theme-sticky-logo-alt
Etiket / öyküler
“Anlat. Bir kere daha seni dinliyorum…” dedi ve arkasına yaslandı doktor. Doktorun yaşını asla tahmin edemezdi; gözlüklerini takmadan başka, gözlüklü başka, kalem kâğıdı eline almadan başka, yazarken başka, susarken başka, konuşurken ise ürkütücüydü… parçalara bölünerek ölen insanlar tek bir vücutta birleşmişti sanki. Bu yüzden de yaşı birden fazla insandı. Birçok kez anlatmıştı, her defasında söylemediği...
Başımı senden tarafa çevirmek istiyordum. Kendimi ne kadar zorlasam da bir türlü başaramıyordum bunu. Oysa yirmi dokuz yıldır başımı sağa ya da sola çevirmek istediğimde boyun kaslarım asla emrime itaatsizlik etmezdi. Belki sadece boynum tutulmuştur. İkimiz de deli yatarız, biliyorsun. Bu yüzden ayrı yastıklarda yatmak gayet iyi bir fikirdi. Sert yastığı kimin alacağı konusu açılmadı...
Bir adım daha atacak gücüm kalmadı. Ulaştırmam gereken şu “çok gizli” mektubu yırtıp atmak geliyor içimden. Yamaca kadar güçlükle geldim fakat tepeyi aşamayacağım. İnce, kuru bir ağacın gövdesine sırtımı dayayıp oturdum. Ağaç ağırlığımı kaldırabilecek gibi değil. Kar fırtınası kurt uluması dehşetiyle korkumu büsbütün körüklüyor. Pes etmemeliyim, uyuşmamalıyım burada, inatlaşmalıyım soğukla. İnce, küçük bir sürü kar...
“Olumlu düşüncenin, maddeyi nasıl da doğrudan etkilediğini biliyor musunuz? Yoksa siz bardağın dolu tarafını göremeyenlerden misiniz? Pek çoklarınca tartışmalı olan bu konuda hâlâ pozitif düşüncenin insan yaşamına etkilerini araştıran deneyler yapılıyor. Sonuçları ne olur bilemeyiz, ama bakış açınızın sizi yansıttığı, bir gerçek! Haydi, durmayın, bir de diğer taraftan bakın! ”   ***   Bardağın yarısı...
Yirmi dört saatten fazladır koltukta, yanımda market poşetleri, oturuyorum. Avuç içlerimin yanmasıyla ellerimin birbirine kenetli olduğunu fark ettim ve kim bilir kaç saatten sonra yirmi parmağımı ikiye bölüp, uyuşan ellerimi yavaşça hareket ettirmeye çalıştım. Ellerimi henüz tam hissetmeye başlamamışken parmak uçlarımdan ipler çıktı ve iplerin ucu ileri fırlatılan tükürük gibi halıya düştü. Halının üstünde işaret...
“İnsan psikolojisinin kara kutusu rüyalarla ilgili yepyeni bilgiler açığa çıktı! Bazı bilim adamlarınca parmak izi gibi biricik olan rüyalar, diğer bilim adamlarınca kolektif bir alt bilincin meyvesi. Bu noktada makaleler ikiye ayrılıyor. Rüyaların doğru hatırlanıp hatırlanmadığı ve tam anlamıyla paylaşılıp paylaşılamayacağı soruları ise hâlâ gizemini koruyor. Siz siz olun, rüyanızı hayra yorun!” *** Artık üstünde...
KalemKahveKlavye yazarlarından Damla Orhan’ın, 2015’te sınırlı sayıda basılıp sınırlı noktalara dağıtılan metni Ayraçsız, şimdi online olarak yayında. “Ben yeraltıyım!” böyle başladı cümle… Ilık bir ilkbahar sabahı… falan değildi. yalnızlığın güne başlamış haliyim içimde koca bir sıkıntıyla yüzümü yıkadım aynaya bakıp kim olduğumu hatırladım saat yerindeydi, zaman dibinde ben boşlukta, boşluk bende… havada asılı unutulmuş gibi....
Geçtiğimiz ay çok özel bir projeyle 9. yılını kutlayan Kayıp Rıhtım Aylık Öykü Seçkisi Temmuz 2018 tarihli 109. sayısında “MAHŞERİN DÖRT ATLISI” temasını konuk etti. Her ay farklı temada yazılan fantastik, bilimkurgu, steam-punk, korku-gerilim, polisiye gibi alt türlerde kaleme alınmış öyküleri sayfalarında ağırlayan Seçki’de yine birbirinden güzel hikâyeler yer aldı. Kayıp Rıhtım Aylık Öykü Seçkisi’nden atlıların...
“Arkeologlar meşhur antik kentte alışılmadık türde bir yazıt daha keşfetti. Ne zamana ait olduğu bilinmeyen höyük yeniden koruma altına alındı. Bir kısmı çözülen tabletlerin üzerinde çalışılmalar yürütülmeye devam ediliyor. Uzmanlar tabletlerin bulunduğu yerin bir mezar olup olmadığını bilmediklerini ancak çevresinde kırık bir ayna ve ne olduğu belirlenemeyen küçük bir takım objeler gömülü bulunduğunu belirtti” ***...
Hayatım boyunca ilk kez bu kadar önemli olduğum tek zaman dilimiydi ve o sıralarda Aşağı Burma’nın Moulmein kentinde yaşayanların çoğu benden nefret ediyordu. Kasabanın yetkili polis amiriydim ve sebepsiz Avrupa karşıtlığı son derece şiddetliydi. Kimse ayaklanma çıkaracak kadar cesaret gösteremiyordu ama örneğin; Avrupalı bir kadın tek başına pazara gidecek olsa muhtemelen birileri üstüne başına tükürürdü....
İnsan, insan olamadan geldim buraya. Ne zamandır buradayım? Bilmem. Ne kadar daha bekleyeceğim? Bilmem. Bildiğim bir şey var; insan hala tam anlamıyla insan olabilmiş değil. Değil belki ama şansı var kabuğunu kırmaya. Beklemek demiştim değil mi? Beklerken ben insan olmayı, çok şey oldu. Çok şey değişti. Bir köpeği tekmeleyene “hayvan” demeye başladı insanlar mesela. Köpeğin...
Köy düğünleri daima neşelidir. Müzik, dans ve sabahlara kadar süren eğlenceyi gencinden yaşlısına herkes sever. Bu düğünlerin tatsız yanları da vardır tabi, buna değineceğim. Ayışığının  aydınlattığı bir köydü bizimkisi. Hayatta kalmak için yaşıyorduk sadece; karnımızı doyuracak kadar ekiyorduk, fazlasına gerek yoktu. Tek bir sokak lambası dahi yoktu köyde, sadece ayışığı aydınlatıyordu.  Hiçbir şehir ışığına değişmem...
15 49.0138 8.38624 arrow 0 bullet 0 4000 1 0 horizontal https://kalemkahveklavye.com 300 4000 1