Şiirle ve ilaçlarla unutmaya çalışıyorum,
tarihimin en tuhaf çarpışmasını, çünkü ben tekliği yaşadım.
Korkunçtu, harikaydı, aşktı, şuydu buydu,
bu çıldırmış uçakların eve dönüşü gibiydi.
Sonra rahatladım. Orada bir hastane koğuşunda,
benle sürekli güreşen nevresim takımlarının
ve yorganların arasında,
ruhun yapıldığı maddeye gömüldüm.
Sonra çiçekle silah aynı anda beynime kiracı çıktı.
Gerçek bulandı. Kendimi kendimden korudum.
Uzadı geceler. Geceler; hepsi birer kıyma makinasıydı.
Bazen, diyorum, bu kent bir sessizlik salgınıyla yıkılsa.
Sussa çay kaşıklarının ahenksiz gürültüsü.
Sussa dünyanın çarkı.
Bir gün her şey sinekleri de tiksindirecek.
O zamana kadar bana, kırık, deyin.
Evet, bir cevizin çekiçle kırıldığı o andayım.
Yani uç lafların bir kıymeti yok artık.
Sen, senin gerçeğinde ölüyorsun. Ben benim.
Herkes bir şekilde kuyularda yaşıyor.
Davayı kaybeden yoktu aslında.
Sadece bazı şairlerin kalpleri daha çok incinmişti.
Görsel: Alessandro Gottardo










Onur Sakarya’yı bilmiyordum, memnun oldum tanıdığıma. Son zamanlarda okuduğum en güzel şiirdi ya da bana öyle geldi.
Onur Sakarya’yı tanımıyordum, memnun oldum. Son zamanlarda okuduğum en güzel şiirdi ya da bana öyle geldi.