theme-sticky-logo-alt
img-alt
img-alt
img-alt
img-alt

Amerikalı: Nathan Grant Dünyaya Karşı

6 Ağustos 2025
47 Okunma

Kenneth Rosenberg’ün kaleme aldığı Amerikalı – Bir Nathan Grant Polisiyesi Beyaz Baykuş Yayınları‘ndan Gizem Karahasanoğlu çevirisiyle yayımlandı. Kitabın Serkan Murat Kırıkcı imzalı incelemesi KalemKahveKlavye’de. —serkanmkirikci@gmail.com

Mevsim yaza dönünce sıcakların da etkisiyle bir sıkıntı başlar ki her okur iyi bilir. Tatil modu açılmıştır. Ruh kendini tatile odaklayıp ciddi şeylerden uzaklaşırken, beden de minicik bir su birikintisi görse içine dalma eğilimindedir. Sıcakta hiçbir şey yapasım gelmiyor serzenişleri arasında okunacak kitabı seçmek de iyice zorlaşır. Otelde, plajda ne okunacaktır sahi? Yer yer büyük ikilem haline gelen durumdan kurtulmanın en kolay yolu bence polisiyedir Şartlar ne olursa olsun her daim bizi içine çeken polisiyeler, özellikle merak duygumuza oynayarak sayfaları hızla çevirtir ve iyi atmosfer kurduysa bizi içinde oradan oraya koşturur. Ülkeden ülkeye bitmek bilmeyen koşuşturmacalarıyla gezinti de sunar. Bir de seri kitapsa koşu uzun soluklu olabilir. Tanıdık biriyle geçer yaz. Bu yüzden yaz demek, çokça polisiyedir. İşte bu uzun soluklu polisiyelerden biri tam da mevsiminde Beyaz Baykuş Yayınları etiketiyle raflarda yerini aldı. Kenneth Rosenberg’in şimdilik beş kitaplık serisi okuru Nathan Grant ile tanıştırıyor. Serinin ilk kitabı Amerikalı, “Bazen hayatta kalmanın tek yolu, kim olduğunu tamamen unutmaktan geçer.” alıntısıyla afili bir tanışma çağrısı yapıyor.

Hızlı üreten yazarlardan biri olan Kenneth Rosenberg, seriye Ekim 2021’de Amerikalı ile başlamış. Gördüğü ilgi üzerine Nathan Grant’i ülke ülke dolaştırmaya devam etmiş. Senede bir roman ile Avrupa ülkelerini mesken tutmuş. Şubat 2022’de ikinci adımı “The Paris Conspiracy” ile atan Rosenberg, aynı yıl Kasım’da bu kez “The Berlin Connection” ile seriyi üçlemiş. 2023’de yayımlanan “London on Fire” ve 2024’de yayımlanan “Rome in Ruins” ile beş kitaba ulaşan seri hakkında okur yorumları gayet iyi, puan ortalamaları da yüksek. Benzer çok kitaplı serilerde karşılaştığımız giderek ilgi yitimi ya da puan düşüşü de yok kitapların. Bizde de aynı ilgiyi görüp görmeyeceğini zaman gösterecek diyerek sözü artık Amerikalı’ya getirelim.

