15 49.0138 8.38624 arrow 1 arrow 1 4000 1 0 horizontal https://kalemkahveklavye.com 300 0
theme-sticky-logo-alt
img-alt
img-alt
img-alt
img-alt
img-alt
onur sakarya yazıları
Kendi kendime mırıldandım… Derdin nedir? Böyle sanat, edebiyat, şiir vs. Derdim yok ama var gibi de. Şöyle açıklayayım; hayat zaman geçirmek üzerine kurulmuş bir parodi gibi geliyor bana. Bu yüzden derdim yok. Fakat zaman da geçirmen lazım. Bu yüzden şiir var. Bu yüzden derdim de var. Madem derdin şiir, o zaman nedir yapmak istediğin? Nereye…
Ben tanrının en etkisiz hamlesiyim. Bir rüyanın içine tepilmiş öbür teki olmayan çoraplar gibi sarkıp durur kalbim, yaşlı evlerde, dualı tespih taneleri ve toz yutarak Beni bilirsin, hiç var olmadım Sadece ruhum asıldı yeryüzü denen pencereye Kum kendi içine gömülürken, sustu, yalnız ve çıtırdayan bir yaprak Koş, dediler, koştum, yan, dediler, yandım, kan, dediler… bir…
Bir ara daha uzun sevişelim Kuşlar sevişsin Böcekler… Sonra robotlar sevişsin Devrim, right here, right now Dalgalar sonsuzdur Ölüm hemen kapı komşusu Dikenler sonsuz bir eflatunda büyütür kederini Biri çıkıp sokaklarda perende atabilir Işıklı kentlerin kuytu duvarlarına umudunu karalayabilir Devrim, hemen şimdi Bize yeni bir ad lazım, bize yeni bir… Ne bileyim Şimdi kalbimi devletin…
Yılmış kahvehanelerde ağladım. Gecenin delirtici boşluğunda, mazgal korkutuculuğunda, Naim Süleymanoğlu videolarıyla, bir kamyonun galaksileri barındıran damperinde, yüzyıllarca, kahrederek, rüzgâr vurdu ben ağladım; yürüdüm, bakışlara teğet geçerek, sızlayarak, uzayı ısıran dişlerimle, karanlık ağzımla, bugün ağladım, deniz içime yas çiçekleri bırakırken, demir alan gemilere lanet olsun! Sesler kalbime çöktü, mezar taşlarına sarılıp, bütün yangınımla, atlarla ağladım, kanlarla…
Ömer Doğan Sakarya’ya… Dün az kalsın yönetime el koyuyordum baba Sen hastanede uzanmışken 1948 model kalbinle biraz kızıl yatağına Bir gelincik tarlası gibi açıldı gözlerin hayat dizisinin yeni sezonuna Dün sabun çiğnedim baba Demli çayhanelerle sınandım Rutubetli kayıklarla Sanki hiç fatura ödemedim Sanki hiç bisiklete binmedim Sanki hiç kıra gitmedim Sanki hiç pişti yapmadım gibi…
Şiirle ve ilaçlarla unutmaya çalışıyorum, tarihimin en tuhaf çarpışmasını, çünkü ben tekliği yaşadım. Korkunçtu, harikaydı, aşktı, şuydu buydu, bu çıldırmış uçakların eve dönüşü gibiydi. Sonra rahatladım. Orada bir hastane koğuşunda, benle sürekli güreşen nevresim takımlarının ve yorganların arasında, ruhun yapıldığı maddeye gömüldüm. Sonra çiçekle silah aynı anda beynime kiracı çıktı. Gerçek bulandı. Kendimi kendimden korudum.…
Yazılarına ve şiirlerine KalemKahveKlavye’de de yer vermekten mutluluk duyduğumuz Onur Sakarya’nın yeni kitabı Külüstür Metinler, Düşülke Yayınları etiketiyle yayımlandı. Arka kapaktan: Onur Sakarya hayal kurmuyor, sanrı da görmüyor. Gerçek hayatı elekten geçiriyor sadece. Elekten aşağı süzülenlerle eleğin üstünde kalanları asla birbirine karıştırmıyor. Elekteki tortuyu hiç acımadan, içindeki bütün sahte yüzlerle, sahte sanatlarla, sahte hayatlarla birlikte…
Bugün çok kara ve yalnız trenlere uçurtma attım Biliyorlardı, çok yalnız ve kara trenlere uçurtma atmak, İki kalbin kan kusarken vedalaşması gibi bir şeydir Ruhları bozkırın içine çeken sanki sonsuz raylar, Balkonu denize açılan evlerde sürekli bir ıslaklık halidir Ellerimle, bu ellerimle, gökyüzünde atlara yer açtım Biliyorlardı, bir kısrak geçişinin makûl miktardaki sarhoşluğu, Göçebelerin fısıltılarıyla…
* “Şekibe” üçlemesinin ilk bölümü Gard dergisinin 19.sayısında yayımlanmıştır. Sen ne dedin bana Şekibe? “Yirmi mumluk ampulle geceye girilmez!” Öyle mi? Bir kırmızıdır gidiyor hayat Geçerek dolmuş kuyruklarında ıslanmış hanların kalbinden Gölgemi bile çaldılar kızım Aşk tükürüyorum ciğerlerimden Üfledim her daim hayal dumanını Mıntıkam Mersin Demirtaş 33 tekmil birden taş Bir endam, bir beyaz, leyla…