theme-sticky-logo-alt
img-alt
img-alt
img-alt
img-alt

Bir ‘Yaşlı Sherlock Holmes’ Hikayesi: Hafif Bir Akıl Tutulması yahut Mr.Holmes | Koray Sarıdoğan

9 Şubat 2016
Mitch Cullin’in “Hafif Bir Akıl Tutulması” romanından “Mr. Holmes” adıyla sinemaya uyarlanan, “ihtiyar Sherlock Holmes” yorumu üzerine…

Uzun başlıktan da anlaşılacağı üzere karşımızda bir Sherlock Holmes romanı ve onun sinema uyarlaması var. Ancak merak etmeyin; bu yazıda “edebiyat eserleri sinemaya uyarlanır mı, yönetmen kitabı bozmuş mu” gibi genel-geçer sorunsallar üzerinde durmak yerine şöyle bir kuşbakışı gideceğiz. Bu tür sorunsallarla ilgilenenler için bknz:
Polisiyenin son yıllarda, özellikle görsel kültürün güçlü enstrümanlarından diziler sayesinde dünya çapında yeniden yakaladığı yükseliş, nihayet Türkiye’de de kendini gösteriyor. Dünyadaki kadar hızlı ve yoğun değilse de çok okunan, dünya dillerine çevrilen polisiye romanlarımız ve bir de bu piyasada deli cesareti olarak nitelendirilecek polisiye dergimiz, bu iddianın güçlü delillerinden…

Dedektif Sherlock Holmes’ten İhtiyar Sherlock’a

Polisiye dünyasının en önemli figürlerinden Sherlock Holmes, her ne kadar Sir Arthur Conan Doyle‘un karakteri olsa da kendi zamanından itibaren karakteri, yazarını aşmış, bununla kalmayarak başka yazarlarca da farklı yorumlarla ele alınmış. Buna bir tür “Sherlock Holmes Evreni” demekte sakınca olmadığını düşünüyorum. Sherlock Holmes’ün kendisini ya da yan karakterlerini ele alan romanlardan, farklı oyuncuların ve yönetmenlerin Sherlock yorumlamalarına kadar geniş yelpazeli ve çok katmanlı bir evrenden söz ediyoruz. 
Bu yazının konusu olan romanı ve filmi de bu evren çerçevesinde değerlendirmek arzusundayım. Bu sayede ne filme ne kitaba önyargıyla yaklaşabilir ve iyisiyle kötüsüyle her unsuru, söz konusu “Sherlock Evreni”ni zenginleştirir şekilde görebiliriz.
Mitch Cullin

Mitch Cullin isimli Amerikalı yazarın 9 romanından kronolojik olarak 6.’sı olan “Hafif Bir Akıl Tutulması (A Slight Trick of the Mind)”, orijinal dilindeki yayımından 10 yıl sonra Labirent Yayınları tarafından tam bir yıl önce, Şubat 2015’de dilimize çevrildi. Film de yine geçtiğimiz Eylül ayında Türkiye’de “Mr.Holmes ve Müthiş Sırrı” ismiyle gösterime girmişti. 

Orijinal dilinde “Mr.Holmes” adıyla Bill Condon’un yönetmenliği ve Jeffrey Hatcher ile Mitch Cullin’in senaristliğinde sinemaya uyarlanan filmin başrolünde usta oyuncu Ian McKellen (Bkz. Gandalf) rol aldı.
Filmle ilgili vermek istediğim kısa detaylara dönmeden önce nazarımda daha güçlü ve öncelikli olan kitabın içeriğinden bahsedelim.

Sherlock Holmes artık 93 yaşındadır ve emekli olmuştur. Kaderin cilvesi olsa gerek ki kendine has zekası, hafıza yönetimi ve yöntemleriyle nam salan dedektifimiz, yaşlandığında alzheimer hastalığına yakalanmıştır. Sussex’te büyük bir evde hizmetçisi ve onun oğlu Roger’la birlikte yaşayan, bastonlarıyla yürüdüğü halde sağlığı izin verdiğince seyahatlere çıkan Holmes’ün en büyük uğraşı arılar ve arıcılık olmuştur artık. Hastalığına iyi geldiğini düşündüğü arı sütü de bunun sebeplerinden biri. 13 yaşındaki Roger’a arıcılığı öğretmeye çalışırken de görüyoruz romanda ki romanın merkez noktası buradaki hayatı ve küçük Roger ile ilişkisi.

