theme-sticky-logo-alt
img-alt
img-alt
img-alt

Antikçağda Kadın Olmak · Havva’dan Kharitler’e Bir Yeniden Okuma

31 Ağustos 2026

Asuman Kafaoğlu-Büke’nin Kafka Kitap tarafından yayımlanan yeni kitabı Antikçağda Kadın Olmak Havva’dan Medea’ya, Penelope’den Kharitler’e mitolojinin kadın kahramanlarını erkek bakışının kalıplarından çıkarıyor.

2022’de yayımlanan Tablodaki Kadın kitabında gördüğümüz yöntemini bu kitabında da sürdüren yazar; mitoloji, felsefe, edebiyat ve sanat tarihini disiplinlerarası bir bakışla bir araya getiriyor. Kitabın çıkış noktası ise Asuman Kafaoğu-Büke’nin yıllar önce Simya Galeri’de verdiği mitoloji seminerleri ve ardından oyuncu ve yönetmen Ayşe Lebriz Berkem’le birlikte hazırladığı podcast serisi. Yayıncı Şebnem Soral Tamer bu sohbetleri kitaba dönüştürmeyi önerdiğinde konuşma metinleri yerini resimler üzerinden ilerleyen yeni bir anlatıya bırakmış.

Dört Bölüm, Dört Ayrı Kadınlık Hâli

Karşımızda on üç kadın portresi var: Havva, Medea, Kassandra, Salome, Galatea, Daphne, Penelope, Dido, Ariadne, Helen, Venüs, Euridike ve Kharitler. Bazıları tanrıça, bazıları peri, bazıları kral kızı olsa da hikâyelerine getirilen yeni bakış açısı okur için de yeni ufuklar getiriyor.

Kitabın bölüm başlıkları, içeriği ve konunun ele alınış biçimiyle ilgili bize çok net bir fikir veriyor: “Zor Kadınlar”, “Zaten Yoktular”, “Kırık Kalpler” ve “Ruhun Ateşi” başlıkları, kadın kahramanları iyi-kötü değil, ataerkil anlatının onları nasıl kullandığı ekseninde ayrılmış. Kafaoğlu-Büke bunu “Hiçbirini azize ya da fahişe olarak konumlandırmadım” diyerek ifade ediyor ve Freud’un “Madonna-Metres” kompleksi üzerinden bir sunuş yaparak çerçevesini çizen yazar, bu ikiliğin bugünkü yansımalarından da bahsediyor. İngiliz basınının yıllarca Lady Diana’yı iyi, Sarah Ferguson’u kötü diye sunması ve aynı kurgunun bugün Galler Prensesi Kate ile Meghan Markle arasında yeniden kurulması, iki bin beş yüz yıllık meselenin hâlâ farklı alanlarda sürdüğünü bize hatırlatıyor.

“Zor Kadınlar” bölümü de bu mantıkla ilerliyor. Kitabın en güçlü tespitlerinden biri burada: Aynı eylem anlatılırken kadınlar söz konusu olduğunda kontrol ve manipülasyon deniyor, erkekler söz konusu olduğunda ise strateji. Havva’nın Âdem’i ikna etmesi olumsuz, bir kralın ordusunu ikna etmesi övgüye değer sayılıyor. Kafaoğlu-Büke Medea’yı aklamaya kalkışmıyor, kocasından intikam almak için çocuklarını öldüren bir kadının suçunu hafifletmenin olanaksız olduğunu açıkça yazmakla birlikte Euripides’in metnindeki asıl rahatsız edici yerin de altını çiziyor: Tanrılar bu vahşet karşısında umursamazken Medea cezasız kalıyor, güneş tanrısı arabasını gönderip onu yanına alıyor. Buradan çıkan sonuç ürkütücü. İnsanların çektiği acıların ilahi bir açıklaması yok, ilahi adalet diye bir şey de yok. Salome bölümünde de benzer bir soğukkanlılık var. Yazar, annesi tarafından kullanılan ve üvey babasının arzularına maruz kalmış bir genç kızın hikâyesini, Oscar Wilde’ın oyunundaki delirmiş kadın portresinden ayırarak ele alıyor ve anlatıyor.

Bölümlerin en sarsıcı olanı belki de “Zaten Yoktular”. Attilâ İlhan dizesinden alınma bu başlık, varlıkları önemsenmemiş, fikirleri sorulmamış, kimliğini babasından ya da kocasından almak zorunda kalmış kadınlar için kullanılıyor. Galatea’nın bu bölümde olması önemli. Pygmalion’un fildişinden yonttuğu, ölçülerini kendi arzusuna göre belirlediği “kusursuz kadın”, Kafaoğlu-Büke’nin okumasına göre “sipariş usulü yaratılmış bir varlık”. Yazar buradan Âdem’in kaburgasına, oradan Hırçın Kız‘a ve My Fair Lady‘ye ve hatta Spike Jonze’un Her filmindeki, telefonundaki yapay zekâya âşık olan adama uzanan bir hat oluşturarak disiplinlerarası yöntemini pekiştiriyor.

Bu tür sıçramalar kitabın en keyifli tarafı, çünkü mitolojiyi vitrinden indirip bugünün kültürel malzemesiyle yan yana koyuyor.

