theme-sticky-logo-alt
Etiket / Onur Sakarya
Şiirle ve ilaçlarla unutmaya çalışıyorum, tarihimin en tuhaf çarpışmasını, çünkü ben tekliği yaşadım. Korkunçtu, harikaydı, aşktı, şuydu buydu, bu çıldırmış uçakların eve dönüşü gibiydi. Sonra rahatladım. Orada bir hastane koğuşunda, benle sürekli güreşen nevresim takımlarının ve yorganların arasında, ruhun yapıldığı maddeye gömüldüm. Sonra çiçekle silah aynı anda beynime kiracı çıktı. Gerçek bulandı. Kendimi kendimden korudum....
Uzun dudaklar gibi kan rengi bir şarkı iner mahallenin kıvrımlarından, bir Mersin güneşi Yaktığın her kelime bir fotoğraf gibi çakılır gök pencerelerine, kırılır anlam Bir zehri kusar yüzüne karanlık bıyıklar, pavyonlar yanarken Uzanır ellerine mikrofonlar ve alkışlar ve sarı çığlıklar Saçların çok geniş günahları örter, bir sabahın anlamsızlığını örter Gidersin sonra yine gidersin Peşinden gelir...
Külüstür Metinler uzun zaman sonra yeniden okur karşısında. Yazılarına ve şiirlerine KalemKahveKlavye’de de yer vermekten mutluluk duyduğumuz Onur Sakarya‘nın yeni kitabı Külüstür Metinler, Düşülke Yayınları etiketiyle yayımlandı. Külüstür Metinler · Arka Kapak Onur Sakarya hayal kurmuyor, sanrı da görmüyor. Gerçek hayatı elekten geçiriyor sadece. Elekten aşağı süzülenlerle eleğin üstünde kalanları asla birbirine karıştırmıyor. Elekteki tortuyu...
Bu akşam, bu akşam, duvarlarla beyaz kadehlere başladık Bu akşam işte, bir terzi dikkatiyle söktüm göğsünden kalbimi Sonra oturma odaları sustu, ama kumandalar bulundu, zafer senin Çıldırdım, yavrusunu yuvasında bulamayan bir arı kuşu gibi Merhaba çivi delikleri, çatlak sıvalar, tütünlü perde Duvarlar. O duvarlara çaktığımız uzun sessizlikler… Bu akşam, bu akşam, intiharları önemseyen bir sağanak...
Bugün çok kara ve yalnız trenlere uçurtma attım Biliyorlardı, çok yalnız ve kara trenlere uçurtma atmak, İki kalbin kan kusarken vedalaşması gibi bir şeydir Ruhları bozkırın içine çeken sanki sonsuz raylar, Balkonu denize açılan evlerde sürekli bir ıslaklık halidir Ellerimle, bu ellerimle, gökyüzünde atlara yer açtım Biliyorlardı, bir kısrak geçişinin makûl miktardaki sarhoşluğu, Göçebelerin fısıltılarıyla...
Sırıtma lan Sazan İsmet! Bu gayrimeşru seni de götürür maazallah Sırtını yasladığın makinalar, evini siler süpürür maazallah Kendini dağ sananlar kirazlara gübre oldu Dallarımdan duman yesin ağbiler, bu hayatın .mına koyayım, desin ağbiler Elbet kışı bahar götürür   Bu yeryüzü ne ağbiler gördü Güneşe silah çekeninden sor beni Durmadan dalga malga sordu Damlarda çevirip bıkanından...
Süre doldu, artık beni sevmiyorsun, giyinebilirim Buzdolabında sadece küfünden utanan peynir var Ben ki bozuk paraların da tanrıya taptığına inanırım ve kokulu mumların ve ateşböceklerinin Bu güz ne felaket bir şey, onunla gidiyorsun O çok kel, o çok sarı dişli, o çok bıyıklı, o çok müdür Gitme. Gitmezsen sana yüz yıldır sakladığım eski bir öpücük...
* “Şekibe” üçlemesinin ilk bölümü Gard dergisinin 19.sayısında yayımlanmıştır. Sen ne dedin bana Şekibe? “Yirmi mumluk ampulle geceye girilmez!” Öyle mi? Bir kırmızıdır gidiyor hayat Geçerek dolmuş kuyruklarında ıslanmış hanların kalbinden Gölgemi bile çaldılar kızım Aşk tükürüyorum ciğerlerimden Üfledim her daim hayal dumanını Mıntıkam Mersin Demirtaş 33 tekmil birden taş Bir endam, bir beyaz, leyla...
Gerçek bir şey değil ki her şey zaman yesin Bir assolistin akan rimeliyle sarhoş olan adamların yurdunda Bak oğlum, bu gök, seni iki paralel aynaya çevirir Çıplak saatler üst üste yığılmış ve telaşlı Talaş kokulu dükkânların akan çatılarından sızan iç bulantısı Seni bir trenin hüzünlü gidişine çevirir Yılmış atları düşünme sen, onlar garip bir dansöz...
Tanrım, rüyalarımı çalan bir köstebekle brendi içtim Ben bütün sevmeleri devrim diye bildim Hükmen yeniğim her daim Ağzımda çok uzun bir kanla gelmeni bekliyorum Artık gol yiyecek bir kalem bile yok Her gece siyah bir çocuk kusuyorum Bir daha şutlarsan o kalbi camıma, hiç acımam, keserim Tanrım, rüyalarımı çalan bir köstebekle brendi içtim Ben bütün...
“Ruh, depozitodur.” dedi turuncu bir deli. Sonra büyük mağaralardan geçtik; Asit sayaçlarından, İncelirken güneş. Plastik topların falsolarından, Bekleme salonlarından, Atların ürküntüsünden geçtik. “Ruh, depozitodur.” dedi turuncu bir deli. Korkunç otobanlarda sarhoş olduk Sırtı hançer yüklü kocaman kalpleri sollarken, Kadife gecenin ellerine alınyazımızı teslim ederken, Bir çocuğun kilitli gözlerinde, Karanlığı, iki âşık ışıkla yararken… Sonra ellerimizi...
Konkenci kadınların çılgın çiftetelli seanslarında kayıp bir çocuk kadar saydamlaştım, ebeveynlerinin hiç dinlemediği Türkiye kalbimdir demiştin ya, ben o zaman Fas’a iki bilet aldım Her geçen gün mezarımı uzaya doğru taşıyorum Kıta sahanlığım bir metre karede kilitlendi Üçüncü köprü için izin çıktı, Bacaklarının arasından geçecek Yalnız kalmaktan ölesiye korkan bir adam tanıdım Bir gün kulaklarını...
15 49.0138 8.38624 arrow 0 bullet 0 4000 1 0 horizontal https://kalemkahveklavye.com 300 4000 1