Merkeze Sussex’teki yaşamının oturtulduğu kitapta Sherlock’un, iki farklı zamandaki maceralarına da tanık oluyoruz. Birisi, yıllar önce yarım bıraktığı bir dosya -ki bu aynı zamanda Holmes için bir gönül dosyasıdır-, biri de Mr. Umezaki isimli bir Japon’un daveti üzerine gittiği Japonya seyahati. Yazarın burada Japonya’yı seçmesinde, romanın mekanlarını geniş tutma çabasının yanı sıra İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardındaki küresel bitkinlik ve düş kırıklıklarını da romana yansıtmak, daha da önemlisi 93 yaşındaki Holmes’ün yorgunluğuna fon yapmak istemesi kuşkusuz.
Henüz kitabı okumak veya filmi izlemek deneyimlerinden en az birini gerçekleştirmediyseniz, baştan söylemek gerekir ki bu, macera dolu bir Sherlock Holmes romanı değil. Bir yanıyla çözülmeyi bekleyen gizemler hem Sherlock’un hatırlamakta zorlandığı söz konusu dosyada, hem de Umezaki’nin davetinin arka planında bizi bekliyor; ancak bu, ağırlıklı olarak bir “yaşlı Sherlock Holmes” ve “yaşlılık” romanı aynı zamanda. Ama bu anahtar kelimeler size sıkıcı ve ağır bir hikayeyle karşı karşıya olduğunuzu düşündürmesin. Hem kurgu hem çeviri olarak romanda da, filmde de bir an bile sıkılmadan ilerliyor hikaye. Öte yandan, bir zamanların cevval dedektifini yaşlanmış, yeteneklerinden ve işinden emekli olmuş halde görmek yaşlılık fikrinin ne kadar iç karartıcı olduğunu hissettirmekle birlikte Sherlock Holmes karakterine gönül bağı olanlar için de üzücü bir unsur.

Sherlock’u ister orijinal kitaplarından okumuş, ister Jeremy Brett’inden Cumberbatch’ine kadar farklı oyunculardan izlemiş olun; bir şekilde bu karakterle bağ kuran herkes için yer yer eğlenceli olsa da ağırlıklı olarak üzücü olan hikaye, bu özellikleri sayesinde başarılı bir yorum olmuş.

“Gençliğimin verdiği küstahlıktan bahsediyorsun. Şimdi yaşlandım. Ben emekli olduğumda sen daha çocuktun. İnan bana utanarak söylüyorum ki, gençliğimde yaptığım küstahlıkların beyhude olduğunu çok sonradan anladım. John’la ikimizin bir sürü hem de çok önemli olayda çuvalladığımızı biliyor muydun? Tabii bilmiyorsun, başarısızlıkları kim okumak ister” (s.73-74)
John Watson, Mycroft, Mrs.Hudson; hepsi ölmüştür hikayede ve geriye bütün bu kayıpları yüklenmek zorunda kalan Sherlock Holmes kalmıştır. Öyle ki, onun ev sahibesi/yardımcısı olarak Mrs.Hudson yerine başka bir kadını görmek bile okuru/izleyeni kötü hissettirmeye yetiyor.
Roman, orijinal Holmes’ün dokusunu emerek bir tekrar hikayesi yaratmayıp özgün bir yolda gitmekle birlikte, içerisinde dozunda atıflar da yok değil. Romanın muhtelif yerlerinde Sherlock’un yakınlarına göndermeler var ki bu göndermelerdeki kurgular da son derece eğlenceli.



13 Polisiye Yazarın Seçtiği En İyi Polisiye Filmler

Mesela eski dostunu andığı ve ona hakkını teslim ettiğini görebiliyoruz:
“…Ne var ki John hikayelerinde beni göklere çıkartırken,  konu kendi becelerine gelince tam tersi bir tevazu göstermişti.  (…) Hepsi bir tarafa, onun gibi macera kokusunu bu kadar ivedi alan biriyle gençlik yıllarımda tanışmış ve çalışmış olmaktan çok zevk almıştım. Sıklıkl fikirleriyle ters düştüğüm arkadaşımın espri anlayışı, sabrı ve sadakati arkadaşlığımızın tuhaflığını daha da doyurmuştu. Her biri kendini bilge gören bu eleştirmenler illa ikimizden birini ahmak yerine koyacaksa, sanırım bu onursuzluğu bana bahşetmeliler.” (s.29)
Yine eğlenceli bir not olarak, şapka ve pipo konusundaki şu bölümü örnek verebiliriz:
“Kusuruma bakmayın lakin ben hiçbir zaman geyikavcı şapkası giymedim ve kocaman pipom da olmadı. O kısım hayal gücü epey gelişmiş bir ressam arkadaş tarafından resimlendi. Sanıyorum bana diğer dedektiflerden farklı bir özellik vermek istediler. Maceralarımızı basan derginin satması için bu şarttı. O zamanlar bu konuda bana laf düşmüyordu.” (s.56-57)

