theme-sticky-logo-alt
img-alt
img-alt
img-alt
img-alt

Rahatsız Edici Miktarda Kan · Bir Miras Olarak Şiddet

23 Ocak 2026
3 Okunma

Müzisyen ve podcast yayıncısı kimliğiyle, 2012’de İsmail Türküsev’le birlikte kaleme aldığu Pembe Mezarlık kitabıyla tanıdığımız Can Temiz’in yeni romanı Rahatsız Edici Miktarda Kan Karakarga Yayınları’ndan çıktı.

Rahatsız Edici Miktarda Kan‘ın her şeyden önce adıyla ortaya koyduğu vaadi gerçekleştiren bir roman olduğunu söylemek gerek. Okuru bir olay örgüsünün içine almak üzere çıktığı yolda yazar, birkaç adım öne geçiyor ve okuru kanla ve travmayla dolu bir klostrofobinin içine hapsediyor.

“Zihnimizde bizi yargılayan, eleştiren ses çoğunlukla ebeveynlerimizindir” tespitini daha ilk sayfalarda işlemeye başlayan roman, teması ve türü itibariyle bunu alışılageldik psikolojik hikâyelerin ötesinde, karanlık ve özellikle psikolojik şiddetle dolu bir dünyanın içinde sunuyor. Romanın baş kahramanı Lila, hikâye boyunca yalnızca tehdit altında bir özne olarak değil, kuşaklar arası şiddet silsilesinin en ucundaki bir çocuk, bir birey olarak ilerliyor. Dışarıdan gelen bir saldırının sonucu olmaktan ziyade, uzun süredir içselleştirilmiş bir düzene temas ettikçe yoğunlaşan korkusu üzerinden ilerleyen roman,  şiddeti yalnızca fiziksel bir eylem olarak ele almıyor: Şiddet, mekânın dili, ritüellerin sertliği ve kuralların sorgulanamazlığı üzerinden yayılıyor.

Her ne kadar adından hareketle “rahatsız edici miktarda” bulunsa da “kan” imgesi, kitap boyunca bir “fazlalık” gibi durmuyor; tam tersine, her sahnede yeni bir işleve bürünerek karşımıza çıkıyor. Bazen yön bulmayı zorlaştıran bir sis gibi çalışıyor, bazen karakterlerin kimliklerini silen bir perdeye dönüşüyor. Öyle ki kan, romanın ana karakterlerinden biri hatta en temeli haline geliyor. Roman, bu yönüyle gore estetiğini bir gösteri unsuru olarak değil, önceliklendirilmiş bir araç olarak kullanıyor.

Daha ilk sayfalarda kaçış hissiyle açılsa da buradaki kaçış, klostrofobik bir mekândan kurtulma hissi üzerinden ilerlemiyor. Kanla kaplı bir binadan uzaklaşma arzusu, hızla başka bir sıkışmaya dönüşüyor. Can Temiz, gerilim edebiyatının tanıdık “tehlikeden kaçma” refleksini kullanmıyor; aksine, karakterini de okuru da sürekli aynı mekâna, aynı yapıya ve aynı sorulara geri çağırıyor.

Tekinsiz Yapılar ve Kurumsal Şiddet

Romanın en çarpıcı taraflarından biri, tarikat benzeri yapılanmaların yalnızca bir korku unsuru olarak sunulmaması. Bu yapılar, belirli bir ideolojiden çok, devamlılık fikri üzerinden kuruluyor. Hiyerarşi, itaat ve ritüel; birbirini besleyen, sorgulanmayan ve nesilden nesle aktarılan alışkanlıklar hâline geliyor. Lila’nın karşılaştığı figürler, tek tek “kötü” karakterler olmaktan ziyade, sistemin işleyişini sürdüren arayüzler gibi çalışıyor.

Bu noktada roman, “kötülüğün kaynağı” sorusunu kişilere veya okurlara yöneltmek yerine soruyu yapının kendisine çeviriyor. Okurken açıklanamayan olayların arkasında doğaüstü bir güçten çok, kurumsallaşmış bir aklın izlerini görmeye başlıyoruz. Bu tercih, metni klasik korku anlatılarından ayırıyor ve görece daha rahatsız edici bir zemine taşıyor. Sırf rahatsız etmek için daha çok şiddete bulanmış hikâyelerden ayrılarak, son yıllarda özellikle ekranda ve perdede gördüğümüz “korku trajedisi” veya “korku-dram” türleriyle kesişim kümeleri yaratıyor.

Beden, Kimlik ve Parçalanma

Bu noktada Rahatsız Edici Miktarda Kan‘ın şu veya bu türe rahatça sığdırılamayacağımızı da belirtmek gerek. Korku, gerilim, psikolojik roman unsurlarını gore estetiğiyle birleştirirken özellikle okültizm ve bilimin harmanlanması, romanı teknik açıdan türler ve içerik açısından disiplinlerarası bir yerde konumlandırıyor.

Roman ilerledikçe beden, yalnızca zarar gören bir nesne olmaktan çıkıyor; anlamı sürekli yeniden yazılan bir alana dönüşüyor. Klonlama, majinin bilimle iç içe geçmesi ve kimliğin bölünmesi gibi unsurlar, Lila’nın varoluşunu belirsizleştiriyor. “Ben kimim?” sorusu, bu metinde soyut bir felsefi arayış olarak kalmıyor; doğrudan et, kan ve hafıza üzerinden soruluyor.

Can Temiz, burada alegoriyi açık etmiyor. Metin, simgelerini okurun önüne koyuyor ama onları çözmeye zorlamıyor. Bu da romanın rahatsız edici etkisini artırıyor.

Rahatsız Edici Miktarda Kan konfor alanı arayan okurlar için değil, desek yanlış olmaz. Metin, bilinçli biçimde zorlayıcı, yer yer bunaltıcı ve kaçışsız bir deneyim sunuyor. Ancak tam da bu yüzden, çağdaş korku ve tekinsizlik anlatıları içinde kendine özgü bir yer açıyor. Şiddeti estetize etmeyen ama ondan tamamen kaçmayan bu roman, okuru yalnızca korkutmuyor; onu sistem, miras, şiddet ve iktidar üzerine düşünmeye zorluyor.

İncelemek ve satın almak için tıklayın.

1987, Ankara. Türk Dili ve Edebiyatı lisansı, Yeni Türk Edebiyatı yüksek lisansı... KalemKahveKlavye'nin kurucusu. Evli ve iki kedi babası...Bazı kitaplar yazdı: Kadran Kadraj (2015), Kaosun Kalbi (2020), Yeraltı Kütüphanesi (2020), Gecenin Kıyısından Gelen Suratsız ve Yaşlı Kuzgun: Edgar Allan Poe (2020)
Yorum 0

    Cevapla

    15 49.0138 8.38624 arrow 0 bullet 0 4000 1 0 horizontal https://kalemkahveklavye.com 300 4000 1