15 49.0138 8.38624 arrow 1 arrow 1 4000 1 0 horizontal https://kalemkahveklavye.com 300 0
theme-sticky-logo-alt
img-alt
img-alt
img-alt

ayasofya
Baştan belirtmek isterim: Bu bir, “Dizi mi daha iyi, kitap mı?” veya “Dizi ile kitap arasındaki benzerlikler/farklar” yazısı değil. Kuşkusuz bu iki soruya işaret eden cümleler bulacaksınız bu yazıda ama varmak istediğim nokta, elimizdeki malzemeyi yerelde zaten kullanamazken küreselde edindiğimiz şansları nasıl değerlendirdiğimiz konusu. Başlıktan da anlaşıldığı üzere bu konuyu, Netflix’teki ilk Türk orijinal dizisi…
Sabahın ilk ışıklarında metrobüs, Ortadoğu ‘dur. Bach çölü inletir. Şuursuzca yere tükürenlerin arasında işe doğru giderken omzuna dokunur. Dost zannedersin. Eldir. Elinden tutar. Güle oynaya çeker seni. Seve seve gidersin peşinden. Caddeler açılır kulağında, beynin şehir olur. Sabahın ilk ışıklarında metrobüs, Ortadoğu ‘dur. Bach çölü inletir. Şuursuzca yere tükürenlerin arasında işe doğru giderken omzuna dokunur. Dost zannedersin. Düşman da değil. Hayalet. Herkes evine çekilir…
İki üç masa önüme bir adam oturdu. Çantasını koydu masaya. İçinden bir not defteri ve bir kalem çıkardı. Çay söyledi, Türk kahvesi de olabilir. Pierre Loti Tepesi ‘ndeydik, o İstanbul’u süzdü, ben onu. Bir yandan “Bu adamı gözüm bir yerden ısırıyor” hissi, diğer yandan ritüelleri olan dingin bir yazarı yazarken seyretmenin verdiği heyecan, öylece baktım adama. Bilemezdim Dan Brown ‘un cehennemi…