theme-sticky-logo-alt
img-alt
img-alt
img-alt
img-alt
Etiket / Öykü/Hikaye
Derler ki: Yedinci gün Tanrı dinlenmeye çekilmiş. Bahçesindeki kuğulara bakarken -muhtemelen hamakta- uykuya dalıp gitmiş. Rüyasında dünyayı görmüş. Güneşin etrafında raks ederken gördüğü bu yuvarlağı yarattım mı yaratmadım mı sorusunu uyur uyanık kendine sormuş. Deneb‘in altında uyuyorum. O öyle bir yıldız ki parlak gölgesiyle sarıyor rüyalarımı. Her gece yeniden aşık oluyorum. Kuğunun narin boynunu şanslı insanlara bırakıyorum. Yetinirim...
Lütfü Ağabey de umut torbası gibi adamdır. Ağzında bir “Düzelecek” lafı, bir de kısa Maltepe eksik olmaz. “Memleket düzelecek yormayın kafanızı. Beşiktaş düzelecek çocuklar. İşler düzelecek be loçkam!*” “Sanki dünyadaki bütün çay ocakları kapalı Ve göklerden tepelere inen bir sokak Ya da bir akarsuyum ben…” – Edip Cansever Uçuyordu adeta Selim. Sağ açıkta oynardı. Topu aldığı...
“Ergen” kelimesinin küfür olarak kullanıldığı günlerdi. Olgunluğun popüler olduğu aşikardı ama okuma yazmayı öğrenen her insanın bu rolü üstlenmesi tek düze bir hayat çıkarmıştı ortaya. Bundan sıkılıyordum o zamanlar. Çocukluğun hoyratça dışlanmasını yaşamıştık zaten ve sıranın ergenliğe gelmiş olması bir sonraki zaman diliminde olgunluğun bize yetmeyeceğini gösteriyordu sanki. Bundan elli yıl sonra herkesin kendini yetmiş...
Her “rüya” kelimesi geçtiğinde Freud‘un ruhunu çağırmak gerekmez. Ruhu gelmez. Gelse de bir şey değiştirmez. Bir rüya bazen sadece bir rüyadır. Yağmurun sürekli yağmasından şikayetçiydi kadın. Almanya’dan şikayetçiydi. Aşklarından, aşklarının karşılıksız olmasından, bu karşılıksızlığın hoyratça yüzüne vurulmasından şikayetçiydi. Bu kadar çok şikayet ettiği için kendinden şikayetçiydi. Kendinden şikayetçi olduğu için yaşadığı çaresizlik duygusundan şikayetçiydi. Çaresizlik...
Gözlerini kamaştıran ışığa ulaştığında son bir gayretle,  kendi kanıyla katilinin adını yazmaya çalışan kurban misali,  dünyasının duvarına şunları yazdı: “Bütün vitamin kabuğundaymış.” “Buralar benden ne kadar önce bu hale geldi acaba?” diye içinden geçirdiğinde henüz 1 saatlikti. “Çürümenin sebebi babamızdı” diye kulağına fısıldadıklarında kardeşleri,  organları 3 saattir çalışmaya başlamıştı. Evini yemeye başlayalı 1 gün olduğunda,  hayatta kendinden başka kimse kalmadığını fark etti....
Meryem’in rahmi kurşunlara, Rahmi ise oksijene dayanamamıştı. Hayatında ilk defa tattığı acıyı bitirmek için silahı ağzına soktu. Arkasına yaslandı. Kafasını kaldırıp tavana baktı. Vizyonda geçmişi vardı. Zihnindeki yönetmenin, geçmişte yaşadığı travmatik olaylardan seçme bir film sahneleyeceğini anladı: Yedi yaşındaydı. Toplam nüfusun on iki olduğu bir akraba ziyaretinde vakit geçirebileceği hiçbir çocuk olmadığı için bahçede tek...
Öldürdüğüm insanlar geliyor aklıma. Hadi oradan, sen ne bilirsin adam öldürmeyi! Bilirim ben, araya girip durma. Kalemimle, klavyemle öldürmedim mi insanları? “İnsan nedir? Et, kemik, yağ, sinir. Danadan ne farkımız var?…. Önemli olan içinde ne var?” Reha Erdem, İnsan Nedir ki? Acıların en acısı, eğer acı denen olgu derecelendirilebiliyorsa, ölümdür. Bunu en iyi şekilde anlayabilmek için...
Tuğba Onu dinlerken gözlerimi kaçırmıyordum. Bir tek onu dinlerken… Ama onu anlamıyordum da. Çözmeye çalıştığı şeylerin beni ne kadar ilgilendirmediğini benim kadar o da düşünüyor muydu? Bu hayatın ötesini kafasına bu kadar takarken bu dünyada kaçırdığı şeylerin ve kırdığı kalplerin ne kadar farkındaydı? İkimiz de bilmiyorduk. İki kere iki dört: Gördüklerinden sorumlu, görmediklerinden muafsındır. Öyle...
Ben bu gürültülerin, düzenli ve düzensiz ritimlerin altındaki ağlatan etkiyi hissettiğimden beri içimde kürtajın yasaklandığı ülkedeki rahimlere yanlışlıkla yerleştirilmiş bebekler gibi büyüyen bir tedirginlik var. Yalnızlığı anlatan her şeyde olduğu gibi kimseye hitap etmiyor yazdıklarım, yalnızlıklı yazılar birine hitap ettiği an yalnızlığı incitmiş oluruz, bilmiyorlar. Yalnızlıktan şikayet edenlerle yolumu ayırdım, üzerinden beş kış geçti, altıncısına...
Yaptığımız her şey ölüm gerçeğine direnmek için… Bunca ölüm, bunca hayat, bunca ideal, bunca para, plan ve boş veriş; bunca sanat ve kültür… Öleceğimiz an için güçlü bir teselli yaratıyoruz ki gece yataklarımıza girdiğimizde, “Ne olacak benim sonum” kaygısını biraz olsun rahatlatalım… Hiçbir şey bitmeyecek; her şeyin bitişi bire bir kendi bitişimize bağlı… Her şey...
…    Bana yazamadığım cümleleri ver. Kullanamadığım hitapları, okuyamadığım kitapları… Veremezsin. Hitapsız başlayan bir mektup, pek çok şeyin kanıtı olabilir. Benim kanıtım değil, bu kesin. Ne zaman kalemimden çıktıysa bir hitap, daha mektup bitmeden ismi değişti karşımdakinin. Karşısındakini gerçekleştiremeyen, kendisini gerçekleştiremez. Sana birtakım sırlar vereceğim. Anlamışsındır ki, sana sır vereceğini söyleyen herkes gibi ben de yalan...
       Güneş uyanalı iki saat, ben uyanalı bir saat olmuştu. Kanıksanmışlığı ile yabancılığı at başı giden rahat yatağımdan çıkmak, pencerelerime kalp masajı  yapan sabah ayazının soğukluğunda zordu. Fakat kalktım; uyuyarak geçen elli yılın ardından elli birinciye doğru seyrederken daha fazla uyumanın, bu önemli ve beklenen sabaha yapılacak tek kötülük olduğunu hissetmiştim. Kendime doğru işleyen güçlü...
15 49.0138 8.38624 arrow 0 bullet 0 4000 1 0 horizontal https://kalemkahveklavye.com 300 4000 1