Kitabın İkinci Anlatıcısı Resimler

Kitabın edebiyat ve felsefe kadar güçlü olan diğer damarı ise sanat tarihi. Kafaoğlu-Büke, metnini hazırlarken erkek ressamların binlerce yıl öncesinden kalma hikâyeleri nasıl betimlediklerini saatlerce incelediğini ve yeni metinleri bu eserler üzerinden kurguladığını belirtiyor. Bosch, Tiziano, Caravaggio, Delacroix ve Evelyn De Morgan gibi ustaların fırçalarından dökülen kadın figürleri, kültürel hafızanın nasıl görselleştirildiğinin en net belgeleri olarak sayfalarda yerini alıyor. Salome’nin ölümcül saplantısı ve kesik başın gümüş tepside sunuluşu, resim sanatının şiddeti estetik bir forma sokarken kadını nasıl “kötülüğün” simgesi hâline getirdiğini kanıtlıyor. Benzer şekilde Solomon Joseph Solomon’un fırçasından çıkan tecavüze uğrayan Cassandra tasviri, kadının tarih boyunca nasıl susturulmuş bir kurban olarak resmedildiğini belgeliyor. Görsellerle desteklenen bu analizler, okuru sadece metni okumaya değil, yüzyıllardır süregelen erkek bakış açısını deşifre etmeye çağırıyor.

Asuman Kafaoğlu-Büke kitabı yazarken günlerce resimlere baktığını söylüyor ki bu emek son derece görülür halde. Resimler, metni süsleyen basit unsurlar olmaktan çıkıp yazarın tezlerini destekleyen tarihi kanıtlara dönüşüyor. Sözgelimi, Tiziano’nun Cennetten Düşüş‘ünün röntgen incelemesinden ressamın Havva’yı önce kendi iradesiyle elma koparırken çizdiğini, sonra bu eylemi hafifletmek için yılanı yukarı taşıdığını öğreniyoruz. Lucas Cranach ise tam tersini yapıyor: Havva’yı ağaçla bir bütün hâlinde, kararını çoktan vermiş biri olarak resmediyor. Aynı hikâye, iki ressamın elinde iki farklı kadın üretiyor.

Benzer bir dikkat Gérome’un Pygmalion ve Galatea‘sında da işliyor. Yazar, heykelin eğilip sanatçıyı öpüşünü, kadının kendi seçimi gibi görünmesini, 1890’ların Fransa’sında kadınların sahneye çıkmaya, fiziksel olarak görünür olmaya başlamasıyla birlikte okuyor. Sanat eserini dönemin toplumsal hareketiyle birlikte düşünen bu yaklaşım, kitabı basit bir mitoloji özetinden ayırıyor.

Bir de sanat tarihinin kendi hikâyeleri var. Dürer’in Âdem ile Havva‘sının müstehcen bulunup imhasına karar verilmesi ve mahzende saklanarak kurtarılması, Cranach’ın Üç Güzeller‘inin beş yüz yıl özel koleksiyonda kaldıktan sonra binlerce yurttaşın bağışıyla Louvre’a girmesi gibi ayrıntılar, anlatıya hoş ve çarpıcı bir arşiv tadı katıyor.

Güzellik Neden Üç Kız Kardeşle Temsil Edilir?

Kitap, Kharitler bölümüyle beklenmedik bir yere varıyor. Üç Güzeller‘in neden üç oldukları, neden kardeş oldukları, neden el ele tutuştukları sorusunu Seneca İyilikler Üstüne‘de yanıtlamış. İyilik ancak veren de alırsa süreklilik kazanır, güzellik de aynı döngüye tabidir. Asla teklik içinde var olmaz, gören ile görülenin bütünlüğünü ister. Halka koptuğunda güzellik de bozulur.

Bu durum, kitabın bütününe geriye dönük bir ışık da tutuyor: Anlatılan on üç kadının neredeyse tamamı, kendilerini gören gözün kim olduğu yüzünden bugünkü hâllerini almış. Havva’yı günahkâr yapan hikâyenin kendisi değil, hikâyeyi kimin anlattığı. Kafaoğlu-Büke’nin yaptığı da bu halkaya bir kişi daha eklemek, bakan gözü değiştirmek. Kitabın son sayfası Salvador Dalí’nin Büyülü Plajda Üç Akışkan Güzel‘i. Kusursuz kadın imgesinin 1938’de parçalanıp boşluğa dönüşmesi, iki savaş arasında ideal bir dünya fikrinin nereye gittiğini de anlatıyor.

Yüz yetmiş altı sayfalık, bol görselli, oturup bir solukta bitirilebilecek ama dönüp dönüp tekrar okunacak bir kitap var karşımızda. Akademik bir mitoloji çalışmasından ziyade hareketli ve akıcı bir metin. Mitolojiyi bilenler tanıdık hikâyelere yeni bir açıdan bakacak, ilk kez girenler ise kapıdan tablolarla giriyor olmanın keyfini yaşayacak.

Antikçağda Kadın Olmak · İncelemek ve Satın Almak İçin TIKLAYIN

Yorum 0

    Cevapla

    15 49.0138 8.38624 arrow 0 bullet 0 4000 1 0 horizontal https://kalemkahveklavye.com 300 4000 1

    Bu kapanacak 0 saniye