“Ama ısrarlı bir kader, rastlatırsa seni ona… Kendini Tanrı’ya emanet et.” Edgar Allan Poe – “Sone – Sessizlik” Burada yazanların tümü, her şeyini kaybetmiş bir adama aittir. Anlatacaklarıma inanmanız benim için bir önem arz etmemekte. Kısacası; inanmamanız, inanmanız kadar önemli. Kısanın da kısası: Hiç… Hayatımın büyük bir çoğunluğunu Bakırköy’de geçirdim. Eğer Bakırköy’de yaşıyorsanız, herhangi birisinizdir....
“Sıradanlaşmış bir farklılık, farklılık mıdır?” Hayata yabancılaşmak üzere olan bir insanın günlüğü ne kadar sahici olabilir ki? Benimki de o denli yapmacık. Adımın, yaşımın, ne olduğumun, kim olduğumun, nereli olduğumun ve nasıl var olduğumun hiçbir önemi yok. Belli bir değer ve öneme sahip olan tek şey, az sonra üst kat komşumu öldürecek olmam. Belki daha...
Kalbim sevgili… o duşta şimdi, temizlenip hazırlanacak. Ve bir daha asla rimelini yüzüne akıtmayacak! İntihar eden kadının cezalandırılması yazılarımda… Harflerin kanı çekildi, ben sigara yaktım. Çırılçıplak cansız bedenin az sonra moraracak dudaklarında kahvem. Teşebbüs edip defalarca caydığım aklımı bu nisada buldum. Özenmedim… Binlerce gazete kağıdına adımın meze olup oradan da üstüne kusulmasını istemezmişim. Ya da...
Tanıştınız mı sürünemeyen yılanla? Tanışamazsınız çünkü tanışmak, gitgide içine girmektir tanıştığınız hayatın. Tanışmak istemezsiniz çünkü kıskaçlı yengeçlere, iğneli arılara, kokulu çiçeklere, orantılı bedenlere, yuvarlak gezegenlere, cam bardaklara, metal çatallara, denizdeki dalgalara ve sair şeylere alıştı gözleriniz. Gözleriniz neyi gördüyse onun esirisiniz. Sürünmeyen yılan olur mu hiç? Ama ben gördüm, sürünmedi yılan. Yılan olarak tasarlanması yetmedi...
Gözlerini açtı titreyerek kadın. Gerindi. Boğaz havasını çekti içine. Gülümsedi. Öyle böyle değil, hayran hayran gülümsedi. Telefona baktı. “Siktir et” der gibi, afedersiniz, dudağını büktü. Biz daha ölmedik! Koy bir kadeh daha! Anlatacağım sabırsızlanma! Bir gün… Bir gün bir kadın oturdu üstüme. Kızıl saçlı. İlk, saçlarına bakarım ben kadınların. Kahverengiydi gözleri. Kadınların gözleri her renktir aslında,...
Bilinç akışı dedikleri şey aslında bilinçsiz bir akıştır; anlamış olmalıyım artık. Çıktığım o sahnede, bilmem kaç bin kişinin alkışladığı zirvedeki adam,ben; her birinin gözlerine bakmak istemiştim. Bu sahne ne zamandır buradaydı? Dört dakika; kulaklıklarımdaki şarkı çalmaya başladığından beri… Ne zaman takmıştım kulaklıklarımı? Yedi dakika; otobüse bindiğimden beri. Yolculuğa ne zaman başlamıştım peki? Yirmi küsur...
15
49.0138
8.38624
arrow
0
bullet
0
4000
1
0
horizontal
https://kalemkahveklavye.com
300
4000
1