theme-sticky-logo-alt
img-alt
img-alt
img-alt
img-alt

Sonsuzdan Geriye Saymak: Beşir Fuad | Koray Sarıdoğan

24 Haziran 2010
2615 Okunma

“İntiharımı fenne tatbik edeceğim; şiryanlardan birinin geçtiği mahalde cildin altına klorit kokain şırınga edip buranın hissini ibtal ettikten sonra orasını yarıp şiryani keserek seyelan-i dem tevlidiyle terk-i hayat edeceğim. Kan akmakta iken her zaman şiryani sıkıca tutarak vesair tedbire müracaat ederek, muhafaza-i hayat mümkün olduğu halde azmimden nükul etmeyeceğim! Şairler söz ile pek çok kahramanlık satarlar; fakat fiiliyata gelince, böyle bir metanet göstereceklerinden pek emin değilim. Çünkü şu intihar, beyne bir tabanca sıkmak, kendini asmak veya suya atılmak gibi değildir. Onlara bir kere teşebbüs edilince, onu menetmek ihtiyari elden gider.”

Osmanlıca kelimeleri anlamayıp, paragrafı bütünüyle çözememeniz, anlık şaşkınlığınızı engellemiyor değil mi? Yazar, son derece düz bir üslupla, intiharından bahsediyor. Tanıştırayım: Beşir Fuad…
1852’de “merhaba”sını, 1887’de “eyvallah”ını vermiştir dünyaya. Hakkında yazılanları araştırmak istediğinizde karşınıza ilk çıkacak ifadelerden biri, “Türk Edebiyatı’nın ilk pozitivisti ve natüralisti” olacaktır.

Edebiyatı sanat veya bilim olarak öğrenmek isteyen herkes için, yazarların savundukları akımlar, kuramlar ve ideolojiler muhakkak önemli olacaktır. Fakat ülkemizde ve özellikle günümüzde, objektif bir araştırmaya başlayıp da objektif bitirmek, gerek üçüncü dünya kompleksimiz, gerekse yontulmak bilmeyen egolarımız yüzünden kolay kolay mümkün olmaz. Bu yüzden Ziya Paşa ‘nın “Âyinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz” dizesinin tam aksine, yapılan işlere değil de Nazım ‘ın komünistliğine, Karakoç ‘un İslamcılığına, İsmet Özel ‘in değişen tavrına, vesaireye bakılır. Bilimsel çalışmalarda metni anlamak için bazen biyografik çözümlemeler gerekir tabi fakat eserlere ve sanatçılara yaklaşımda bunu genel-geçer bir filtre olarak alırsak ne bir metni ve sahibini doğru anlarız, ne de bilimsel bir sonuç ortaya koyarız.

Bu genel ifadelerden Beşir Fuad özeline gelirsek, onun edebiyat sanatı ve bilimine gösterdiği “yararlar veya zararlar” konusunda burada bir bilimsel makale yazma çabasında olmadığımı belirtmek isterim. Çok daha ciddi ve kapsamlı bir bakış açısı yerine bugün burada, bir saplantının bir yazara nasıl kalıcı bir ziyarete geldiğine bakalım istedim. Yine de özet bilgiler vermek gerekirse Beşir Fuat’ın dahil olduğu Tanzimat Edebiyatı bakış açısının dışında bir duruşla, Emile Zola ile anılagelen “natüralizm”i edebiyatımıza sokan ilk isimlerden olduğunu ifade etmek yanlış olmaz. 

Dolayısıyla Beşir Fuad’ın başta bilimsel yazılarla başlayan, daha sonra edebi eserler ve araştırmalarla seyreden yazı hayatına baktığımızda, bir pozitivist ve materyaliste uygun düşer şekilde, duyguyu geri plana atıp maddeyi ve fikri ağırlıkla öne çıkardığını görebiliriz. Bazı araştırmalarda onun, maneviyatı tamamen saf dışı bıraktığı söylense de Fuad’ın kendi ağzından bir ifadesindeki gibi “Hakikati hayale feda etmeme” önceliği ve çabasıyla davrandığını söylemek daha yerinde ve gerçekçi olacaktır. Konuyla ilgili bilimsel bir çalışma isteyenler, Orhan Okay hocanın “İlk Türk Pozitivisti ve Natüralisti Beşir Fuad” adlı eserine muhtelif kanallardan ulaşabilirler.

Bayat edebiyatçılar gibi burada Beşir Fuad anıldığında akla gelen ölümü ve intiharı övecek değiliz. Balzac, beyin felci geçirip ölmeden önce, Doktor Bianchan isimli zâtın çağrılmasını ister. Doktor uzun süre araştırılıp bulunamazken, bir süre sonra bu doktorun, İnsanlık Komedyası eserindeki bir karakter olduğu fark edilir. Son zamanlarını günde on sekiz saat çalışma, geçinme derdi ve fincanlarca kahveyle geçiren Balzac, artık gerçeklikten kopup yazdığı satırlara inanmaya başlamıştır. Balzac için sanat, saplantısı olmuştur. 

