theme-sticky-logo-alt
img-alt
img-alt
img-alt
img-alt
Etiket / şiirler
Yelda Karataş, çeşitli yayınevlerince yayımlanan şiirlerinin ilk kez tümünü içeren yeni bir basımıyla okurlarının karşısına çıktı. Karakarga Yayınları etiketiyle yayımlanan Hüznün Kısa Tarihi çerçevesinde Yelda Karataş’la şiiri, şairi, yaratıcılığı konuştuk. Röportaj: Koray Sarıdoğan Yelda Hanım, size ve “Hüznün Kısa Tarihi”ne hoş geldiniz diyerek başlamak isterim. Yıllar içinde farklı yayınevlerinden çıkan çok sayıda kitabınız var ama...
Ben tanrının en etkisiz hamlesiyim. Bir rüyanın içine tepilmiş öbür teki olmayan çoraplar gibi sarkıp durur kalbim, yaşlı evlerde, dualı tespih taneleri ve toz yutarak Beni bilirsin, hiç var olmadım Sadece ruhum asıldı yeryüzü denen pencereye Kum kendi içine gömülürken, sustu, yalnız ve çıtırdayan bir yaprak Koş, dediler, koştum, yan, dediler, yandım, kan, dediler… bir...
Kafamın güzel olması için maddenin bedenimi terketmesini beklemem gerekti Tertemiz gökyüzünün bulutla kaplanmasını beklemek uzun sürmeyecek Balkondaydım Zayıf ve tekinsizim Bir tekir edasıyla paraşütlenecek anı düşündüm durdum düşüşte Blues beni ayakta tutuyordu Babamın ayak nasırlarını düşündükçe ilk güncellememi keşfettim Siz, insanoğlu nasıl itiraf ediyor kendine, Oradayım Çıplak ve beklemede Tüm sezon forma giymemiş kaleci edasıyla...
vasiyet yazınca mı ölüyorduk yoksa ölünce mi miras oluyordu şeytanın dadandığı geceler? ankara’dan bir ıslık sabaha karşı şimdi bu sesten korkuyor muyduk? şöyle gönlümce yüz adım buradan sonra yüz adım buraya doğru tutup omzumuza çöken görüşü şaha mı kaldırıp, yere mi vurup ne olacaksa olup, türkçeyi bozup bakabilirim ankara’ya çaktırmadan yollar her zaman edebi değil...
Rekabetçi ve insanı manyaklaştırıcı ekonomik sistem ayrıştırıcılığının en uç örneklerinden biri Amerikan Sağlık Sistemi kuşkusuz. Bu kitabı yayıma hazırlarken Richard, ciddi bir rahatsızlık geçirdi ve rahatsızlığı devam ediyor. 19 Mayıs 2019 ve ardı sıra gelen tarihli üç sosyal medya paylaşımında rahatsızlığından söz ederek Sağlık Sistemi duvarına tosladığını yazdı. Utangaç biri olmasına rağmen tedavisi için yardım...
herhangi bir şairin zamanıyla yola çıkıp hiçbir yere varabilirim orada olurlar yine alışırım insan insanın erimesine bile alışıyor kimlerin yok olup gittiği tenhada herhangi bir şairin zamanıyla yola çıkıp hiçbir yere varabildim sayısız yerde inip durak olmadan bile yakalamaya çalışıp bitmeden donan cümleleri düşmeden duyup acısını iki çift acıdan teselli filizlendiremeden göz kapaklarımın ardında zayıf...
“…içerideki deliler dışarıdaki delilerin hapsettiği delilerdir…” Yine geldiler, tıraş kolonyam sende kalsın, kokla mavimi, beni hatırla Nergisim gidiyorum, kör bir odanın boşluğunda başka bir boyut aramaya, o boyut yok, yok işte İnsan nihayetinde üç boyuta hapsolmuş bir dizelik hayattır. Sabah geldiler, saat beş buçuk, üç memur bir Doblo, kelepçesiz ve delirmişken Babam, göğsündeki yarığı temizliyordu...
Berker Yörgüç’ün, üçüncü ve son bölümünü okuduğunuz “Yaya Yolcu” şiirinin tüm bölümlerine BURADAN ulaşabilirsiniz. Ey örtüsüne bürünen, kalk ve uyar!* I Tortuydu taş atan, tortuydu uğuldayan İhbar yapan tortuydu, üstümüzü arayan Kolcuları atlatıp güneşlere serildiğin zaman Şehirde bıraktıklarını ganimet sayan tortuydu İnceydin, dal gibiydin, közü karıştırırken dalgın Pazarlıkçı tortuydu, seni bir soysuza satan II Bilmiyoruz...
ait olmadığım yataklarda uyanırım acil servis ve tımarhane kayıtlarım tutanaklara geçmez adli sicil kaydım her an hayata gözlerini yeni kapamış bir cenin gibi beyazdır rahminde asfaltta teker yakar, semada türbülansa akarım denizde dalga kırar, dehlizde doğaya bakarım çürüyecek ete saygı, eriyecek kemiğe rüzgârı eksik etmem etim, ancak onu terk ettiğimde var olabilir acım bir karabasan...
Yılmış kahvehanelerde ağladım. Gecenin delirtici boşluğunda, mazgal korkutuculuğunda, Naim Süleymanoğlu videolarıyla, bir kamyonun galaksileri barındıran damperinde, yüzyıllarca, kahrederek, rüzgâr vurdu ben ağladım; yürüdüm, bakışlara teğet geçerek, sızlayarak, uzayı ısıran dişlerimle, karanlık ağzımla, bugün ağladım, deniz içime yas çiçekleri bırakırken, demir alan gemilere lanet olsun! Sesler kalbime çöktü, mezar taşlarına sarılıp, bütün yangınımla, atlarla ağladım, kanlarla...
evvel zaman yıkımı, evle besledim ben ne yiyorsa onu sundum ona o kadar özgürdü ki ne bulursa giydirdi kendini kendine giydirmekte usta usumdaki yıkının bir açıklaması olmalı güzel şeyler hasametli yangınlara gebedir çocuklar marttan evvel kızgın çağ ceplerinde bilindik afiyet kuzgun yanaşıyor iskeleye belli ki aç belli açıkta kalan bir şeyler var belki bir ceviz...
Berker Yörgüç’ün, ikinci okuduğunuz “Yaya Yolcu” şiirinin tüm bölümlerine BURADAN ulaşabilirsiniz. Reşad Halife’ye, “Köpük, kaybolup gider; ancak insanlara yarar veren ise yerde kalır.”*   I Köpüktü tarla yakan, köpüktü peçe yırtan İşmar eden köpüktü, duvarlara ağlayan Çölde uyuduğum zaman yüzümde biriken kumlar Bahçe lambası yanınca suskunlaşan dünya Çarşaflar katlanırken kapı çaldığında Yatıya gelen hüzün köpüktü...
15 49.0138 8.38624 arrow 0 bullet 0 4000 1 0 horizontal https://kalemkahveklavye.com 300 4000 1