“Selam Kalender. Koray ben. Seni yazıyorum. Ve hikâyenin sonuna yaklaşıyoruz,” dedim ve ekledim: “Tanrı’nın her şeyi hatırlıyor olması bizi bazen rahatlatır. Bizim yerimize bilip hatırlayan bir yüce bellek var çok şükür, deriz. Ama bir gün onun da hatırlamaktan vazgeçme ihtimali korkuttu beni. Her şeyi bilen Tanrımız, unutmayı da en iyi bilendir şüphesiz. Korktum, tıkandım, bu kısmı baştan yazdım. Yine de oldu mu bilmem.”
Tekrar deneyelim mi?
“Kalbimden beklentim yok,
gözlerim neler görecek onu söyle.
Başka nasıl anlatayım;
organlarımla kavgalıyım ben, hafızamla kanlı bıçaklı.
Aklıma sahip çıkmam gerekiyordu tanrım,
aklıma sahip çıkmak için,
aklı aradan çıkardım. Tanrım,
her şey;
her şey
bir şiire dönüşmek için bekliyor etrafımda, başka nasıl anlatılır bu?
Debdebesi okyanusun ve şaşaası göklerin;
hepsi bir şiire dönüşmeyi bekliyor.
bir şiire dönüşmek için bekliyor etrafımda, başka nasıl anlatılır bu?
Debdebesi okyanusun ve şaşaası göklerin;
hepsi bir şiire dönüşmeyi bekliyor.
Bir kitaba
yalnızca bir kitap gibi nasıl bakarım?
Bir kaldırım taşına nasıl yalnızca taş derim bu saatten sonra?
yalnızca bir kitap gibi nasıl bakarım?
Bir kaldırım taşına nasıl yalnızca taş derim bu saatten sonra?
Istırabı anlatmanın kendisi ıstırap,
Derdi dillendirmenin kendisi dert.
Derdi dillendirmenin kendisi dert.
İsimler mesela, nesneleri karşılamazken,
Nesnenin kendisiyle değil ismiyle oyalanmanın nesneye faydası ne?
Başka nasıl anlatayım,
bir kelimenin etrafında dört dönüp yine o kelimeye gelemiyorken,
Kelimenin kendisi ve nesnesi, hiçbir alemde birleşemiyor tanrım…”
Nesnenin kendisiyle değil ismiyle oyalanmanın nesneye faydası ne?
Başka nasıl anlatayım,
bir kelimenin etrafında dört dönüp yine o kelimeye gelemiyorken,
Kelimenin kendisi ve nesnesi, hiçbir alemde birleşemiyor tanrım…”










