“İnsan psikolojisinin kara kutusu rüyalarla ilgili yepyeni bilgiler açığa çıktı! Bazı bilim adamlarınca parmak izi gibi biricik olan rüyalar, diğer bilim adamlarınca kolektif bir alt bilincin meyvesi. Bu noktada makaleler ikiye ayrılıyor. Rüyaların doğru hatırlanıp hatırlanmadığı ve tam anlamıyla paylaşılıp paylaşılamayacağı soruları ise hâlâ gizemini koruyor. Siz siz olun, rüyanızı hayra yorun!” *** Artık üstünde...
“Arkeologlar meşhur antik kentte alışılmadık türde bir yazıt daha keşfetti. Ne zamana ait olduğu bilinmeyen höyük yeniden koruma altına alındı. Bir kısmı çözülen tabletlerin üzerinde çalışılmalar yürütülmeye devam ediliyor. Uzmanlar tabletlerin bulunduğu yerin bir mezar olup olmadığını bilmediklerini ancak çevresinde kırık bir ayna ve ne olduğu belirlenemeyen küçük bir takım objeler gömülü bulunduğunu belirtti” ***...
İnsan, insan olamadan geldim buraya. Ne zamandır buradayım? Bilmem. Ne kadar daha bekleyeceğim? Bilmem. Bildiğim bir şey var; insan hala tam anlamıyla insan olabilmiş değil. Değil belki ama şansı var kabuğunu kırmaya. Beklemek demiştim değil mi? Beklerken ben insan olmayı, çok şey oldu. Çok şey değişti. Bir köpeği tekmeleyene “hayvan” demeye başladı insanlar mesela. Köpeğin...
Köy düğünleri daima neşelidir. Müzik, dans ve sabahlara kadar süren eğlenceyi gencinden yaşlısına herkes sever. Bu düğünlerin tatsız yanları da vardır tabi, buna değineceğim. Ayışığının aydınlattığı bir köydü bizimkisi. Hayatta kalmak için yaşıyorduk sadece; karnımızı doyuracak kadar ekiyorduk, fazlasına gerek yoktu. Tek bir sokak lambası dahi yoktu köyde, sadece ayışığı aydınlatıyordu. Hiçbir şehir ışığına değişmem...
On yıl sonra onu yine görebilmek bile fazlasıyla inanılmazdı. Üstelik karşımdaydı, aynı masadaydık hatta; bir şeyler anlatıyordum, o da dinliyordu. Gülümsüyordu ara ara. Az konuşurum, daha doğrusu fazla konuşamam ben; ama o sıkılmasın diye buluyordum şimdi cümle oluşturabilecek kelimeler. Çağırırken korkmuştum, ya gelmeseydi. Geldi, şimdi çay içiyor. Aldığı her yudumda Rize biraz daha vilayete benziyor....
Yüksek, tel örgülü aşılamaz duvarların arkasından gelen korna sesleri, çocuk bağırışları, dalga sesleri bir mahkûmu nasıl hapishaneden kaçmak için harekete geçiriyorsa; yıldızların yanıp sönmesi, sonsuz siyah boşluk ve bilinemez bir merak da insanı uzaya kaçmaya iter. Aslında biz dünyada mahkûm muyuz? Yoksa yıldızlar göz kırptığında merak değil de bir mahkûm gibi pişmanlık mı duyuyoruz? Zamanın...
Adnan Abi’yi, hayatımın bir döneminde sığınağım olan 350 no’lu ganyan bayiinde tanıdım; ağzında az sayıda diş, mütemadiyen kirli sakal; bir gün takım elbise, bir gün eski ve yırtık bir kotla. Öksürüyor, tıksırıyor bu, burnunu siliyor; pek hoşlanmıyorum Abi’den. Bizim Ali çok seviyor onu. Birlikte ortak üçlü, dörtlü kupon yapıyorlar. Ben işsizim, öğrencilik bitti. Ali’ninse okulu...
1997’de Özcan Karabulut’un başlattığı 14 Şubat Öykü Günleri; 2003 yılında da 69. Uluslararası P.E.N. Yazarlar Örgütü’nün kongresinde de kabul görerek, 14 Şubat Dünya Öykü Günü’nüne dönüşmüştür. Öykü üzerine odaklanan ve artan bir ivmeyle süregelen bu etkinlikler ve bu tarih bir tesadüf değildir. Çünkü 1990’larda “öyküde hareketlilik” olarak adlandırılan, birçok genç öykücünün ortaya çıkmasını sağlayan bir...
Güzel çocuktu Rocky. Hayatı ucuz şarap, sigara, Enis Batur kitapları, arkeoloji ve Dev-Sol’dan ibaretti onun. Yarının olmayacağı ihtimali, dün bir şey yaşayamamanın öfkesiyle birleşince, bugün kendini deli gibi bir şey yapardı bu yaramaz oğlan. Eline üç kuruş para geçerse, asla yalnız harcamaz, sevdiği bir iki kişiyi, beni, bizi arar; çoktan alıp hazırladığı biraları, tuzlu leblebiyle...
Adımsayarım yirmi beşi gösteriyordu; yürümeyi hiç bırakmak istemesem de öyle yorulmuştum ki dinlenmek için bir kilometre taşına oturdum. İnsanlar alay ederek yanımdan geçip duruyorlardı ama ben buna alınganlık gösteremeyecek kadar hissizdim. Hatta büyük eğitimci Bayan Eliza Dimbleby rüzgar gibi esip geçerken beni direnmem için cesaretlendirmeye bile çalıştı, bense sadece gülümseyip şapkamı kaldırdım. İlk başta; bir...
Özü kaybettim, geliyorum. Bekar evlerindeki leş kokusu dağılmadı çünkü, mimarideki gönye kaydı, gaza bas, topukla evrenden. Ne ilk kaçan sen ol, ne en önde git, ne de geriden gel matematiği tuttu. 44.5’tan geçilen sınıf… Tebrikler çocuğunuz berbat oldu. Özü kaybettim, geliyorum. Beni sev ama dokunma, orası kocama ait burası genel bir bekleme salonu, babamla tanış,...
Asfaltta hiçbir şey filizlenmiyor. Etim kesildi bir çınarın altında. Kanamadım. Oyuklarımdan sızsaydı deliren bir iki damla, damlatırdım yerin dibine. Beslen diye. Asfalttan hiçbir şey sızmıyor yerin dibine. Önce bin yıllık çınar dediler, sonra budamışlar da böyle kalmış dediler. “Ululuğuna aldanma, kırık dallarından içine ağlar bu.” dediler. Çınar bizden mutluydu oysa. Yine de içine kanarmış. Ben...
15
49.0138
8.38624
arrow
0
bullet
0
4000
1
0
horizontal
https://kalemkahveklavye.com
300
4000
1