Kitaptan Filme Giden Kıldan İnce Yol

Film ve kitaplar ile ilgili karşılaştırmalarda öncelikli tercihim, hepsini bilip hafızamızdaki ilgili dosyada tutmaktan yana. Filmin başarısız olduğunu söyleyemeyiz; gerek uyarlama, gerekse kurgu ve yorum açısından. Ben kitabı okurken de filmi izlerken de çok eğlendim; ancak illa ikisi arasındaki karşılaştırmaya yönelik, okurları/izleyicileri yönlendirecek bir şey söylemek gerekiyorsa, en önemlisi şu: Bütün başarısına karşın film, romanda anlatılanların pek azını içeriyor.

Somut bir ipucu/spoiler vermeyeceğim ancak film ile kitabın finallerinin farklı olduğunu, bu yüzden her ikisini de bilmek gerektiğini düşünüyorum. Benim oyum kitabın finalinden yana.
Aynı şekilde; Mrs.Hudson’ın, Watson’ın ve Mycroft’un nasıl öldüklerini, ölmeden önce nasıl bir hayatları olduğunu kitapta ilginç ve dikkat çekici detaylarla okuyoruz. Başta bahsettiğim “Sherlock Holmes Evreni” ve bu evrenin literatür anlamında zenginleştirilmesi açısından bunlar son derece özgün ve eğlenceli detaylar olduğu ve çok ustaca kurgulanıp yazıldığı için önemsiyorum.
Filmin sonlarında yaşlı Sherlock Holmes’ü, taşların arasında meditasyon yaparken görüyoruz. Oysa her biri Sherlock’un eski bir kaybını simgeleyen o taşların hikayesini ancak romanda okuyabiliyoruz.



Bu anlamda roman tek başına yetebilir, dersem, Ian McKellen’in muazzam oyunculuğuna ve yapımın güzideliğine ayıp etmiş olurum. Sadece filmi izleyin desem, az önce bahsettiğim sebeplerden ötürü asla yeterli olmaz. Bu yüzden önce kitabı okuyup ardından filmi izlemek; hem okuma/izleme eylemi genelinde, hem de Sherlock Holmes özelinde lezzetli bir deneyim olacaktır.
Sherlock Holmes’ün “usta dedektif”likten hayatını ve dünyayı sorgulayan sıradan bir insana dönüşmesi, geçmişte farklı “yaşlı Sherlock Holmes” hikayeleri denenmiş olsa da Mitch Cullin’in eseri çerçevesinde oldukça özel bir hikaye haline gelmiş. Deyim yerindeyse, okumak/izlemek bir şey kaybettirmeyecek; ama kazandıracakları elbet var.
“Aslına bakarsan dostum, gerçeğe karşı iştahımı yitirdim. Artık benim için ‘ne’ var. İlla buna bir isim vermek gerekirse ‘benim gerçeğim’ diyebiliriz. Geriye bakınca bunu daha da iyi anlıyorum ki, herkesçe görülen şeylere takılıp yüzeydekilerle uğraşmışım.  Sonra da bunların sentezini yapıp ivedi bir sonuç çıkartmışım. Evrensel, mistik veya uzun vadeli kararlara kafa yormadım, ki bence gerçekçek orada yatıyordu.” (s.111)





1987, Ankara. Türk Dili ve Edebiyatı lisansı, Yeni Türk Edebiyatı yüksek lisansı... KalemKahveKlavye'nin kurucusu. Evli ve iki kedi babası...Bazı kitaplar yazdı: Kadran Kadraj (2015), Kaosun Kalbi (2020), Yeraltı Kütüphanesi (2020), Gecenin Kıyısından Gelen Suratsız ve Yaşlı Kuzgun: Edgar Allan Poe (2020)
Yorum 0

    Cevapla

    15 49.0138 8.38624 arrow 0 bullet 0 4000 1 0 horizontal https://kalemkahveklavye.com 300 4000 1