum; Demin bir kadının ölüşüne şahit oldum Gözlerim hep açık kalmalıydı Ve ben… Mutlu ya da mutsuz hiçbir insan tanımamalıyım Tek kelime edilmesin Tanıdığım...
bu bir naziredir ben müslüm çizmeci, insan, 27 yaşındayım. her şey ben ölürken oldu, bunu bilsin kediler ben ölürken koptu kıyamet ben ölürken sil baştan tekrarlandı kainat her şeyi oldum içim rahat gök sarıldı, çamura güneş verildi linç edilmem için artık bütün deliler safta kazandım aşkını fahişelerin alay ediyor benimle bakireler ve. sözlerim var köprüleri...
Senin adın Nazım değil diyor kadın Evet, mezarına gidip, mezar taşını söküp kapıma çakmalıyım diyorum Öldürüyormuşum kendimi öyle diyor çekyattaki kadın Çok okuyorsun yapma diyor, biraz, biraz konuş diyor Ağzımı açıyorum o vakit Ağzımdan okuduklarım çıkıyor Benim olmayan, başkasına ait olan cümleler “Seni öteye götüreceğim…” diyorum Bir kelime eksik Attilâ İlhan’a rezil oluyorum Kadın rezilliğimden...
Etim de kemiğim de Tanrı’da Beni yaratmasını istemiyorum! İşte bu sessizliğin içimde piyano çalıyor Kendimin içine giriyorum; İki kapının sağından giriyorum Saçlarımı beyaz iple topluyorum yürürken Fısıltılar duyuyorum Hiçbirinin sureti yok, adları çok! Yüksek sesle konuşmak yasak Çünkü susuyorsun… Öyle bir susuyorsun ki karşımda Ayakkabılarımı çıkarıp ilerliyorum Bastığım yeri görmüyorum Daha derine daha ileriye Benim...
15
49.0138
8.38624
arrow
0
bullet
0
4000
1
0
horizontal
https://kalemkahveklavye.com
300
4000
1