15 49.0138 8.38624 arrow 1 arrow 1 4000 1 0 horizontal https://kalemkahveklavye.com 300 0
theme-sticky-logo-alt
img-alt
img-alt
img-alt
img-alt
img-alt
öykü siteleri
Bazı cinayetler planlı bir şekilde vuku bulur. Bazılarıysa farkında olmadan işlenir. Tertemiz ciğerlere sahip bir dosta ikram edilen ilk sigara gibi. İçlerinden en kötüsüyse doğaçlama cinayetler. Fail; can çekişen maktulü kurtarmak için ambulans çağırmak ya da ona bir darbe daha vurmak arasında gidip gelirken, bazen de tanrının yahut Azrail’in, katillik sınavının sonuçlarını ilan etmesini bekler.…
Bu yolda yürümemeliydim. Yeşil, gece çok ürkütücü oluyor. Bir de kırmızı lambalar gibi elmalar… Babam, yol boyunca elma ağaçları dikmişti. Onun öldüğü yıl, elma ağaçları küstü. Bir tek meyve vermediler. Verenler de sapır sapır döküldü. Bahçe kapısına yaklaşırken onun sesini duymaya başladım. “Geç kaldın” diye bağırıyorlardı ona evin balkonundan. Herkes balkondaydı; onun gelişini, bahçe kapısından…
On yıl sonra onu yine görebilmek bile fazlasıyla inanılmazdı. Üstelik karşımdaydı, aynı masadaydık hatta; bir şeyler anlatıyordum, o da dinliyordu. Gülümsüyordu ara ara. Az konuşurum, daha doğrusu fazla konuşamam ben; ama o sıkılmasın diye buluyordum şimdi cümle oluşturabilecek kelimeler. Çağırırken korkmuştum, ya gelmeseydi. Geldi, şimdi çay içiyor. Aldığı her yudumda Rize biraz daha vilayete benziyor.…
Adnan Abi’yi, hayatımın bir döneminde sığınağım olan 350 no’lu ganyan bayiinde tanıdım; ağzında az sayıda diş, mütemadiyen kirli sakal; bir gün takım elbise, bir gün eski ve yırtık bir kotla. Öksürüyor, tıksırıyor bu, burnunu siliyor; pek hoşlanmıyorum Abi’den. Bizim Ali çok seviyor onu. Birlikte ortak üçlü, dörtlü kupon yapıyorlar. Ben işsizim, öğrencilik bitti. Ali’ninse okulu…
I. Birbirimizi gördük. Tanıştırdılar. O gece çok sarhoştu. Kalabalığın içinde dizimde uyudu. Oradan kalkıp başını yastığa bırakmak istemedim. Ama saçlarını da okşamadım. II. Beraber dans ettik. Yine çok sarhoş olduk. Hiç uyumadan işe gittim. Akşam yine hep beraber buluştuk. Oraya gitmemem lazımdı. Ama gittim. Üzerimdeki badiyi çok beğendiğini, onu tahrik ettiğini söyledi. III. “Kahve içelim…
Halka halka büyüyen kakafonik öykülere, anlatımlara  ve susmayışlara dair.. Akustik ve estetik hiçbir geçerliliği olmayan yaşantılarımızda sanırım en çok da kulakların mesaisi hiç bitmiyor. Tüm anlatımlar, uyarıcılar, vericiler duyum sınırlarımızın çok üstünde hareket ediyor. Ses gibi insanı derinden etkileyen, hassas ve nitelikli uyarıcının hangi ara gürültü ile eşdeğer anıldığını hatırlamıyoruz bile. Sanırım, ses’in gürültüye dönüştüğü…
Ben bir tabancayım. Daha doğrusu kullanıma göre değişen bir gövdeyim. Kafama bir namlu takarsam tabanca olurum, bir bıçak geçirirsem süngüyümdür, göğsüme mermi yüklü bir kordon dolayıp otomatik tüfek olurum, istediğim zaman bir parçamı kopartıp pimimi çeker fırlatırım. Çiğnediğim toprakların altına kendimden bir parça koparır gizlerim. Sonra ince uzun gövdemi karanlığa boyar yok olurum, parçamın üstünden…