Bir CIA Ajanı Nathan Grant. Öyle özel yeteneklerle donatılmış, üstün becerili bir profil değil. Daha doğrusu Kenneth Rosenberg kahramanını öyle allayıp pullayıp sunmuyor. Hayran olunacak bir karakter cvsi çıkarmıyor. Geçmişine dair uzun paragraflar ya da üstün başarı hikâyeleriyle donatılmış bir öyküsü yok. Yazar Nathan Grant’i maceranın içinde tanımamızı istiyor. İş üzerinde değerlendirmemiz en sağlıklısı ne de olsa. İçselleştirmek ve peşinden koşabilmek için de bir motivasyon aracı bu durum. Hem zaten her hareketini, tepkisini tahmin edebileceğimiz bir karakterin macerasını niye okuyalım değil mi? Standart bir Amerikalıdan fazlası değil zaten Grant. Okurun bu kadar sevip bu kadar kısa sürede beş kitaba ulaşmasının sırrı da burada saklı. Son derece pragmatik bir adam Nathan Grant. Okurun hemfikir olacağı çıkarımlarda bulunarak harekete geçiyor. Öyle dolambaçlı yollara sapmadan, çok uzatmadan direkt hedefine yönelerek çözüm arıyor. Bu noktada yazarın ilk kitap için seçtiği konunun ne kadar doğru olduğunu da belirtmek gerekiyor. Klasik bir “yatağımdaki düşman” formülünü kullanan Rosenberg, bulmacanın çözümüne de “yalnız kovboy” adımlarıyla ulaşıyor. Bu yüzden tam bir okur dostu polisiye var karşımızda. Bir diğer doğru seçim de baş düşmanın Ruslar olması. Bir Amerikan gerilimi için biçilmiş kaftan olduklarını belirtmeye gerek yok. 

Gelelim romanın konusuna… Eşi içi mesleği bırakan bir ajan Nathan Grant. “Onun yanında olmak istiyordum. Her göreve gittiğimde, eve dönemeyebileceğim konusunda endişelenmesini istemedim.” diyerek açıklıyor durumu. Aradığı kadını bulmanın tadını çıkaran mutlu bir adam.  “Nathan Grant, doğal bir gülümsemesi, koyu saçları ve gözleri parıltı olan yakışıklı, yapılı ve güçlü bir adamdı.” diyerek sunuluyor okura. Üzerinde damatlıkla, evlenmek üzere olan bir adam olarak.. “Çok yakın zamana kadar hayatının böyle değişebileceğini hayal bile edemezdi. Seçtiği meslek, en hafif tabirle, evliliğe uygun değildi. Yuva kurmak onun ilgi alanı değildi. Hayatı, Moskova’ya yaptığı gece uçuşları, Beyrut’ta gizli görevler ve aylarca seyahat halinde olmaktan ibaretti. CIA için gizli operasyonlarda bulunduğu kariyer böyleydi. Gerçek şu ki tüm bunları severdi, ancak sahada geçirdiği neredeyse on yılın ardından Nathan, belki de şansını yeterince zorladığını hissetmeye başlamıştı. Jenna’yı ilk gördüğü andan itibaren, onun kendisine bu işi bıraktıracak bir kız olduğunu biliyordu.” Hemen ardından sorulan “Yarım kalmış işler konusunda endişeli değil misin?” sorusuna kendinden emin cevap veren, el yapımı mobilya işiyle uğraşarak geçimini sağlayacağını düşünen bir adam. Elbette öyle olmaz, zira bu bir polisiyedir.

Düğün sonrası çıktıkları balayında eşinin bindiği teknenin patlatılmasıyla her şey değişiyor. Elinden alınan mutluluğun hesabını kime keseceğini araştırmak üzere işe koyuluyor kahramanımız. Taze emekli ajanımızın arkasında bir ülke, kurum ya da kişi yok. Tamamen kişisel bir oyun, kişisel bir intikam. Kolları sıvarken ilk ikilemle de yüzleşmesi gerekiyor. Acaba hedef kendisi mi? Yoksa eşi mi? Eşinin bilmediği sırları mı vardı? Böylece ülkeden ülkeye başlayan koşuşturmacada buluyoruz kendimizi. Polisiyenin olmazsa olmazı “kimseye güvenme” telkiniyle baş başa çıkılan bir tür “olmak ya da olmamak” macerası. Kısa sürede tanıyıp güvendiğimiz bir adamın kanunsuz macerası diyebiliriz hatta. Zira sözü romana verelim: “Bu acıyı dindirmenin tek yolu –artık onlar her kimse- öldürmekti. Jenna’nın bunu yapmasını istemeyeceğini bile anlıyordu ama başka bir çıkar yol yoktu. Bu andan itibaren Nathan Grant’in tek bir amacı vardı. Ya intikamını alacaktı ya bu uğurda ölecekti.”

