15 49.0138 8.38624 arrow 1 arrow 1 4000 1 0 horizontal https://kalemkahveklavye.com 300 0
theme-sticky-logo-alt
img-alt
img-alt
img-alt
img-alt
ölüm
“Bir hayattan geriye ne kalır?” Kitabın arka kapak yazısının ilk cümlesindeki bu soru, kitaba başlarken gösterdiği etkiyi kitap bittiğinde daha da derinleştiriyor. Mezardakilerin geçmişleriyle ilgili neler düşünebileceği varsayımına dayanan Robert Seethaler’in son kitabı Toprak, ölümün gizeminden çok yaşamın gizemiyle baş başa bırakıyor bizi aslında. Aynı zamana ödüllü bir oyuncu da olan Robert Seethaler ile Türkçe…
çünkü modern sana her zaman bir çıkış kapısı bırakır uçak modu, kimya endüstrisi, psikolojik terminoloji tabutuna açılmış şirin havalandırma deliklerinden dünyayı dikizliyorsun. işte huzur, şuur, güven peron seni çoğu zaman cezbediyor orada biletini yırtan atlar panayırı yeni bir gösteriyi muştalayan çığırtkanlar aranıyor sigortalı bir ölü olmak istemez misiniz hava deliklerine yeni optik mercekler için fazla…
Bayanlar ve Baylar, NOT: Aşağıdaki boşlukları lütfen kendiniz doldurunuz. Komitemiz, bugün burada sıradan bir adamı ve onun trajik ölümünü anmak üzere toplanmış bulunuyor. Oxford T.A.B. Komitesinin açılış hikayesine geçmeden önce siz saygıdeğer üyelere şunu söylemek isterim ki açılış hikayemiz, dünyadaki ………………’nci hikaye ve ……………..’nci ölümlü hikayedir ama bu denli tuhafına az rastladığınıza ben, adım gibi…
Farklı zaman dilimlerinde, farklı mekânlarda, farklı kültürlerde ölümün ele alındığı W.M.Spellman kitabı “Ölümün Kısa Bir Tarihi” Can Yayınları’ndan çıktı. Ölüm… Kültürümüzde “aman ağzından yel alsın”dan “söz ölüm getirmez”e kadar farklı şekillerde andığımız bir olgu. Pek çok kültürde de aynı çelişkilerle ifade ediliyor. Bu kitapta ölüm farklı zaman dilimlerinde, farklı mekânlarda, farklı kültürlerde ele alınıyor, zengin…
Sıra bana geldiğinde, “Katilime geçiş hakkı tanımıştım… Tanıdım yani. İstemeden” dedim ve anlatmaya başladım. Tabii sıra ona gelene kadar anlatmam gereken başka şeyler de var. Rutin bir toplantıydı. Cumartesi geceleri, sabahın ilk ışıklarına kadar bir evde toplanır ve aklımıza gelen her şeyi anlatırdık. Müzik dinler, şarkı söyler ve doya doya sigara içip oyunlar oynardık.  Bu…
Ölü evine yemekler getirilir, götürülür. Ölüm, bilimsel olarak kanıtlanmıştır, acıktırır. Susulan anlarda yemek yenilir. Yemek ağızda büyürken rahmetlinin bedeni çiğneniyor gibi hissedip, tükürürsün.  Ölüm bir rüyadır, rüyada gibi algılanır. Birileri ölür, insanlar toplanır, bir şeyler sandıklara konur ve birileri tabutlara… Toplanıp yıkanıp paklanıp kaldırılır ve gerisi koca bir toz bulutu. Dünya, yaratılmadan önce nasıldı? Yalnızdı.…
 Sayınızı kestiremiyorlar. Kanınızı, canınızı kestiremedikleri gibi eften püften öldüğünüzü düşünüyorlar. Hatta:  “Bu zamanda böyle topluca ölünür mü?” diyenler bile var. Unutulacaksınız! Hiç hatırlanmadığınız halde unutulacaksınız ve belleklerimizde iziniz dahi kalmayacak. Sayınızı kestiremiyorlar. Kanınızı, canınızı kestiremedikleri gibi eften püften öldüğünüzü düşünüyorlar. Hatta:  “Bu zamanda böyle topluca ölünür mü?” diyenler bile var. Gittiğiniz yer her neresiyse “Unutulanlar Ülkesi”…
“Ergen” kelimesinin küfür olarak kullanıldığı günlerdi. Olgunluğun popüler olduğu aşikardı ama okuma yazmayı öğrenen her insanın bu rolü üstlenmesi tek düze bir hayat çıkarmıştı ortaya. Bundan sıkılıyordum o zamanlar. Çocukluğun hoyratça dışlanmasını yaşamıştık zaten ve sıranın ergenliğe gelmiş olması bir sonraki zaman diliminde olgunluğun bize yetmeyeceğini gösteriyordu sanki. Bundan elli yıl sonra herkesin kendini yetmiş…
Gemiler, limanlar için yapılmamıştır. İnsan daima güvende olmak için yaratılmamıştır. Siz de yatağa yatmadan önce ışığı açıp, her şeyin konumunu kafasındaki haritaya yerleştirip öyle yatan garanticilerden misiniz? Çocuklarınızın ellerini bırakmaz mısınız hiç siz? “Bırakayım, düşsün, düşecek elbet…” demez misiniz? Onları da kendi bellediğiniz yolda sürükler misiniz? Sizin sularınızda martı havalanmaz mı hiç? Hep serçe ürkekliğinde…