On yıl sonra onu yine görebilmek bile fazlasıyla inanılmazdı. Üstelik karşımdaydı, aynı masadaydık hatta; bir şeyler anlatıyordum, o da dinliyordu. Gülümsüyordu ara ara. Az konuşurum, daha doğrusu fazla konuşamam ben; ama o sıkılmasın diye buluyordum şimdi cümle oluşturabilecek kelimeler. Çağırırken korkmuştum, ya gelmeseydi. Geldi, şimdi çay içiyor. Aldığı her yudumda Rize biraz daha vilayete benziyor....
Yüksek, tel örgülü aşılamaz duvarların arkasından gelen korna sesleri, çocuk bağırışları, dalga sesleri bir mahkûmu nasıl hapishaneden kaçmak için harekete geçiriyorsa; yıldızların yanıp sönmesi, sonsuz siyah boşluk ve bilinemez bir merak da insanı uzaya kaçmaya iter. Aslında biz dünyada mahkûm muyuz? Yoksa yıldızlar göz kırptığında merak değil de bir mahkûm gibi pişmanlık mı duyuyoruz? Zamanın...
Adnan Abi’yi, hayatımın bir döneminde sığınağım olan 350 no’lu ganyan bayiinde tanıdım; ağzında az sayıda diş, mütemadiyen kirli sakal; bir gün takım elbise, bir gün eski ve yırtık bir kotla. Öksürüyor, tıksırıyor bu, burnunu siliyor; pek hoşlanmıyorum Abi’den. Bizim Ali çok seviyor onu. Birlikte ortak üçlü, dörtlü kupon yapıyorlar. Ben işsizim, öğrencilik bitti. Ali’ninse okulu...
1997’de Özcan Karabulut’un başlattığı 14 Şubat Öykü Günleri; 2003 yılında da 69. Uluslararası P.E.N. Yazarlar Örgütü’nün kongresinde de kabul görerek, 14 Şubat Dünya Öykü Günü’nüne dönüşmüştür. Öykü üzerine odaklanan ve artan bir ivmeyle süregelen bu etkinlikler ve bu tarih bir tesadüf değildir. Çünkü 1990’larda “öyküde hareketlilik” olarak adlandırılan, birçok genç öykücünün ortaya çıkmasını sağlayan bir...
Güzel çocuktu Rocky. Hayatı ucuz şarap, sigara, Enis Batur kitapları, arkeoloji ve Dev-Sol’dan ibaretti onun. Yarının olmayacağı ihtimali, dün bir şey yaşayamamanın öfkesiyle birleşince, bugün kendini deli gibi bir şey yapardı bu yaramaz oğlan. Eline üç kuruş para geçerse, asla yalnız harcamaz, sevdiği bir iki kişiyi, beni, bizi arar; çoktan alıp hazırladığı biraları, tuzlu leblebiyle...
Bayanlar ve Baylar, NOT: Aşağıdaki boşlukları lütfen kendiniz doldurunuz. Komitemiz, bugün burada sıradan bir adamı ve onun trajik ölümünü anmak üzere toplanmış bulunuyor. Oxford T.A.B. Komitesinin açılış hikayesine geçmeden önce siz saygıdeğer üyelere şunu söylemek isterim ki açılış hikayemiz, dünyadaki ………………’nci hikaye ve ……………..’nci ölümlü hikayedir ama bu denli tuhafına az rastladığınıza ben, adım gibi...
Adımsayarım yirmi beşi gösteriyordu; yürümeyi hiç bırakmak istemesem de öyle yorulmuştum ki dinlenmek için bir kilometre taşına oturdum. İnsanlar alay ederek yanımdan geçip duruyorlardı ama ben buna alınganlık gösteremeyecek kadar hissizdim. Hatta büyük eğitimci Bayan Eliza Dimbleby rüzgar gibi esip geçerken beni direnmem için cesaretlendirmeye bile çalıştı, bense sadece gülümseyip şapkamı kaldırdım. İlk başta; bir...
Özü kaybettim, geliyorum. Bekar evlerindeki leş kokusu dağılmadı çünkü, mimarideki gönye kaydı, gaza bas, topukla evrenden. Ne ilk kaçan sen ol, ne en önde git, ne de geriden gel matematiği tuttu. 44.5’tan geçilen sınıf… Tebrikler çocuğunuz berbat oldu. Özü kaybettim, geliyorum. Beni sev ama dokunma, orası kocama ait burası genel bir bekleme salonu, babamla tanış,...
Nick, meyve bahçesine uzanan yola saptığında yağmur durmuştu. Meyveler toplanmış, sonbahar rüzgarı yapraksız ağaçların arasından esiyordu. Nick şöyle bir durdu ve yağmurdan ıslanıp parlak kahverengiye dönen otlar arasına düşmüş bir elma alarak kalın yün montunun cebine attı. Yol, tepenin sonundaki meyve bahçesinde son buluyordu. Bacasından tüten duman ve yalın verandasıyla kulübe oradaydı. Arka tarafta garaj,...
Asfaltta hiçbir şey filizlenmiyor. Etim kesildi bir çınarın altında. Kanamadım. Oyuklarımdan sızsaydı deliren bir iki damla, damlatırdım yerin dibine. Beslen diye. Asfalttan hiçbir şey sızmıyor yerin dibine. Önce bin yıllık çınar dediler, sonra budamışlar da böyle kalmış dediler. “Ululuğuna aldanma, kırık dallarından içine ağlar bu.” dediler. Çınar bizden mutluydu oysa. Yine de içine kanarmış. Ben...
Meyhaneden döneli bir saat olmuştu. Sarıpire Mezarlığı bekçi kulübesinin önündeki sandalyede vicdan duygusunun kendisini nasıl bu hale getirdiğini düşünüyordu. İçinde çok az vicdan kırıntısı vardı. Sorun kendi vicdanı değil başkalarının ona karşı duyduğu merhametti. İşte bu duygu onu çılgına çeviriyordu… *** Reha, 4 yıl Çocuk Esirgeme’de kalmıştı. Ağladığı hiç görülmemiş, kendi kendine oynayan, sessiz, istekleri...
Halka halka büyüyen kakafonik öykülere, anlatımlara ve susmayışlara dair.. Akustik ve estetik hiçbir geçerliliği olmayan yaşantılarımızda sanırım en çok da kulakların mesaisi hiç bitmiyor. Tüm anlatımlar, uyarıcılar, vericiler duyum sınırlarımızın çok üstünde hareket ediyor. Ses gibi insanı derinden etkileyen, hassas ve nitelikli uyarıcının hangi ara gürültü ile eşdeğer anıldığını hatırlamıyoruz bile. Sanırım, ses’in gürültüye dönüştüğü...
15
49.0138
8.38624
arrow
0
bullet
0
4000
1
0
horizontal
https://kalemkahveklavye.com
300
4000
1