15 49.0138 8.38624 arrow 1 arrow 1 4000 1 0 horizontal https://kalemkahveklavye.com 300 0
theme-sticky-logo-alt
img-alt
img-alt
img-alt

alper erdik
On yıl sonra onu yine görebilmek bile fazlasıyla inanılmazdı. Üstelik karşımdaydı, aynı masadaydık hatta; bir şeyler anlatıyordum, o da dinliyordu. Gülümsüyordu ara ara. Az konuşurum, daha doğrusu fazla konuşamam ben; ama o sıkılmasın diye buluyordum şimdi cümle oluşturabilecek kelimeler. Çağırırken korkmuştum, ya gelmeseydi. Geldi, şimdi çay içiyor. Aldığı her yudumda Rize biraz daha vilayete benziyor.…
Adnan Abi’yi, hayatımın bir döneminde sığınağım olan 350 no’lu ganyan bayiinde tanıdım; ağzında az sayıda diş, mütemadiyen kirli sakal; bir gün takım elbise, bir gün eski ve yırtık bir kotla. Öksürüyor, tıksırıyor bu, burnunu siliyor; pek hoşlanmıyorum Abi’den. Bizim Ali çok seviyor onu. Birlikte ortak üçlü, dörtlü kupon yapıyorlar. Ben işsizim, öğrencilik bitti. Ali’ninse okulu…
Güzel çocuktu Rocky. Hayatı ucuz şarap, sigara, Enis Batur kitapları, arkeoloji ve Dev-Sol’dan ibaretti onun. Yarının olmayacağı ihtimali, dün bir şey yaşayamamanın öfkesiyle birleşince, bugün kendini deli gibi bir şey yapardı bu yaramaz oğlan. Eline üç kuruş para geçerse, asla yalnız harcamaz, sevdiği bir iki kişiyi, beni, bizi arar; çoktan alıp hazırladığı biraları, tuzlu leblebiyle…
Kişisel olarak yapmamayı tercih etmek ya da herkesçe tercih edileni yapmamak; çağdaş denilen tüm toplumsal formasyonlarda olanaksızlaşan bir eylem; üstelik her konuda. Çalışmak, üretmek, konuşmak… ve en kötüsü de yaşamak zorundayız. En kırılgan olduğumuz yer, aynı zamanda en güçlü olmak zorunda kaldığımız yüzeye denk düşüyor. İlkelerimizi faydalara, hassasiyetlerimizi umursamazlıklara, düşlerimizi hedeflere değişiyoruz; hem de ikincilerin…
“Türk edebiyatını piyasaya teslim eden holding yayıncılarının başarılı olduğu bugünlerde; çuvaldızlarımızı elimizden bırakmadan kendimize iğne batırmaktan vazgeçmememiz gerekiyor.” Modern Avusturya edebiyatının önemli isimlerinden Arthur Schnitzler’in, geçtiğimiz sene Aylak Adam Yayınlarınca Türkçeye kazandırılan Geç Gelen Şöhret adlı romanı; önceki yüzyıl başında edebiyat uğraşısının ve bunun öznelerinin yaşadıkları koşullar, sahip oldukları düşünceler, taşıdıkları içsel çelişkilerle bunların toplumsal…
Emrah Serbes, 2015 yazında, sosyal medya denilen mecrada, “Yazarlığı bıraktım. Her gün çocukların öldürüldüğü bu ülkede ne yazabilirim. İki sene sadece boksla ilgileneceğim.” diye bir paylaşımda bulununca, hatırlanacaktır, epeyce tepkiyle karşılaşmış, sonrasında, bunun mümkün olmadığını, içkiliyken böyle bir şey yazıverdiğini söylemişti. O günün koşullarında beş tane kitabı bulunan birinin kafayı çekip kamuoyu huzurunda böyle şımarık,…
Son dönemde, beş altı yıllık bir süreci kastediyorum, kitap yayımlatmayı becerebilen tüm genç yazarların ortak yönü; “ben anlatıcı” ile kendi çelişkili “ben”lerini tuhaf imajlarla paketleyip, “kaybeden”lerin arasından seslendirdikleri şarkılarla bize bir şeyler anlatmaları oldu. Tesadüf sayılmayacağını, birbirinin kopyası pek çok isim ve eser üzerinden göstermek mümkün. Narsisistik kişilik bölünmesine sahip ve aslında hiçbirimizin muaf olmadığı…