Alpay Erdem hem çizer hem anlatıcı olarak olgunluk döneminin ürünlerinden Kare Kitap ile pandemi sonrasının “alışkanlıkla yaşamak” hâline eğlenceli ama bir o kadar da hüzünlü bir ayna tutuyor. L-Manyak ve Penguen sayfalarından aşina olduğumuz “İsmail Hasta Ruh”, “Top Canavarı” ve “Şevki Teyze” gibi karakterler bu kez daha dingin, daha farkında bir dünyanın içinden konuşuyor. Erdem, mizahın keskinliğiyle duygusallığın sınırında gezinen bu kitabında kendi yarattığı kahramanların bile kontrolünü onlara bırakıyor. Biz de kendisiyle Epsilon Yayınevi‘nden çıkan Kare Kitap’ı, karakterlerinin hâlâ ne kadar “tekinsiz” olduklarını ve mizahın bugünkü yerini konuştuk.
Kare Kitap’ı tebrik ederek başlamak isterim. Tepkiler, yorumlar nasıl?
Şimdilik güzel. Bende yarattığı duyguyu da seviyorum. Kare Kitap beni mutlu ediyor.
Karikatür ağırlıkla bir mizah enstrümanı olsa da sizin kaleminizde, özellikle Kare Kitap’ta kimi cümlelerde duygusal bir ton da var. Arka kapaktaki “Atom gibiydim eskiden” cümlesi de bu anlamda bir eşik duygusu taşıyor. Bu cümle ve bu kitap neyin bittiğini, neyin başladığını işaret ediyor?
Aslında benim için değil, İsmail Hasta Ruh için belki bir şeylerin bittiğine başladığına işaret ediyor olabilir o cümle. Çünkü İsmail Hasta Ruh’un ne düşündüğünü gerçekten ben de tam bilemiyorum. Yazarı çizeri renkleyeni ben olmama rağmen, aslında kendi dünyası olan bir karakter İsmail Hasta Ruh. Bir kez bile kafamdakini tam olarak yansıtamadım İsmail Hasta Ruh öykülerine. Hep o yön verdi hikâyelere. Ne isterse onu yaşadı. Şizofrenik bir durum bu ama böyle.
Orta yaşa yol aldığımdan benim algım şu gibi cümleleri seçiyor olabilir: “Geri sayım başlamış, anlamamışım!” ifadesi mesela. Geri sayım, hayatınızda ve sanatınızda zamana karşı bir yarış hissi mi doğurdu, yoksa ritmi yavaşlatıp ayrıntıyı büyüten bir bakış mı?
Her başlangıç bir geri sayım. Ama bir maç biter, diğeri başlar. İsmail Hasta Ruh muhtemel ki, yaşamının değişmeye başladığını hissetti, “ama emin değilim,” asla. Arkadaşlıkları gerçek değildi belki, sevgilisiyle sürekli bir çatışma içerisindeydi. Belki de yorulmuştu biraz. Zamana karşı bir yarış içerisine girdiğini düşünmüyorum ben İsmail Hasta Ruh’un. Bence o ölümsüz olduğunu düşünüyor. Mecazi anlamda değil. Ben ise biraz İsmail Hasta Ruh gibi bakmak istiyorum hayata. Ama evet yaşam kısa ve çok da vaktimiz yok. Güzel şeyler yapmak lazım. Her an biraz daha önemli artık evet. Bir yandan da kasmamak lazım. Off, zor.
L-Manyak’tan Penguen’e, Hasta Ruh İsmail‘den Top Canavarı/Şevki Teyze gibi karakterlere uzanan çizgide ele alırsak, Kare Kitap’ta bu karakterlerin “yaşlanması” ya da “kabuk değiştirmesi” nasıl hissediliyor?
Karakterler yaşlanmadı bence, fakat biraz olgunlaştılar zaman içinde. Bu da doğal bir şey. Çizgiler biraz değişti. İsmail Hasta Ruh’un kulak içi desenlerinin sadeleşmesi, profilden bir süre sonra çift çene görünmesi, gözlerin yerlerinin biraz değişmesi gibi detaylar var. Ki bu sadece Kare Kitap içinde. Çok öncesi ise, sanki tüm o hikâyeleri neredeyse başka biri yazmış çizmiş gibi. İnanılmaz.
“Çizdiğim karakterlerle normal hayatta muhatap olmak istemem”

