theme-sticky-logo-alt
img-alt
img-alt
img-alt
img-alt
Yazar / Damla Orhan
Yumruk yaptığı sağ elini sürekli sıkıp gevşetiyordu. Sokağın taşlarına bakarak ağır ağır yürüyordu. Ay tepedeydi. Astrolojiyle ilgilenseydi dolunayın kova burcunun başladığı geceye denk gelmiş olduğunu bilirdi. Ağzından çıkan duman soğukla sigara karışımıydı. Dilsiz binaların içlerinde barındırdığı hayatlardan bihaber önlerinden geçiyordu. Aslında aradığı şey taş betonların, sıvasız duvarların, kapalı kapıların ardındaydı. Herhangi bir daire kapısına gidip...
“Anlat. Bir kere daha seni dinliyorum…” dedi ve arkasına yaslandı doktor. Doktorun yaşını asla tahmin edemezdi; gözlüklerini takmadan başka, gözlüklü başka, kalem kâğıdı eline almadan başka, yazarken başka, susarken başka, konuşurken ise ürkütücüydü… parçalara bölünerek ölen insanlar tek bir vücutta birleşmişti sanki. Bu yüzden de yaşı birden fazla insandı. Birçok kez anlatmıştı, her defasında söylemediği...
Yirmi dört saatten fazladır koltukta, yanımda market poşetleri, oturuyorum. Avuç içlerimin yanmasıyla ellerimin birbirine kenetli olduğunu fark ettim ve kim bilir kaç saatten sonra yirmi parmağımı ikiye bölüp, uyuşan ellerimi yavaşça hareket ettirmeye çalıştım. Ellerimi henüz tam hissetmeye başlamamışken parmak uçlarımdan ipler çıktı ve iplerin ucu ileri fırlatılan tükürük gibi halıya düştü. Halının üstünde işaret...
KalemKahveKlavye yazarlarından Damla Orhan’ın, 2015’te sınırlı sayıda basılıp sınırlı noktalara dağıtılan metni Ayraçsız, şimdi online olarak yayında. “Ben yeraltıyım!” böyle başladı cümle… Ilık bir ilkbahar sabahı… falan değildi. yalnızlığın güne başlamış haliyim içimde koca bir sıkıntıyla yüzümü yıkadım aynaya bakıp kim olduğumu hatırladım saat yerindeydi, zaman dibinde ben boşlukta, boşluk bende… havada asılı unutulmuş gibi....
Meyhaneden döneli bir saat olmuştu. Sarıpire Mezarlığı bekçi kulübesinin önündeki sandalyede vicdan duygusunun kendisini nasıl bu hale getirdiğini düşünüyordu. İçinde çok az vicdan kırıntısı vardı. Sorun kendi vicdanı değil başkalarının ona karşı duyduğu merhametti. İşte bu duygu onu çılgına çeviriyordu… *** Reha, 4 yıl Çocuk Esirgeme’de kalmıştı. Ağladığı hiç görülmemiş, kendi kendine oynayan, sessiz, istekleri...
“Benim adım Âdem!” Sokaktan gelen bu sesle gözlerimi açtım. 3,5 yıl olmuştu bu mahalleye geleli. Taşınmamın beşinci sabahı da “uyanın köleler!” sesiyle uyanmış ve cama koşmuştum. Uzun boylu, uzun suratlı, saçları örülmüş ve koyu yeşil palto giymiş bir kadın, mahallenin bir köşesinden diğer köşesine dolaşıp bir şeyler anlatıyordu. İşe gitmemiş adamlar ve kadınlar pencerelerinde onu...
Vızzzzzz.. “Hay annenin kolyesi kopsun!” Uyku sersemiyle sineğin annesini düşündüm: kırmızı ruj sürmüş, pembe dizlerdeki elbisesi ve kara bağrında küçük yeşil kolye… Öyle uçuşuyor havada. Gülümsedim. Sinek dudağıma kondu; nefesim her sabah ekşi kokar, bunu fark etmiş olmalı ki hemen uçtu. Vızzzzzz… Dört sabahtır bu sesle uyanıyorum. Camı açtığım halde gitmiyor. Kapıdan da gelen yok...
“Gökyüzündeki zamanı bul. Gökteki özgürlüğü yakala. Dünya durdukça gökyüzüne bak, daima yıldızlara uçabilecek kiloda olacaksın.” Gözlerimi duvarda asılı olan tabloya açtım. Tanımadığım ama huzur duyduğum bir yataktaydım. Duvarlar, çarşaf, komodin ve parkeler beyaz renkli, diğer eşyalar hardal ve yeşil tonlarıydı. Tablodaki resim tanıdık geliyordu. ‘onu ben yaptım’ dedim içimden. Eve yabancı olduğumdan tabloyu benim yapmış...
Bir gece odamın camından atlayıp yukarı düştüğüm için ölememiştim. İntihar girişimimi rutin olarak tekrarladım.  Kolaj: Özlem Çetinkaya Yaşımı unutmayı kitaplardan öğrendim. Çişimi söylemeye başladığım gün sağ başparmağımın olmadığını, ilk kanamamda ise belimde yanık izi olduğunu gördüm. Zorlu bir ilk aşk dönemim olmuştu. Ranzadan düştüm ve ilk aşkımı unuttum. Mezardan sağ çıkan büyükannemle yaşıyordum. Bedeninin aslında...
“Ben bu tarafa nasıl geçtim?” Sesimin çıktığından emin değildim ama adam duymuştu: “Tanrı göz kırptı ve kirpiği havalandı. Yine görüşeceğiz. Orada seni bekliyor olacağım.” Karşıdan karşıya geçerken yerin altına inen bir merdiven önümü kesti Merdivenin başında kara kedi vardı Üç adım geri gidecekken bir adam belirdi arkamda “İlerle. Yunanistan’a gidiyorsun.”  Merdiven ayaklarımın önüne hızlıca yaklaştı,...
Şarj cihazının kablosunu kitaba vuruyordu. Çıkan ses odada yankılanmaktan ziyade beyin kıvrımlarındaki kayaları parçalara bölüyordu. Birkaç dakika önce bitirdiği tabloya bakarken onu niçin yapmış olduğunu çözemiyor, tablo içinde tabloların matruşka gibi küçülmesinin ne anlama geldiğini bilmiyordu. Neden yapmıştı bunu? Ressam değildi, fırçayı bile tersten tutup öyle çizmişti. Rahatlamak yerine huzursuzluk duyuyordu. Tuvali camdan atmaya kalksa...
Yalnız bırakın beni! Gidin! Gidin savaşın siz, Heykelleri verin bana Anlamazsınız taşların dillerinden, kırılırlar Kırarsınız onları, Susun! Tapmayın hiçbirine Tanrı değil onlar! Koruyun sadece, Şişt kırılgan onlar, kırmayın!   Gidin kan için siz, Beni bırakın! Yamalı paltomdan sızan yaşanmışlıklarla doyarım, Aç çocukları, kedileri, köpekleri bile beslerim, Onları da bırakın bana Onları verin bana! Çocukların hayvanlara...
15 49.0138 8.38624 arrow 0 bullet 0 4000 1 0 horizontal https://kalemkahveklavye.com 300 4000 1