Bulmacanın her parçasının kimliğini gizleyerek ülkeden ülkeye avının peşinden giden bir adam için giderek zorlaştığı macera bir noktadan sonra durum değerlendirmesi göz ardı etmeyeceği noktaya geliyor: Nathan Grant dünyaya karşı. Kitabın adından da anlaşılabileceği gibi ülke sevgisi de dahil oluyor maceraya. “Korkumun bana engel olmasına izin veremem. Ülkeme bunu borçluyum. Halkıma” diyen karakterleri de görüyoruz. “Tehlikede olan hayatlar var. Amerikalıların hayatları. Olaylar öngördüğüm gibi gelişirse, kendimi asla affedemem. Bunu durdurmak için elimden geleni yapmalıyım.”  diyenleri de.

Peki Grant neyi durdurmak zorunda: Rusları. Romanın can damarı tam da burada. Rusların ülkeyi iç savaşa sürükleme gayesi konusunda hayli eli açık davranıyor Rosenberg. Hali hazırda film ve dizilerle iyice alışıp özümsediğimiz olaylar peş peşe geliyor. Grant’in intikam arzusuna ek olarak Rusların tehdidiyle gelen politik alt metinler romanın demini iyice almasını sağlıyor. “Bir ülke kazandığında diğeri kaybeder. Amerika’yı yıkabilirlerse, bu sadece Rus topraklarını daha güçlü hale getirecektir. Hatta daha da fazlası. Bu, gurur. Bu, ego. Geçmiş bir dönemin ihtişamını ve nüfuzunu yeniden kazanma arzusu.” cümleleri klişe olarak da görülebilir. Ya da “Liderlik büyük çaplı bir huzursuzluk arıyor. Tek istedikleri ikinci bir iç savaşı kışkırtmak. Amerikalıların kendilerini paramparça etmesine izin vermek. Protestocuları birbirine düşürmek artık yeterli değil. Doğrudan başlatma ihtiyacı hissediyorlar.” cümlesi de klişe görünebilir ama romanın tam ortasında bunları duymak, etkiyi de tempoyu da gerilimi de doruğa çıkarıyor. Rosenberg, okurunu bildiği ve korktuğu yerden vurarak takılın Nathan Grant’in peşine diyor. Rusların amacı bu kadar ortadayken kahramanımızın köstebek arayışıyla hangi kuruma güvenebileceğinden emin olamaması da son dönemin hemen her filminde tanık olduğumuz durumlardan. Gerekirse arı kovanına çomak sokulur ve oturup izlenir. Potansiyel casuslar, saldırılar derken beyaz ırkın üstünlüğü üzerinden bölünmeye de değinen Rosenberg’in ülkesinin profilini de iyi gözlemlediğinin sağlamasını yapmış oluyoruz. Adrenalin bağımlısı emekli ajanın sahalara dönüşüyle ulaştığı zaferin ardından ikinci maceraya pas atılması da elbette sürpriz olmuyor.

Yarattığı bulmacayı boşluk bırakmadan, dağılıp saçılmadan sürekli hareket halinde kalarak çözen bir polisiye Amerikalı. Yazarın kahramanını allayıp pullamadan anlatması sayesinde kolayca tanıyıp sevilen alkış tutulası bir adam Nathan Grant. Doğru kurgu ile sürükleyici tempo birleştiğinde başlamamla bitirmem bir oldu dedirten romanlardan. Türü sevenler ve okuma tempom düştü diye hayıflananlar için biçilmiş kaftan. Üstelik devam garantili. Sevdiği her şeyi kaybeden bir insanın sınırlarının ne kadar zorlanabileceğini görmek isteyenler oldukça Nathan Grant’ın dünyaya karşı mesaisi bitmeyecek.

Yorum 0

    Cevapla

    15 49.0138 8.38624 arrow 0 bullet 0 4000 1 0 horizontal https://kalemkahveklavye.com 300 4000 1