theme-sticky-logo-alt
Yazar / Damla Orhan
İçim, kapısında “her canlı ölümü tadacaktır” yazan mezarlık gibiydi, Ölüler çoğalıyor ve ben canlı olarak ölümü tadıyordum… Küçükken Allah baba vardı, Kızdığında taş yapan yemeğini yediğinde seni seven. O evde de Allah baba yaşıyordu, Buz gibi duvarlarından korkmamak için dualar bilmek gerekiyordu Arapça kelimelerden boyum kadar ipler yapmak ve onları Allah’a tutturmak gerekiyordu Korkuyordum, Çünkü...
KalemKahveKlavye yazarlarının müstakil eserler serisi Damla Orhan imzasıyla yayımlanan Ayraçsız ile devam ediyor. KalemKahveKlavye Dergi‘nin yayımlanmadığı bazı dönemlerde, KKK yazarlarının bazı müstakil metinlerini basacağız demiştik. Geçen sonbahar Akıl Destek Ünitesi ile başlayan serinin ikincisi de artık raflarda. Damla Orhan​ imzalı “Ayraçsız​” “mensur şiir” denilen, daha Türkçesiyle, düz yazı ile şiir arasında karanlık ve lirik bir...
O gün uyandım ve her gün yaptığım gibi kettle’daki sıcak suyla çayı demledim. Tezgahta duran zeytini peynire batırıp ağzıma attım. Ayten henüz gelmemişti, sanırım parasını vermediğim için bana kızmıştı. Radyoyu açtım. Bir adam hikâye okuyordu, sesi çok hoştu. Zaten hep sesi tok olan adamları sevmişimdir. Onlara şiir okutmaktan keyif alırım… Çayın kokusu burnuma geldiğinde akşamdan...
Onların sadece ağızlarını kıpırdatacakları günü bekliyorum Seslerini duymadan dinleyeceğim ve asla merdiven olmayacak! Kendimi çıkarıp portmantoya asmak istedim, Olmadı… Boyum yetişseydi asardım Yıldızlar alçak olsaydı da asardım Asamadım… Işıkları açmadan koltuğa oturdum; Demin bir kadının ölüşüne şahit oldum Gözlerim hep açık kalmalıydı Ve ben… Mutlu ya da mutsuz hiçbir insan tanımamalıyım Tek kelime edilmesin Tanıdığım...
Senin adın Nazım değil diyor kadın Evet, mezarına gidip, mezar taşını söküp kapıma çakmalıyım diyorum Öldürüyormuşum kendimi öyle diyor çekyattaki kadın Çok okuyorsun yapma diyor, biraz, biraz konuş diyor Ağzımı açıyorum o vakit Ağzımdan okuduklarım çıkıyor Benim olmayan, başkasına ait olan cümleler “Seni öteye götüreceğim…” diyorum Bir kelime eksik Attilâ İlhan’a rezil oluyorum Kadın rezilliğimden...
 Etim de kemiğim de Tanrı’da Beni yaratmasını istemiyorum! İşte bu sessizliğin içimde piyano çalıyor Kendimin içine giriyorum; İki kapının sağından giriyorum Saçlarımı beyaz iple topluyorum yürürken Fısıltılar duyuyorum Hiçbirinin sureti yok, adları çok! Yüksek sesle konuşmak yasak Çünkü susuyorsun… Öyle bir susuyorsun ki karşımda Ayakkabılarımı çıkarıp ilerliyorum Bastığım yeri görmüyorum Daha derine daha ileriye Benim...
Onca para saydığı çamaşırın kopçasını kedi dişlemiş, mahvetmişti. Onca yaşam saydığı hayatı da kendi dişlemişti zaten. “Tamam, sabah almaya gelirim. Haber verdiğiniz için…” sustu. Teşekkür mü edecekti! İç çekip telefonu kapattı. Yeni yıkanmış çamaşırları toplayıp odaya gitti. Sütyeninin askılarını taktı, acil bir şey olursa diye. Telaşlıyken küçük şeyleri yapamıyordu. İç çamaşırlarını çekmeceye yerleştirdi kadın sıralarına...
Boş gözlerle baktı doktor Derin bir oh çektirecek cümleler sanki ağzında sakızdı, Çiğnerken konuşamıyor… Ağzında lokma varken de konuşulur doktor! Sigaranın külü belimin sağına değdi, Görünür olmasaydım eğer, böbreğim kül tablası olabilirdi unutmayayım; eve dönünce böbreğimi çıkarıp kül tablası yapacağım. Hatta tüm organlarımı hediyelik eşya dükkanına bağışlarım. Bağırsaklarımdan içi görünen bir kutu olur, içinde de...
Bak: 44 numara, sol tarafı yırtılmış ayakkabı hangi duayı ezberlerdilerse, onu koyacaklar içine Tırnağım kırıldı, ağladım İç çekerken babama ağlamaya başladım Sonra fabrikaya, sonra kendime, sonra sobadaki kömürün bitişine, sonra Soma’nın kadınları ve kızlarına… Annem yıllarca ayakkabı koymuştu kapımıza, Öyle uzun kalmıştı ki o ayakkabı kapının önünde; dua niyetine olduğunu sanmıştım Dua… Her gün okunuyordu...
Damla Orhan tarafından kaleme alınan Sahne 1: İki Kadın adlı öykü KalemKahveKlavye’de yayımlandı. Masanın üstünde duran sigaradan sundum ona Dudaklarına öyle yakışıyordu ki tütün rengi, ‘gözlerimi oyup sevgilisine vermeliyim’ diye düşündüm Dilimizi parmakladığımız hayatların dışındaydık Sessizliğin Nobel Ödülü tek bir kelimeyle kaçmıştı artık… Parmaklarımı kütlettim… anahtarla oyalandım… duman üfledim… “Ne zamandan beri duluz?” diye sordum...
“İki gündür hava çok soğuk.” Kaloriferin yanındaydı ve benden daha kadındı… Gergindim, çay ve sigara içiyordum tekli koltukta. Mutfağa gitti, açtık. Yumurta kırdı, plastik orijinal kaplarındaki kahvaltılıkları çıkardı. Hiçbir zaman porselen kahvaltılığı olmamıştı. Bardağım olduğu halde yeni bardak çıkardı bana. Ev işini seviyordu. Uyuşan ayağımı alıp masaya yürüdüm. Ve diğer ayağımın üstüne oturdum. “Deli deli...
15 49.0138 8.38624 arrow 0 bullet 0 4000 1 0 horizontal https://kalemkahveklavye.com 300 4000 1