15 49.0138 8.38624 arrow 1 arrow 1 4000 1 0 horizontal https://kalemkahveklavye.com 300 0
theme-sticky-logo-alt
img-alt
img-alt
img-alt
img-alt
img-alt
Damla Orhan
Onca para saydığı çamaşırın kopçasını kedi dişlemiş, mahvetmişti. Onca yaşam saydığı hayatı da kendi dişlemişti zaten. “Tamam, sabah almaya gelirim. Haber verdiğiniz için…” sustu. Teşekkür mü edecekti! İç çekip telefonu kapattı. Yeni yıkanmış çamaşırları toplayıp odaya gitti. Sütyeninin askılarını taktı, acil bir şey olursa diye. Telaşlıyken küçük şeyleri yapamıyordu. İç çamaşırlarını çekmeceye yerleştirdi kadın sıralarına…
Görünen ve görünmeyen her şeyden 3 tane olmalı Yan yana gelince yok olsun diye Burnum mesela; iki gözümün tam hizasına gelse, yüzümde oyunlar patlasa… Kimliğimi denize attım 7 dakika önce Aklına ilk gelen isim benim adım… 9 dakika oldu, Şarkı açtım: sözlerini bilmiyorum. Az önce kendimi öldürdüm Ve hayat devam etti Radyodan bir yaşam tuttum…
Boş gözlerle baktı doktor Derin bir oh çektirecek cümleler sanki ağzında sakızdı, Çiğnerken konuşamıyor… Ağzında lokma varken de konuşulur doktor! Sigaranın külü belimin sağına değdi, Görünür olmasaydım eğer, böbreğim kül tablası olabilirdi unutmayayım; eve dönünce böbreğimi çıkarıp kül tablası yapacağım. Hatta tüm organlarımı hediyelik eşya dükkanına bağışlarım. Bağırsaklarımdan içi görünen bir kutu olur, içinde de…
Bak: 44 numara, sol tarafı yırtılmış ayakkabı hangi duayı ezberlerdilerse, onu koyacaklar içine Tırnağım kırıldı, ağladım İç çekerken babama ağlamaya başladım Sonra fabrikaya, sonra kendime, sonra sobadaki kömürün bitişine, sonra Soma’nın kadınları ve kızlarına… Annem yıllarca ayakkabı koymuştu kapımıza, Öyle uzun kalmıştı ki o ayakkabı kapının önünde; dua niyetine olduğunu sanmıştım Dua… Her gün okunuyordu…
“Ne zamandan beri duluz?” diye sordum sonra Ben…” dedi, “kedileri doğurduğumdan, sen de saçlarını aldırdığından beri duluz…” Masanın üstünde duran sigaradan sundum ona Dudaklarına öyle yakışıyordu ki tütün rengi, ‘gözlerimi oyup sevgilisine vermeliyim’ diye düşündüm Dilimizi parmakladığımız hayatların dışındaydık Sessizliğin Nobel Ödülü tek bir kelimeyle kaçmıştı artık… Parmaklarımı kütlettim… anahtarla oyalandım… duman üfledim… “Ne zamandan beri…
“İki gündür hava çok soğuk.” Kaloriferin yanındaydı ve benden daha kadındı… Gergindim, çay ve sigara içiyordum tekli koltukta. Mutfağa gitti, açtık. Yumurta kırdı, plastik orijinal kaplarındaki kahvaltılıkları çıkardı. Hiçbir zaman porselen kahvaltılığı olmamıştı. Bardağım olduğu halde yeni bardak çıkardı bana. Ev işini seviyordu. Uyuşan ayağımı alıp masaya yürüdüm. Ve diğer ayağımın üstüne oturdum. “Deli deli…
“Ölmemeliyim…” diye mırıldandım ama duyamadım ne dediğimi. …derin bir nefes çektim içime. Bilmiyordum beynimin öldüğünü… Gidişinden 2 gün sonra. Lanet kitabı yeni bitirdim ve durmadan susuyorum. Hiç bu kadar susamamıştım… Melodi geldi komşunun melankolik halinden. “Kuş olup uçacağım…” diyordu. Hâlâ umut besliyor ya da umudun kafasını uçuruyordu. 2 gün olmuş… Ayaklarım hala çıplak, ben çırılçıplağım.…
Kitaplardaki harfler bize öğretilmedi onun için bu siyah ve kırmızı… Birkaç saç telimi görüyorum, gözlerimin önünde. Başparmağımın arasına sıkıştırdığım tütünü emiyorum. Canım çok sıkılıyor… Bıçakla oynuyorum. Kadın cinayetinden bahsediyor aptal kutu. İnanmıyorum, ben hiç katil görmedim… Dudaklarımı yoluyorum yazabilmek için. Sonra ağzıma ekşimiş surat tadı geliyor. Kusmuyorum… Kusarsam düşünmeye vaktim olur. Kusarsam yazamam! Çıkış yazıyor…
Elmayı yemeden fark ettim çıplaklığımı. O Adem kadar cesur değildi, utanmadı. “27…” Önümdeki adamın göbek deliliğine baktım, ne aşağı ne de yukarı. Sanki göbeğinden besleniyordum. Acıkmıştım… Elmayı yemeden fark ettim çıplaklığımı. O, Adem kadar cesur değildi, utanmadı. “Güzelsin…” dedi. Başka şeyler de söyledi, dili dönmedi. 27 adımda gitmiştim durduğu yere. Saymıştım. Sayarım zaten hep. Kayıkları,…