Kapasitesizlikten gelen delilikle, dehadan gelen deliliği ayırmak lazım… Velhasıl, Beşir Fuad da bizim edebiyatımız için böyle farklı bir isimdir Buradaki farklılığı, edebi anlamdaki başarısı/başarısızlığı, eserlerinin edebi niteliği için değil, genel tavrı için söylediğimi belirtmek isterim..

Hep merak etmişimdir; insanı intihara iten şey tam olarak nedir, intihar bir isyan mı yoksa pes ediş biçimi midir ve en önemlisi o kilitlenme anı nasıl gelir, insan ne düşünür? Söylediğim gibi, övmüyorum intiharı falan, meseleye tamamen tarafsız, hatta Beşir Fuad gibi “pozitivist” yaklaşmaya çalışıyorum. Zira kendisi edebiyatımızın “ilk materyalisti/pozitivisti” olarak da anılmakta; bu kısmı da bilimsel bir makalenin tartışma alanı olduğu için fikrimi söylemekten çekiniyorum ancak “Materyalizm illeti onun da canını aldı” diyen kalemlere de her daim birkaç okkalı küfrüm var tabi… Zira, dini esaslara aykırı bir şekilde öldüğü için Beşir Fuat ‘ı hep zavallı ve bir “kurban” olarak göstermişlerdir şurada burada. Kurbanı olduğu bir şeyler vardı elbette ama bu, materyalizm miydii derseniz; açıkçası materyalist olmayan biri olarak öyle olduğunu sanmıyorum. Ayrıca, intihar mektubundaki “Şairler söz ile pek çok kahramanlık satarlar” cümlesinde buram buram kokan eleştiriyi, muhalefeti ve belki isyanı da düşünmek gerekir.

Kendisinin, dönemi şartlarında yazdığı bilinen ve ortalarda olmayan 200 kadar eseri var ki Ahmet Mithat da bu sayıya ulaştığı için “yazı makinesi” diye adlandırılmıştı. Bu eserlerin teknik veya nitelik olarak başarılı olup olmadığı, bilimsel çalışmaların alanına girer elbette ancak bu kadar çok yazan bir insanın toplumla da kendisiyle de sorunları olduğunu söylemek zor olmasa gerek. Gidé’in dediği gibi, “İyi duygular kötü edebiyat doğurur.” Beşir Fuad’ı intihara iten, kuşkusuz, sosyal ve varoluşsal muafiyetleriydi. Annesinden kalan saplantılar, mutsuz evlilik, metres hayatı, sekteye uğramış, tutunamamış kariyer, doğru şeyleri yanlış memlekette savunmak ve tabi dönemin sanatçılarını adeta duman eden istibdat ve yıkılış sürecinin hezeyanları. Tüm bunların intihara sürüklediği bir adamın eylemini “pozitivist” bulmak, yani tamamen mantığa dayalı ve bilimsel temelli bulmak, ilk başta tabii ki zordur. Ancak Beşir Fuad ’ın intiharı alelade bir intihar değildir. Öncesinde bir asker olduğunu, Sırp ve Rus Savaşlarında, Girit İsyanı’nın bastırılmasında yer aldığını, diğer yandan meraklı ve deneyci bir kimyager olduğunu unutmamak gerekir. Üstelik, Tanzimat romanlarının sıkça bahsettiği, “yanlış Batılılaşmış”, mirasyedi, belki bir anlamda “hedonist” bir hayat yaşamasını da düştüğü boşluk ve dönem şartları çerçevesinde göz önüne almak gerekir. Kaynaklarda belirtilen bu gibi pek çok sebep içerisinde bence en çok düşünülmesi gerekeni, Beşir Fuad’ın bir tür “kalıtım saplantısı” sahibi olmasıdır. Zira annesi, zor bir akıl hastalığı sonrası can vermiştir ve bilimselliği esas almış materyalist oğlunun, kalıtımdan ibaret bir kadere sahip olduğunu düşünmesi ve bunu, temel bir saplantı haline getirmesi işten bile değildir. 

