Meyhaneden döneli bir saat olmuştu. Sarıpire Mezarlığı bekçi kulübesinin önündeki sandalyede vicdan duygusunun kendisini nasıl bu hale getirdiğini düşünüyordu. İçinde çok az vicdan kırıntısı vardı. Sorun kendi vicdanı değil başkalarının ona karşı duyduğu merhametti. İşte bu duygu onu çılgına çeviriyordu… *** Reha, 4 yıl Çocuk Esirgeme’de kalmıştı. Ağladığı hiç görülmemiş, kendi kendine oynayan, sessiz, istekleri...
Halka halka büyüyen kakafonik öykülere, anlatımlara ve susmayışlara dair.. Akustik ve estetik hiçbir geçerliliği olmayan yaşantılarımızda sanırım en çok da kulakların mesaisi hiç bitmiyor. Tüm anlatımlar, uyarıcılar, vericiler duyum sınırlarımızın çok üstünde hareket ediyor. Ses gibi insanı derinden etkileyen, hassas ve nitelikli uyarıcının hangi ara gürültü ile eşdeğer anıldığını hatırlamıyoruz bile. Sanırım, ses’in gürültüye dönüştüğü...
Ben bir tabancayım. Daha doğrusu kullanıma göre değişen bir gövdeyim. Kafama bir namlu takarsam tabanca olurum, bir bıçak geçirirsem süngüyümdür, göğsüme mermi yüklü bir kordon dolayıp otomatik tüfek olurum, istediğim zaman bir parçamı kopartıp pimimi çeker fırlatırım. Çiğnediğim toprakların altına kendimden bir parça koparır gizlerim. Sonra ince uzun gövdemi karanlığa boyar yok olurum, parçamın üstünden...
“Ben bir usta değilim, bir öğrenciyim.” “Seksen yaşında olduğumun kuşkusuz farkındayım. Her an ölebileceğimi umuyorum ama yaşamayı sürdürmekten, hayal kurmak benim işim olduğuna göre hayal kurmayı sürdürmekten başka ne gelir elimden? Durmadan hayal kurmalıyım, sonra da o hayaller sözcüklere dönüşmeli, ben de o sözcüklerle boğuşmalı, onlarla elimden gelenin en iyisini ya da en kötüsünü ortaya...
Geçtiğimiz ay “Ubor Metenga Öyküleri”yle 8. yılını kutlayan Kayıp Rıhtım Aylık Öykü Seçkisi, yeni sayısında “Yarasa Öyküleri”ni konuk ediyor! Her ay farklı bir temada yazılan fantastik, bilimkurgu, steam-punk, korku-gerilim, polisiye gibi alt türlerde kaleme alınmış öyküleri sayfalarında ağırlayan Öykü Seçkisi 100. sayısına doğru son sürat ilerlerken Temmuz 2017 tarihli 97. sayısında “Yarasa” öykülerine yer verdi....
Lilith’le Âdem’i topraktan, aynı anda yaratır Tanrı, mutlu yaşasınlar diye cennete yerleştirir onları. Ama ne mümkün… Doğuştan asi Lilith, bir türlü, her alanda söz sahibi olmak isteyenÂdem’in efendiliğini kabullenmez. Karşı çıkar. Onun hep üstte olmasını aşağılayıcı bulur, itiraz eder. Madem ki topraktandır ikisi de, öyleyse eşittirler şu yeryüzünde. O zaman üste çıkmalıdır sırası geldiğinde kendisi...
Bu kitaptaki 12 öykü, 1850’lerden başlayıp iki dünya savaşının içinden geçerek günümüze geliyor; Kanada’dan Brisbane’e, Balkanlar’a ve Somme’a uzanıyor. Bu büyüleyici öyküler kısıtlanmayı, frenlenmeyi reddeden sıra dışı kadınların sırlarını ortaya koyuyor. Ünlü İngiliz kültür tarihçisi ve biyografi yazarı Lucy Hughes-Hallett, bu kitap hakkında The Sunday Times’a yazdığı yazıda şöyle diyor: “Alice Munro’nun duru anlatım biçemi ve...
“Benim adım Âdem!” Sokaktan gelen bu sesle gözlerimi açtım. 3,5 yıl olmuştu bu mahalleye geleli. Taşınmamın beşinci sabahı da “uyanın köleler!” sesiyle uyanmış ve cama koşmuştum. Uzun boylu, uzun suratlı, saçları örülmüş ve koyu yeşil palto giymiş bir kadın, mahallenin bir köşesinden diğer köşesine dolaşıp bir şeyler anlatıyordu. İşe gitmemiş adamlar ve kadınlar pencerelerinde onu...
“Ortam sesi zemine göre değişiyordu. Viyadükten geçerken yankılı, asfalttayken tok bir gürültüyle ilerliyordum. Teypte çalan Charlie Parker vites arttırdıkça ben de gaz pedalına yükleniyordum. Yol, gündüze nazaran boştu. Sürat yapmak aynı seviyede ölümcüldü. Ölümden âlâ tehlike var mı diye soracak olursan, inan o sırada düşünmemiştim. Sokak lambaları uzun pozlamada çekim yapan bir fotoğraf makinesinden çıkmışçasına...
“Oysa herkesin büyük şaşkınlığa uğradığı yer, herkesin öyküler anlattığı bir yerdir.” Susan Sontag Türkiye’de öykünün güçlü bir tarihi var… Ömer Seyfettin’den Sait Faik’e, toplumcu edebiyattan ’50 kuşağına, öykü yazarlarımızın gücü, üretimi, yaratıcılığı hiç eksilmedi, Tahsin Yücel’in de dediği gibi, Sait Faik, Orhan Kemal gibi yazarların sayısı dünyada da çok fazla değildir… Öykü Gazetesi, edebiyatımızın bu...
Kahvenin önünde oturan gençlerden biri saatine baktı ve geri sayıma başladı. “10… 9… 8…” Herkes geri sayıma ortak olmuşken Harun neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. Harun, mahallenin yenilerinden sayılırdı ve olup bitene dair en ufak bir fikri yoktu. Dünyayı yok etmek isteyen kötü adamların, dünyalılara son bir şans vermek için geri sayımı olan bomba koyduğu filmler...
Daha kısa, daha kısa, her şeyi söyleyen tek bir hece kalıncaya dek. Daha kısa, daha kısa… Hepsi kısa, ama şaşırtıcı düşündürücü tümceler. Elias Canetti Henry David Thoreau’nun; “Mesele öykünün uzun olması değil, onu kısaltmak için gereken sürenin uzun olmasıdır,” sözleriyle kısa öyküye getirdiği yorum, bizi “Kısa öykü nedir?” sorusu, üzerinde düşünmeye sevk ediyor. Bir ölçüsü...
15
49.0138
8.38624
arrow
0
bullet
0
4000
1
0
horizontal
https://kalemkahveklavye.com
300
4000
1