İstanbul’un çok kültürlü hafızasını, kokularını ve seslerini romanlarına taşımayı seven, dönemin ruhunu kağıt üstünde yeniden üretmekte mahir yazar Yasemin Özek, İki Gözüm Despina ve Angelik ile Mehmet’in ardından Epsilon Yayınevi‘ndan çıkan yeni romanı İstanbul Limonatası ile bu kez bizi adaların esintisinden Amerika’nın uzak kıyılarına uzanan, çok daha içsel ve sancılı bir yüzleşmeye davet ediyor.
İstanbul Limonatası, “Bir insan yaşamı boyunca kaç defa yeniden doğar?” sorusunun peşine düşen, merkezine kırk yaşındaki Dario’yu alan bir büyüme ve kendini bulma romanı. Hikâye görünürde Amerika’da, Dario’nun Liana ile kurduğu mutlu aile düzeninde başlasa da, aslında karakterin her limonata yapışında çocuklarına anlattığı İstanbul hatıralarında kökleniyor. Şişli’nin, Beyoğlu’nun ve özellikle Büyükada’nın çok dinli, çok kültürlü mozaik yapısı, Dario’nun çocukluk yalnızlığıyla birleşerek metnin ana omurgasını oluşturuyor.
Kırk Yaşın Eşiğinde Bir Hafıza ve Hesaplaşma Kurgusu
Yasemin Özek, sinema ve senaryo geçmişinin getirdiği görsel gücü romanda çok iyi kullanıyor. Karakterin iç dünyasındaki kırılmaları kronolojik bir düz çizgide değil, anıların sıçramalı yapısıyla aktarıyor. Dario, altı yaşındayken anne ve babasının boşanmasıyla içine düştüğü o “kavruk ve yalnız” çocukluğu, kendi babalığında tekrarlamamak için büyük bir çaba sarf ediyor. Tam her şeyi temize çektiğini, yaralarını sardığını düşündüğü bir anda, çıktığı bir iş seyahati tüm dengesini altüst ediyor.
Romanın en güçlü damarı, insanın geçmişteki ölen yanlarının yasını tutmadan, yeni bir benlik inşa etme sancısını “yeniden doğuş” metaforuyla işlemesi. Dario’nun Liana’ya adanmış aşkı ve Amerika’daki korunaklı hayatı, aslında çocukluğunun geçtiği İstanbul sokaklarının bir antitezi gibi. Yazar, Dario’nun çocuklarına hazırladığı her bardak limonatayı, geçmişin ekşiliği ile şimdinin tatlılığını dengeleyen edebi bir enstrümana dönüştürüyor.
Burgazada’dan Kalpazankaya’ya Uzanan Çok Kültürlü İstanbul
Yazarın adalı dostlarıyla Kalpazankaya’da geçirdiği bir akşamdan esinlenerek romana dahil ettiği ada kıyaslamaları ve Madam Marta Koyu’nun hissi, metne müthiş bir otantiklik katmış. Büyükada ve Burgazada’nın yeşil panjurlu köşkleri arasında gezinirken, artık adada olmayan, karşı kıyıya ya da Yunanistan’a taşınmak zorunda kalmış Rum dostların gölgesini de hissediyorsunuz. Özek, şehrin hızla değişen siluetine karşı edebiyatla bir direniş gösteriyor ve İstanbul’un kültür mozaiğini tarihe not düşüyor.
İstanbul Limonatası, sadece nostaljik bir ada güzellemesinden ziyade yarasını saklayan bir adamın, kırk yaşında kendi cenazesini kaldırıp küllerinden doğma hikâyesi. Yasemin Özek, samimi, klişelerden uzak ve kokusu burnunuzda kalacak incelikli bir anlatıyı okurlarıyla buluşturuyor.
İstanbul Limonatası · İncelemek ve Satın Almak İçin TIKLAYIN









