15 49.0138 8.38624 arrow 1 arrow 1 4000 1 0 horizontal https://kalemkahveklavye.com 300 0
theme-sticky-logo-alt
img-alt
img-alt
img-alt
img-alt
img-alt
edebi metinler
Sıra bana geldiğinde, “Katilime geçiş hakkı tanımıştım… Tanıdım yani. İstemeden” dedim ve anlatmaya başladım. Tabii sıra ona gelene kadar anlatmam gereken başka şeyler de var. Rutin bir toplantıydı. Cumartesi geceleri, sabahın ilk ışıklarına kadar bir evde toplanır ve aklımıza gelen her şeyi anlatırdık. Müzik dinler, şarkı söyler ve doya doya sigara içip oyunlar oynardık.  Bu…
Eline  gözüne hakim olamayanların nadiren başardığı işlerden biridir sözüne hakim olabilmek… Türlü kültürlerin ve öğretilerin baş öğütlerinden biri olan “Diline hakim olmak” ayağı hayattan kaymış insanlar için pek mümkün değildir. Hayata tutunmakta gecikmiş ya da çok erken davranıp yine kaybetmiş insanlar, korkularını, nefretlerini ve pişmanlıklarını dökecekleri bir birikinti ararlar. Bu birikinti, melek ve perilerin esin kaynağı olan masmavi bir göl veya…
Tuhaf bir adamla karşılaşmıştım. Hümeyra dinliyordu, zayıftı. Çok sigara içiyordu. Ayna karşısında kendimi seyrederken, önce yabancılaştım, sonra yok oldum. Saat on bir otuz. Her şey böyle başladı. Gördüğüm rüyayla. Her şey çok garipti. Yok olduğunu görmek, kaybolmak. İnsanın göz göre göre yok olmasını da tecrübe ettiğime göre yol alıp gitme vakti gelmiş demektir. Bu halde, olmayan bir adamken,…
Yalnız bırakın beni! Gidin! Gidin savaşın siz, Heykelleri verin bana Anlamazsınız taşların dillerinden, kırılırlar Kırarsınız onları, Susun! Tapmayın hiçbirine Tanrı değil onlar! Koruyun sadece, Şişt kırılgan onlar, kırmayın!   Gidin kan için siz, Beni bırakın! Yamalı paltomdan sızan yaşanmışlıklarla doyarım, Aç çocukları, kedileri, köpekleri bile beslerim, Onları da bırakın bana Onları verin bana! Çocukların hayvanlara…
Temsili yeniçeriler Eski İstanbul surlarını tahta kılıçlarıyla dürterken başladı savaşım. Militarist bir yazgım olup olmadığı sorusunu sormak için henüz erkendi ama herkes gibi kana bulaşmıştım. Mehter Marşı eşliğinde şehir düşüyordu ve ben ömrüm boyunca devam edecek olan yalpalamanın ortasında “çaresiz” kod adıyla şehre iz düşüyordum. Doğumumdan tam iki yıl önce memlekette son idam gerçekleşmiş ve küf kokulu hayatların yerini tüketimin plastik…
İçim, kapısında “her canlı ölümü tadacaktır” yazan mezarlık gibiydi, Ölüler çoğalıyor ve ben canlı olarak ölümü tadıyordum… Küçükken Allah baba vardı, Kızdığında taş yapan yemeğini yediğinde seni seven. O evde de Allah baba yaşıyordu, Buz gibi duvarlarından korkmamak için dualar bilmek gerekiyordu Arapça kelimelerden boyum kadar ipler yapmak ve onları Allah’a tutturmak gerekiyordu Korkuyordum, Çünkü…
Ben bugün Onurcan’a “Bana yardım et” diye bir mesaj atmayı düşündüm. “Bana yardım et. 40 gün sende kalayım. Beni bir şeylerden uzak tut. Arkadaşımsın, bu boka 10 yıl önce battın, buna mecbursun!” Bazı geceler kendimi bu küçük evin bir köşesinde oturup bir yere bakarken yakalıyorum. Köşedeki sandalyede oturup halıya bakarken, yere oturup, sırtımı kanepeye yaslayıp…
Kim demişti bebekler buluta benzer diye Kim demişti kitaplar aslında her insana tek tek iner diye Keder odalarında anıları taze sıkılmış portatif ablalar var Sigara içen babalar balkonda yalnızlığı yudumluyor Geceler üst üste binmiş kalpler gibi ağır Gözyaşlarıyla oyulmuş eski bir resmin peşinde dedektifler Bir ev arıyorlar şimdi, içinde istiflenmiş turuncu balıklar Dar geliyor hayat…
Hayır bu olamazdı. İnsanlar turnikelerden geçebilmek için kitaplarını mı basıyorlardı! Bir saniye, hayır hayır, o gördüğüm şey Anadolu motifleriyle süslenmiş ve üzerinde “Elif Şafak – Aşk” yazan bir tren miydi? Herkesin birbirine benzediği yerde, hiç kimse yok demektir –       M. Foucault Sarı çizgiye bakıyordum. Çizgi denemeyecek kadar kalın, ama çizgiden başka bir şey denemeyecek kadar da belirsizdi. Sarı çizgiyi geçmek…