Sosyal hayattaki heyezanları, evlilikleri, kadınları, karılarından ve metresinden olan çocukları, bu çocuklardan birinin hastalıklı ölümü de eklenince, onun bir saplantıdan çıkan karanlık fikriyatı ve hissiyatı daha anlaşılır hale gelir. Zira bu saplantının korkusu nedeniyle doktorları kendisine, anlık ve günlük yaşamasını önermiştir. Belli ki kendisine bir zaman biçmiş, zihinsel ve ruhsal limitin dolmasını beklemiş ve zamanı gelince de intiharını gerçekleştirmiştir. Ve işte Beşir Fuad’ı Beşir Fuad yapan şey, yazının başında, büyük üstad olarak gördüğü Ahmet Mithat’a seneler öncesinden haber verdiği şekilde, yani ölümünün son anına kadar olanları not almış olmasıdır. Şimdi böyle bir şeyi göze alıp pratik olarak başarmış bir adam karşısında, yazdıklarından tatmin olmaya hakkımız var mı yok mu, tartışılır; ama ben, tartışmasız bir duygu olarak saygımı sunuyorum Beşir Fuad gibilerine… Çünkü sanatın sancısına tutulmuş olanlar zaten ölmeye doğarlar ve uzatmalarını sayarlar. Hayat, artı sonsuzluktan eksi sonsuzluğa bir geri sayımdır ve hepsi bu kadardır onlar için.

Beşir Fuad da hiç kuşkusuz kendisini bu geri sayıma hazırlayarak, ama günümüz intihar edebiyatçıları gibi “loser” modunda değil, çalışarak, üreterek geçirmiştir hayatını.

Bunları yazdım; ortaya bilimsel bir bilgiler yığını koymak için değil, bilmeyenlerin kulağına onun adını fısıldamak, “Böyle bir adam da var; yalnızca ders kitabındakiler değil” demek için. Hakkında pek çok deneme, makale, yazı var. Zamanınız olduğunda araştırıp okumanızı öneririm. Kuşkusuz, yaptığı işe inanan, yarattıkça tükenen kalemler bugün de var ama iki satırı bir araya getirip “yazar oldum” diyenlerin karşısında Beşir Fuad gibilerini görünce, Hakan Günday’ın bir sözünü anmadan geçemiyorum: “Benimle ilgili bir şey bilinecekse doğum ve ölüm tarihim yeterli, çünkü aradaki tire kadarım.” 

Dolayısıyla bizlerin hayatlarının hiçbir önemi yok. Bizler bu hamurun içinde yer alan ufak malzemeleriz; mayayı yoğuran Beşir Fuad gibi insanlar. Ve yanlış anlaşılmamak adına yine altını çiziyorum: Bu kıymeti hak etmek için belirleyici olan ölmek değil, öleceğini bildiğin halde limit dolana dek kalemini, kılıcını, cetvelini, neşterini, yani neyi kullanıyorsan onu eskitmektir.


Netice itibariyle; neler mi düşünmüş, yazmış Beşir Fuad; buyurun:

“Ameliyatımı icra ettim. Hiçbir ağrı duymadım. Kan aktıkça biraz sızlıyor. Kanım akarken baldızım aşağıya indi. Yazı yazıyorum, kapıyı kapadım diyerek geri savdım. Bereket versin içeri girmedi. Bundan daha tatlı bir ölüm tasavvur edemiyorum. Kan aksın diye hiddetle kolumu kaldırdım. Baygınlık gelmeye başladı.

Canib-i zabıtadan gelecek tahkik memuruna size anlatmağa mecbur olmadığım bazı esbabdan dolayı terk-i hayata mecburiyet gördüm. Kendi kendimi öldürdüm. Benim yazım ve imzam alem-i matbuatta bulunan muharrirlerce malumdur. Binaenaleyh beyhude işgüzarlık edeceğim diye zaten matem içinde bulunacak familyam azası hakkında bi-lüzum tahkikata girişip de onları iz’ac etmeyiniz. Şu itirafnamem intiharın vukusunu müsbittir. Sizin vazifeniz kağıdı alıp bir jurnal ile makama takdim etmekten ibarettir.

Vücudumu teşhir olunmak üzere Mekteb-i Tıbbiyye’ye teberrüan bahsettim. Cenaze oraya naklolunmalıdır.
Beşir Fuad”
5 Subat 1887

Gelen doktora söylediği söz ise şudur: ”Zahmet etmeyin, beş dakikalık ömrüm kaldı.”

**

TÜM KORAY SARIDOĞAN YAZILARI İÇİN TIKLAYIN

1987, Ankara. Türk Dili ve Edebiyatı lisansı, Yeni Türk Edebiyatı yüksek lisansı... KalemKahveKlavye'nin kurucusu. Evli ve iki kedi babası...Bazı kitaplar yazdı: Kadran Kadraj (2015), Kaosun Kalbi (2020), Yeraltı Kütüphanesi (2020), Gecenin Kıyısından Gelen Suratsız ve Yaşlı Kuzgun: Edgar Allan Poe (2020)
Yorum 1

    Cevapla

    15 49.0138 8.38624 arrow 0 bullet 0 4000 1 0 horizontal https://kalemkahveklavye.com 300 4000 1