Malala Yusufzay’ın yeni kitabı Kendi Yolumu Bulmak (Finding My Way) Şebnem Tansu’nun çevirisiyle Epsilon Yayınevi‘nden çıktı.
Dünya onu 15 yaşında, bir okul otobüsünde Taliban tarafından başından vurulan ve mucizevi bir şekilde hayatta kalarak küresel bir direniş sembolüne dönüşen o “küçük kız” olarak tanıdı. 17 yaşında Nobel Barış Ödülü’nü alan en genç isim olduğunda, omuzlarına sadece Pakistanlı kız çocuklarının değil, tüm dünyanın yükü yüklenmişti. Malala Yusufzay, ilk kitabı Ben Malala ile bu trajediyi ve sonrasındaki aktivizm sürecini anlatmıştı. Şimdi ise yeni kitabı Kendi Yolumu Bulmak bu kez vitrindeki o kusursuz, neredeyse “azizelik” mertebesine yaklaştırılmış figürün arkasındaki gerçek insanı, tüm kırılganlıkları ve insani hatalarıyla karşımıza çıkarıyor.
Kitap, Malala’nın Birmingham’daki hastane yatağından çıkıp Oxford Üniversitesi’nin görkemli koridorlarına uzanan; bir sembolden insana, bir efsaneden nefes alan kanlı canlı bir bireye geçiş sancılarını da içeren oldukça kişisel bir büyüme hikâyesi.
Oxford Yılları ve Bir Sembolün İnsanlaşma Süreci
Kendi Yolumu Bulmak Malala’nın bir kahraman olarak ikonlaştırıldığı o imajı kırmasıyla başlıyor. Yazar, kitap boyunca üzerine yapışan “erdemli ve görev bilinci yüksek” mitolojik kahraman kimliğinin, kendi gerçekliğini nasıl gölgelediğini dürüstlükle açıklıyor. Oxford yılları, onun için sadece akademik bir başarı basamağı değil, ailesinden ilk kez ayrıldığı ve “Ben kimim?” sorusunu ilk kez bu kadar belirgin bir biçimde sorduğu bir deneme-yanılma alanı, daha net bir ifadeyle bir laboratuvar işlevi görüyor.
Malala, Oxford’da herkesin ondan beklediği o ağırbaşlı aktivist portresinin dışına çıkıyor. Derslerinden geri kalması, gece geç saatlere kadar dans etmesi, arkadaşlarıyla gizlice çan kulesine tırmanması veya yanlışlıkla domuz eti içeren bir yemek sipariş etmesi gibi detaylar, kitabı “ilham verici bir başarı hikâyesi” klişesinden çıkarıp nefes alan bir otobiyografiye dönüştürüyor. Yusufzay, bu bölümlerde okura şunu hatırlatıyor: Dünyayı kurtarmaya çalışan bir genç kadın da olsanız, zaman yönetimiyle başınız belaya girebilir, ödevlerinizi yetiştiremeyebilir ve sosyal kabul görme arzusuyla kuralları çiğnemek isteyebilirsiniz.
Malala Yusufzay · Aktivizmin Ötesinde Bir Kimlik İnşası
Kitabın en çarpıcı ve cesur yönlerinden biri, Malala’nın zihinsel sağlık mücadelesini ve travmalarını tüm çıplaklığıyla ele alması. Özellikle üniversite yıllarında yaşadığı bir olay üzerinden tetiklenen TSSB (Travma Sonrası Stres Bozukluğu) sahneleri, yazarın kendisini bir “sahtekar” gibi hissetmesine neden olan o içsel boşluğu çok iyi betimliyor. Taliban saldırısından fiziksel olarak kurtulmuş olsa da, zihinsel iyileşmenin ne kadar uzun ve çetrefilli bir yol olduğunu, profesyonel yardım alma sürecini ve anksiyeteyle başa çıkma çabasını okuyoruz.
Bununla birlikte, kitabın merkezinde yer alan aşk ve evlilik teması, Malala’nın feminist kimliğiyle kültürel mirası arasındaki çatışmayı nasıl yönettiğini de çok içeriden bir bakışla gösteriyor. Geleneksel olarak evliliği kadınların özgürlüğünü kısıtlayan bir pratik olarak gören bir arka plandan gelmesine rağmen, Asser Malik ile olan ilişkisinde bu kurumu yeniden tanımlama süreci oldukça etkileyici ve ufuk açıcı. Virginia Woolf ve bell hooks gibi feminist yazarların rehberliğinde evlilik kavramını sorgulaması, Malala’nın entelektüel derinliğini ve kendi hayatının kontrolünü eline alma arzusunu da ortaya koyuyor.
Kendi Yolumu Bulmak, sadece Malala’nın hayranları ve takipçileri için değil; toplumsal beklentiler, kişisel travmalar ve özgün bir kimlik inşa etme mücadelesi arasında sıkışmış herkes için samimi bir arşiv ve pusula niteliğinde. Malala Yusufzay, bu kez bizi dünyanın kürsülerine değil, kendi zihninin ve kalbinin en kuytu köşelerine davet ediyor. Kusursuz olmasa da kendi yolunu bulmaya çalışan cesur ve son derece gerçek bir insanın hikâyesi.









