theme-sticky-logo-alt
img-alt
img-alt
img-alt
img-alt
Etiket / öykü oku
Uzun yıllardır Orhan Karaoğlu’nun yanında çalışıyorum. Bana kattığı çok şey oldu. Nikâh şahidimdi hatta. Fakat Orhan Bey’in başına çok talihsiz bir olay geldi. Yaklaşık altı aydır oğlu Evren’den haber alınamıyordu. Her yerde arandı, tarandı hatta tüm dünya seferber oldu desem abartmış olmam fakat hiçbir sonuca ulaşılamadı. Orhan Bey günden güne gözümün önünde eriyordu. Vicdanı olan...
“Olumlu düşüncenin, maddeyi nasıl da doğrudan etkilediğini biliyor musunuz? Yoksa siz bardağın dolu tarafını göremeyenlerden misiniz? Pek çoklarınca tartışmalı olan bu konuda hâlâ pozitif düşüncenin insan yaşamına etkilerini araştıran deneyler yapılıyor. Sonuçları ne olur bilemeyiz, ama bakış açınızın sizi yansıttığı, bir gerçek! Haydi, durmayın, bir de diğer taraftan bakın! ”   ***   Bardağın yarısı...
“İnsan psikolojisinin kara kutusu rüyalarla ilgili yepyeni bilgiler açığa çıktı! Bazı bilim adamlarınca parmak izi gibi biricik olan rüyalar, diğer bilim adamlarınca kolektif bir alt bilincin meyvesi. Bu noktada makaleler ikiye ayrılıyor. Rüyaların doğru hatırlanıp hatırlanmadığı ve tam anlamıyla paylaşılıp paylaşılamayacağı soruları ise hâlâ gizemini koruyor. Siz siz olun, rüyanızı hayra yorun!” *** Artık üstünde...
İnsan, insan olamadan geldim buraya. Ne zamandır buradayım? Bilmem. Ne kadar daha bekleyeceğim? Bilmem. Bildiğim bir şey var; insan hala tam anlamıyla insan olabilmiş değil. Değil belki ama şansı var kabuğunu kırmaya. Beklemek demiştim değil mi? Beklerken ben insan olmayı, çok şey oldu. Çok şey değişti. Bir köpeği tekmeleyene “hayvan” demeye başladı insanlar mesela. Köpeğin...
Yüksek, tel örgülü aşılamaz duvarların arkasından gelen korna sesleri, çocuk bağırışları, dalga sesleri bir mahkûmu nasıl hapishaneden kaçmak için harekete geçiriyorsa; yıldızların yanıp sönmesi, sonsuz siyah boşluk ve bilinemez bir merak da insanı uzaya kaçmaya iter. Aslında biz dünyada mahkûm muyuz? Yoksa yıldızlar göz kırptığında merak değil de bir mahkûm gibi pişmanlık mı duyuyoruz? Zamanın...
Adnan Abi’yi, hayatımın bir döneminde sığınağım olan 350 no’lu ganyan bayiinde tanıdım; ağzında az sayıda diş, mütemadiyen kirli sakal; bir gün takım elbise, bir gün eski ve yırtık bir kotla. Öksürüyor, tıksırıyor bu, burnunu siliyor; pek hoşlanmıyorum Abi’den. Bizim Ali çok seviyor onu. Birlikte ortak üçlü, dörtlü kupon yapıyorlar. Ben işsizim, öğrencilik bitti. Ali’ninse okulu...
Güzel çocuktu Rocky. Hayatı ucuz şarap, sigara, Enis Batur kitapları, arkeoloji ve Dev-Sol’dan ibaretti onun. Yarının olmayacağı ihtimali, dün bir şey yaşayamamanın öfkesiyle birleşince, bugün kendini deli gibi bir şey yapardı bu yaramaz oğlan. Eline üç kuruş para geçerse, asla yalnız harcamaz, sevdiği bir iki kişiyi, beni, bizi arar; çoktan alıp hazırladığı biraları, tuzlu leblebiyle...
Bayanlar ve Baylar, NOT: Aşağıdaki boşlukları lütfen kendiniz doldurunuz. Komitemiz, bugün burada sıradan bir adamı ve onun trajik ölümünü anmak üzere toplanmış bulunuyor. Oxford T.A.B. Komitesinin açılış hikayesine geçmeden önce siz saygıdeğer üyelere şunu söylemek isterim ki açılış hikayemiz, dünyadaki ………………’nci hikaye ve ……………..’nci ölümlü hikayedir ama bu denli tuhafına az rastladığınıza ben, adım gibi...
Halka halka büyüyen kakafonik öykülere, anlatımlara  ve susmayışlara dair.. Akustik ve estetik hiçbir geçerliliği olmayan yaşantılarımızda sanırım en çok da kulakların mesaisi hiç bitmiyor. Tüm anlatımlar, uyarıcılar, vericiler duyum sınırlarımızın çok üstünde hareket ediyor. Ses gibi insanı derinden etkileyen, hassas ve nitelikli uyarıcının hangi ara gürültü ile eşdeğer anıldığını hatırlamıyoruz bile. Sanırım, ses’in gürültüye dönüştüğü...
Ben bir tabancayım. Daha doğrusu kullanıma göre değişen bir gövdeyim. Kafama bir namlu takarsam tabanca olurum, bir bıçak geçirirsem süngüyümdür, göğsüme mermi yüklü bir kordon dolayıp otomatik tüfek olurum, istediğim zaman bir parçamı kopartıp pimimi çeker fırlatırım. Çiğnediğim toprakların altına kendimden bir parça koparır gizlerim. Sonra ince uzun gövdemi karanlığa boyar yok olurum, parçamın üstünden...
Vızzzzzz.. “Hay annenin kolyesi kopsun!” Uyku sersemiyle sineğin annesini düşündüm: kırmızı ruj sürmüş, pembe dizlerdeki elbisesi ve kara bağrında küçük yeşil kolye… Öyle uçuşuyor havada. Gülümsedim. Sinek dudağıma kondu; nefesim her sabah ekşi kokar, bunu fark etmiş olmalı ki hemen uçtu. Vızzzzzz… Dört sabahtır bu sesle uyanıyorum. Camı açtığım halde gitmiyor. Kapıdan da gelen yok...
15 49.0138 8.38624 arrow 0 bullet 0 4000 1 0 horizontal https://kalemkahveklavye.com 300 4000 1