Okurlar eski dergi döneminizin “tekinsiz” atmosferini hatırlıyor. Yeni kitapta hüznün dozu artarken “tekinsizlik” nasıl bir role sahip?
Yine tekinsiz. Fakat sanki bir yandan da kontrollü bir durum var gibi. Çizgi ve hikâye anlatımındaki bütünlük bu kontrollü durum hissini verse de, “normal hayatta muhatap olmak ister misin mesela İsmail Hasta Ruh’la, Top Canavarı’yla, Şevki Teyze’yle?” Zannetmiyorum.
Kare Kitap’ta kişisel tükenmişliği kolektif bir duyguya çeviriyorsunuz desem yanılmış olur muyum bilmiyorum. Kendi iç sesinizi kolektif bir malzemeye dönüştürme aşamasında kendinize koyduğunuz kıstaslar, sınırlar var mı? Ne kadarı hesaplı, ne kadarı kendiliğinden gerçekleşiyor?
Böyle bir şeyi başarmış olmayı istemem. Ben kendi adıma yenilgiyi asla kabul etmem. Tükenmişlik gibi kavramları sevmem. Ama o bir İsmail Hasta Ruh. Onun kendine has bir sesi bile var. Çok da komik bir sesi var. Ben galiba İsmail Hasta Ruh’u, ben olmadığı için seviyorum. “Ne acayip biri” diyorum.
Stand-up sahnesinde doğrudan temas var; kitapta ise sessiz bir okur. Aynı hikâyeyi iki mecrada bambaşka nabızlarla anlatırken “zamanlama” ve “vurucu an”ı nasıl kalibre ediyorsunuz?
Sahnede anlattıkça anlattıkça oturuyor zamanlama ve diğer şeyler. Hikâye bir süre sonra ilk notasından son notasına kadar bir şarkıya dönüşüyor. Stand up’ta bir hikâyenin tamamlanması haftalar alabiliyor. Fakat kâğıttaki iş bitmiş iştir. Okurla buluştuğu hali onun son halidir. Kâğıttaki işin son halinin tamamlanmış olması gerekir. Tamamlanmamış iş çizerini çok üzer. Okur farkına varmasa bile. Ki okur da farkına varır çünkü mizah okuru dünyanın en zeki insanıdır. Soru neydi?

Kitaptaki yorumlar arasında Onur Buldu’nunki gözüme çarptı: “Her repliği senin sesin ve tonlamanla okumak canımı sıkıyor artık, çık aklımdan ve beni hayal gücünle baş başa bırak!” yazmış. Okur tarafında da karakterlerin, tespitlerin, tepkilerin doğrudan veya dolaylı sizi işaret etmesi rahatsızlık yaratıyor mu?
Gülüyorum, hoşuma gidiyor. “Öyle gördülerse öyle olsun” diyorum. Haklı olduklarını düşünmek beni güldürüyor. Tersi de. Evet “her çizer biraz kendisini çizer,” ama bu o kadar basit bir şey değil. Kendimi çizseydim sıkılırdım sanırım. Benim biraz karakteristik bir sesim var. Bazen beni tanımasalar da sesimden tanıyanlar oluyor. “Sesinle okudum” diye bir şey var hayatımda. Onur da bunun şakasını yapmış. Harika bir şaka bence.
Türkiye’nin son yıllardaki toplumsal atmosferi sizin mizahınızın tonunu nasıl değiştirdi?
Ben hep yapmak istediğim mizahı yaptığım için bende pek bir şey değişmedi. Ne olsa bunu yapardım gibi geliyor bana. Yine az anlaşılırdım ama sevenim de çok severdi yine beni. “Bizim ülkemiz tansiyon hastası” gibi bir söz duymuştum, komikti.
“Çok eğlendiğim zamanlar uzak” cümleniz, anı biriktirme biçiminizi değiştirdi mi? Bugün bir sahne gecesini veya bir tek hikâyeyi “oldu” diye cebinize koyduran kriter nedir?
Seyirciyle ve okurla karşılıklı mutlu olduysak tamamdır işte. Çok eğleneceğiz, eğlenmeliyiz. Mizah çok güçlü bir şeydir. Dengini bulur. Yıkılmaz bir neşedir mizah.
Bizden bu kadar. Eklemek istedikleriniz varsa söz sizin.
Teşekkür ederim, ne güzel de eğlendik ama.
İncelemek ve Satın Almak İçin TIKLAYIN

1987, Ankara.
Türk Dili ve Edebiyatı lisansı, Yeni Türk Edebiyatı yüksek lisansı…
KalemKahveKlavye’nin kurucusu.
Evli ve iki kedi babası…
Bazı kitaplar yazdı: Kadran Kadraj (2015), Kaosun Kalbi (2020), Yeraltı Kütüphanesi (2020), Gecenin Kıyısından Gelen Suratsız ve Yaşlı Kuzgun: Edgar Allan Poe (2020)









