15 49.0138 8.38624 arrow 1 arrow 1 4000 0 horizontal https://kalemkahveklavye.com 300 0
theme-sticky-logo-alt
img-alt
img-alt
img-alt
img-alt
googletag.cmd.push(function() { googletag.display('div-gpt-ad-1613070145932-0'); });
Yirmi Yedi
Boş gözlerle baktı doktor Derin bir oh çektirecek cümleler sanki ağzında sakızdı, Çiğnerken konuşamıyor… Ağzında lokma varken de konuşulur doktor! Sigaranın külü belimin sağına değdi, Görünür olmasaydım eğer, böbreğim kül tablası olabilirdi unutmayayım; eve dönünce böbreğimi çıkarıp kül tablası yapacağım. Hatta tüm organlarımı hediyelik eşya dükkanına bağışlarım. Bağırsaklarımdan içi görünen bir kutu olur, içinde de…
Bak: 44 numara, sol tarafı yırtılmış ayakkabı hangi duayı ezberlerdilerse, onu koyacaklar içine Tırnağım kırıldı, ağladım İç çekerken babama ağlamaya başladım Sonra fabrikaya, sonra kendime, sonra sobadaki kömürün bitişine, sonra Soma’nın kadınları ve kızlarına… Annem yıllarca ayakkabı koymuştu kapımıza, Öyle uzun kalmıştı ki o ayakkabı kapının önünde; dua niyetine olduğunu sanmıştım Dua… Her gün okunuyordu…
“Ne zamandan beri duluz?” diye sordum sonra Ben…” dedi, “kedileri doğurduğumdan, sen de saçlarını aldırdığından beri duluz…” Masanın üstünde duran sigaradan sundum ona Dudaklarına öyle yakışıyordu ki tütün rengi, ‘gözlerimi oyup sevgilisine vermeliyim’ diye düşündüm Dilimizi parmakladığımız hayatların dışındaydık Sessizliğin Nobel Ödülü tek bir kelimeyle kaçmıştı artık… Parmaklarımı kütlettim… anahtarla oyalandım… duman üfledim… “Ne zamandan beri…
“İki gündür hava çok soğuk.” Kaloriferin yanındaydı ve benden daha kadındı… Gergindim, çay ve sigara içiyordum tekli koltukta. Mutfağa gitti, açtık. Yumurta kırdı, plastik orijinal kaplarındaki kahvaltılıkları çıkardı. Hiçbir zaman porselen kahvaltılığı olmamıştı. Bardağım olduğu halde yeni bardak çıkardı bana. Ev işini seviyordu. Uyuşan ayağımı alıp masaya yürüdüm. Ve diğer ayağımın üstüne oturdum. “Deli deli…
Fahişe olamayacak kadar güzel, kadın olamayacak kadar çirkin ağızlıydı. Ama diğer kadın olabilecek kadar umursamazdı.  Sigara zammı yüzünden adı metresti… Gerçek kimliğini annesinin arabasında unutmuş, araba da denize uçmuştu. Haberler intihar demişti. İntihardı da… Ölecekti, sağ memesi yoktu. O uyurken olmuştu her şey… Mezarda da emzirmek istemişti annesi onu sağ memesiyle. “Yolculuğa çıkıyoruz, kısa tatil…
“Ölmemeliyim…” diye mırıldandım ama duyamadım ne dediğimi. …derin bir nefes çektim içime. Bilmiyordum beynimin öldüğünü… Gidişinden 2 gün sonra. Lanet kitabı yeni bitirdim ve durmadan susuyorum. Hiç bu kadar susamamıştım… Melodi geldi komşunun melankolik halinden. “Kuş olup uçacağım…” diyordu. Hâlâ umut besliyor ya da umudun kafasını uçuruyordu. 2 gün olmuş… Ayaklarım hala çıplak, ben çırılçıplağım.…
Kitaplardaki harfler bize öğretilmedi onun için bu siyah ve kırmızı… Birkaç saç telimi görüyorum, gözlerimin önünde. Başparmağımın arasına sıkıştırdığım tütünü emiyorum. Canım çok sıkılıyor… Bıçakla oynuyorum. Kadın cinayetinden bahsediyor aptal kutu. İnanmıyorum, ben hiç katil görmedim… Dudaklarımı yoluyorum yazabilmek için. Sonra ağzıma ekşimiş surat tadı geliyor. Kusmuyorum… Kusarsam düşünmeye vaktim olur. Kusarsam yazamam! Çıkış yazıyor…
 Dilimin kemiğini köpek yavrusu yedikten sonra kekemeliğim geçti. Adına sadece “Köpek” dediğim o yavru, yalnızlığın dibine kadar havladı ve öldü, ağladım ama geçti… “Hiç bu kadar aşağılanmamıştım!” Kendi sesimden çıkana bir an inandım bakkalın çırağı kadar. Kapıyı kapatınca kahkaha çınladı duvarlarda. Neden öyle dedim sahi? Boş ver… İçeriden adam sesi geliyor, birisi kendini yatağımda unutmuş!…
Uykuyu öldürdüm, şimdi morarmasını bekliyorum rüyalarımın. Gömeceğim hepinizi!    Göğsüm sıkışırken, Ölüyorum ben… Gençmişim daha, bok ağızlılar öyle diyorlar. Neden morarıyorum o zaman? Tenim terimden akıyor, görünmeyen kadınlar doğuruyorum. Hepsi benden daha güzel… Sonra izin vermiyorum büyümelerine! Bacaklarımı açsam kayacaklar ya, ben tuttukça huyumdan çıkıyorlar dışarı. Bir adamı mahvediyor biri, tırnakları kırmızıya boyanmışken aşık oluyor.…