Sevgili dostumuz Erhan Cihangiroğlu ile tanışıklığımız on yılı buluyor. Onun sanatıyla her karşılaşmam, resim sanatının insan zihnini nasıl derinlemesine harekete geçirdiğini bir kez daha hatırlatıyor. Renkler, şekiller, eşyalar, insanlar ve en çok da boşluk… Bazen bir tablodan kendi hikâyenizi çıkarırsınız, bazen renklerin izinde başka bir dünyaya dalarsınız. Kimi zaman da kaosun, anlamsızlığın ve bilinmezliğin içinde gerçeklik algınızın nasıl dönüşebileceğini keşfedersiniz. İşte tam da bu yüzden, resim sanatı içinde sayısız enstrüman barındıran, her bakışta yeni anlamlar kazanan bir evrendir.
Sanat ve Masalsı Anlatım
Erhan Cihangiroğlu’nun resimlerinde en çok dikkat çeken şey, görselliğin sınırlarını aşan bir anlatı gücüne sahip olması. Onun eserleri, bir bakışta sadece soyut imgeler ya da figürlerden oluşan bir dünya gibi görünse de, aslında her biri içinde katmanlı öyküler barındırıyor. Figürlerin ve nesnelerin birbirine dönüşümleri, bilinçaltından fırlamışçasına bir araya gelişi, izleyiciyi klasik resim okuma deneyiminin ötesine geçiriyor.
Baktığınızda bir kadın yüzü görüyorsunuz, sonra balık olduğunu fark ediyorsunuz. Bir yaprak açılıyor ve içinde bambaşka bir dünya beliriyor. Tablolarda dönüşüm ve katmanlı anlatı o kadar güçlü ki, gören herkes kendi kurgusunu oluşturmaya başlıyor.
Bir insan saçında güneş sistemi, bir gözün içinde mikro ifadelerle yansıtılan koca bir hayat, bir suyun içinde ağaç okyanusu… Bu imgeler, yalnızca estetik kaygılarla oluşturulmuş görseller değil; aynı zamanda zamanı, mekânı ve duyguları katman katman işleyen bir anlatım biçimi.
Görsel Bir Hikâye Anlatısı
Erhan’ın tabloları, bir kelimesiz hikâye kitabı gibi. Fırça darbeleri, adeta bir yazarın cümleleri gibi diziliyor; renkler, kelimelerin yerine geçiyor; detaylar, okuyucuya (ya da izleyiciye) bir olay örgüsü sunuyor. Ama burada farklı bir şey var: Hikâyenin anlatıcısı aslında izleyicinin kendisi oluyor. Onun tablolarında izleyici, bir gözlemci olmaktan çıkıp anlatının bir parçası haline gelir. Her resim, içinde başka öyküler doğurur. Figürler ve nesneler sadece birer görsel öğe değil, zamansız anlatıların taşıyıcılarıdır.
Bazen bir kelebek bir yüzü dönüştürüyor, bazen kadın figürleri toprakla bir bütün haline geliyor. Burada zaman, bırakılıp geçilen bir kavram değil, tıpkı mitolojik anlatılarda olduğu gibi iç içe geçmiş bir dünya yaratıyor.
Bugün açılışı yapılan “Düşlerimin Rengi Bu” isimli sekizinci kişisel sergisiyle Erhan Cihangiroğlu, izleyiciyi hayal gücünün en derin sularına davet ediyor. Açılışta sergiyi gezme fırsatım oldu ve bir kez daha hayranlık duydum. Onun dünya çapında bir sanatçı olduğuna dair hiçbir şüphem yok. Ancak beni en çok mutlu eden şey, yıllardır süregelen dostluğumuz ve onunla sanat üzerine kurduğumuz derin sohbetler…
Bir serginin amacı yalnızca gözle görmek değildir; hissetmek, anlamlandırmak, kendinizden bir şeyler bulmak ve belki de kendinizden bir şeyler bırakmaktır. “Düşlerimin Rengi Bu”, işte tam da bunu yapıyor: izleyicisini düşlere boyanmış bir gerçekliğin içine davet ediyor.
⭐ Erhan Cihangiroğlu · Sergi Bilgileri:
- Açılış: 1 Mart Cumartesi, 15.00-18.00
- Ziyaret Saatleri: Pazar ve pazartesi hariç, 11.00-18.30
📍 Mekan: İMOGA Art Space Adres: İcadiye Cd. No:42/A, Kuzguncuk
34674 Üsküdar, İstanbulimogaartspace
























