Barbara Streidl, Ayrıntı Yayınları‘ndan çıkan Can Sıkıntısı’nda muhtelif sorulara kesin, doğrudan cevaplar vermiyor. Okura basit reçeteler sunmak yerine, can sıkıntısına dair bakışımızı değiştirmeye çalışıyor.
—Yazar: Kahraman Çayırlı
Esasen can sıkıntısı, üzerine pek düşünmediğimiz ancak muhtelif cümlelerimizin sıklıkla etrafından dolaştığı, mütemadiyen kaçınmaya çalıştığımız bir husus. Barbara Streidl’in kaleme aldığı ve Levent Tayla’nın Almancadan tercüme ettiği Can Sıkıntısı isimli kısa fakat düşündürücü kitabı ise tam burada okura farklı bir soruyla yaklaşıyor: Can sıkıntısından sahiden de kurtulmamız mı gerekiyor?
Streidl, bu kısa kitabın içerisine can sıkıntısının tanımını, tarihini, kültürel anlamlarını; modern insanın zaman ile bağını, üretkenlik anlayışını ve dijital dünyanın mütemadi uyarılma halini sığdırıyor. Can sıkıntısı sadece bireysel bir psikolojik durum olarak ele alınmıyor. Streidl’e göre bugün bizim can sıkıntısı dediğimiz deneyim, tarih boyunca aynı şekilde yaşanmış, aynı şekilde adlandırılmış veya aynı anlamı taşımış bir husus değil. Bilhassa modern toplumun ortaya çıkışıyla birlikte boş zamanın, çalışma düzeninin ve üretkenlik anlayışının değişmesi, can sıkıntısının anlamını da değiştiriyor. Bu yüzden kitap aslında yalnızca sıkılmak hakkında değil; zamanın nasıl değerlendirileceği hususunda toplumun bize yüklediği beklentiler hakkında da yeni sorular ve kapılar açıyor.
Kitabın en mühim bakış açılarından biri, can sıkıntısının her zaman olumsuz bir tecrübe olmadığı düşüncesi. Mütemadiyen meşgul olmak, üretmek; zamanın her dakikasını verimli geçirmek zorunda olduğumuz fikri, modern yaşamın önemli özelliklerinden biri. Dinlenirken bile çoğu zaman kendimizi suçlu hissediyoruz. Hiçbir şey yapmadığımız bir saat, sanki boşa geçirilmiş bir saatmiş gibi geliyor. Oysa Streidl, hiçbir şey yapmamanın da insan hayatının doğal ve gerekli bir parçası olabileceğinin altını çiziyor.
Çocukların biraz sıkılması gerekli mi?
Can sıkıntısı, yaratıcılığın başlangıç noktalarından biri de olabilir. Zihin dışarıdan sürekli uyarılmadığında düşünceler arasında yeni bağıntılar kurmaya başlayabilir. Hayal kurmak, düşüncelere dalmak ve bir süre herhangi bir amaç taşımadan oturmak ilk bakışta verimsizlik addedilse de esasında zihinsel bir boşluk yaratır. Bu boşluk bazen yeni fikirlerin ortaya çıkması için gerekli alanı sağlayabilir.
Bir çocuğun canı sıkıldığında ve sıkıntısını belirttiğinde; bunu derhal çözülmesi gereken bir mesele olarak algılayabiliyoruz. Oysa çocuğun kendi başına ne yapacağını bulması, hayal gücünü kullanması ve kendi oyununu yaratması için biraz, bir ölçüde sıkılması belki de gereklidir. Streidl’in kitaptaki bakış açısı burada eğitim açısından da önemli bir hususu ortaya çıkarıyor: Çocuklara sürekli eğlence sunmak, onların yaratıcılığını gerçekten geliştirir mi?
Can Sıkıntısı muhtelif akademik örnekler barındırsa da temelde akademik bir araştırma kitabı değil; daha ziyade okuru daha fazla ve daha farklı düşünmeye sevk eden felsefi bir deneme. Bu nedenle her iddianın kapsamlı biçimde kanıtlanmasını veya bütün tarihsel dönemlerin çok detaylı bir biçimde incelenmesini beklemek doğru olmayabilir. Kitabın esas amacı, daha önce üzerinde fazla düşünmediğimiz sıradan bir duyguyu gündelik hayatımızın merkezine yerleştirmek.
Can Sıkıntısı’nı okurken insan ister istemez kendi hayatını da sorguluyor. En son ne zaman hiçbir şey yapmadan oturmuştum? Telefonuma bakmadan en fazla ne kadar süre bekleyebiliyorum? Boş kaldığımda neden derhal bir şeyler açma ihtiyacı hissediyorum? Dinlenmekle eğlenmek arasındaki farkı gerçekten biliyor muyum?….
Bazen sıkılmak, gerçekten ihtiyacımız olan şeydir…
Her iyi kitapta olduğu üzere Can Sıkıntısı bu sorulara kesin, doğrudan cevaplar vermiyor. Okura “daha az telefon kullanın” veya “her gün şu kadar dakika hiçbir şey yapmayın” gibi basit reçeteler sunmak yerine, can sıkıntısına dair bakış açımızı değiştirmeye çalışıyor. Can sıkıntısını yalnızca ortadan kaldırılması gereken bir mesele olarak görmemeyi öneriyor.
Neticede Barbara Streidl’in Can Sıkıntısı, küçük hacmine rağmen günlük hayatın oldukça temel, çekirdek bir hususuna dokunan bir kitap. Can sıkıntısının tarihini anlatırken esasen modern insanın zamanla, üretkenlikle, teknolojiyle ve kendi iç dünyasıyla ilişkisini de sorguluyor.
Belki de bazen sıkılmak, gerçekten ihtiyacımız olan şeydir. Çünkü dışarıdaki sesler sustuğunda, ekranlar kapandığında ve yapılacak işler bir süreliğine sona erdiğinde, insanın karşısında başka bir alan açılıyor: düşünmek, hayal kurmak ve kendisiyle baş başa kalmak. Streidl’in kitabı tam olarak bu alanın değerini hatırlatıyor.
Bu açıdan Can Sıkıntısı, “can sıkıntısından nasıl kurtulurum?” sorusunun değil, “can sıkıntısından neden bu kadar korkuyorum?” sorusunun kitabı daha ziyade. Ve belki de günümüzün sürekli hızlanan, sürekli meşgul eden dünyasında bu soruyu sormak, düşündüğümüzden çok daha önemli.
Can Sıkıntısı / Barbara Streidl / Çeviren: Levent Tayla / Ayrıntı Yayınları / Deneme / 100 sayfa
İncelemek ve satın almak için tıklayın.





