15 49.0138 8.38624 arrow 1 arrow 1 4000 1 0 horizontal https://kalemkahveklavye.com 300 0
theme-sticky-logo-alt
img-alt
img-alt
img-alt
img-alt
img-alt
Onur Sakarya
Süre doldu, artık beni sevmiyorsun, giyinebilirim Buzdolabında sadece küfünden utanan peynir var Ben ki bozuk paraların da tanrıya taptığına inanırım ve kokulu mumların ve ateşböceklerinin Bu güz ne felaket bir şey, onunla gidiyorsun O çok kel, o çok sarı dişli, o çok bıyıklı, o çok müdür Gitme. Gitmezsen sana yüz yıldır sakladığım eski bir öpücük…
* “Şekibe” üçlemesinin ilk bölümü Gard dergisinin 19.sayısında yayımlanmıştır. Sen ne dedin bana Şekibe? “Yirmi mumluk ampulle geceye girilmez!” Öyle mi? Bir kırmızıdır gidiyor hayat Geçerek dolmuş kuyruklarında ıslanmış hanların kalbinden Gölgemi bile çaldılar kızım Aşk tükürüyorum ciğerlerimden Üfledim her daim hayal dumanını Mıntıkam Mersin Demirtaş 33 tekmil birden taş Bir endam, bir beyaz, leyla…
Gerçek bir şey değil ki her şey zaman yesin Bir assolistin akan rimeliyle sarhoş olan adamların yurdunda Bak oğlum, bu gök, seni iki paralel aynaya çevirir Çıplak saatler üst üste yığılmış ve telaşlı Talaş kokulu dükkânların akan çatılarından sızan iç bulantısı Seni bir trenin hüzünlü gidişine çevirir Yılmış atları düşünme sen, onlar garip bir dansöz…
Tanrım, rüyalarımı çalan bir köstebekle brendi içtim Ben bütün sevmeleri devrim diye bildim Hükmen yeniğim her daim Ağzımda çok uzun bir kanla gelmeni bekliyorum Artık gol yiyecek bir kalem bile yok Her gece siyah bir çocuk kusuyorum Bir daha şutlarsan o kalbi camıma, hiç acımam, keserim Tanrım, rüyalarımı çalan bir köstebekle brendi içtim Ben bütün…
“Ruh, depozitodur.” dedi turuncu bir deli. Sonra büyük mağaralardan geçtik; Asit sayaçlarından, İncelirken güneş. Plastik topların falsolarından, Bekleme salonlarından, Atların ürküntüsünden geçtik. “Ruh, depozitodur.” dedi turuncu bir deli. Korkunç otobanlarda sarhoş olduk Sırtı hançer yüklü kocaman kalpleri sollarken, Kadife gecenin ellerine alınyazımızı teslim ederken, Bir çocuğun kilitli gözlerinde, Karanlığı, iki âşık ışıkla yararken… Sonra ellerimizi…
Konkenci kadınların çılgın çiftetelli seanslarında kayıp bir çocuk kadar saydamlaştım, ebeveynlerinin hiç dinlemediği Türkiye kalbimdir demiştin ya, ben o zaman Fas’a iki bilet aldım Her geçen gün mezarımı uzaya doğru taşıyorum Kıta sahanlığım bir metre karede kilitlendi Üçüncü köprü için izin çıktı, Bacaklarının arasından geçecek Yalnız kalmaktan ölesiye korkan bir adam tanıdım Bir gün kulaklarını…
Nancy ve Morrisey’e… Sanırım gölgeliklere ihtiyacı olan dondurma kalplerle oturup içmenin anlamsızlığını kavrayamadım. Bunun yerine çölde serap biçtim. Bir mucize yaklaşırken çoğalan mavi kaygılar gibi bir iki atımlık bir şeydi kaybedişim. Bir iki atımlık vodka. Bir iki atımlık raks. Bir iki atımlık kan pıhtısı. Yürürken düşünemem. Yürürken içdenizimi sana doğru bükemem.Yürürken doğruları söyleyemem. Bu oyunun bütün başrolleri dolu. Yan rolleri dolu. Payıma düşen mikrofonu taşımak. Bu da iyidir.…
Onur Sakarya‘nın kamyon yazılarına yazdığı şiirlerden oluşan kitabı “Kamyon“, Mu Yayınları etiketiyle raflarda. Onur Sakarya, Eksik Adam, Yancının Aşkı ve Zula’dan sonra dördüncü şiir kitabı Kamyon’la karşınızda. Eylül 2015 matbuat tarihli Kamyon, Mu Yayınları etiketiyle piyasaya çıktı. 64 sayfa ve ciltli. Kapak resmini Elif Özen’in yaptığı kitabın editörlüğünü Şeref Bilsel üstlendi. 1981 Mersin doğumlu şairin…
Kim demişti bebekler buluta benzer diye Kim demişti kitaplar aslında her insana tek tek iner diye Keder odalarında anıları taze sıkılmış portatif ablalar var Sigara içen babalar balkonda yalnızlığı yudumluyor Geceler üst üste binmiş kalpler gibi ağır Gözyaşlarıyla oyulmuş eski bir resmin peşinde dedektifler Bir ev arıyorlar şimdi, içinde istiflenmiş turuncu balıklar Dar geliyor hayat…