15 49.0138 8.38624 arrow 1 arrow 1 4000 1 0 horizontal https://kalemkahveklavye.com 300 0
theme-sticky-logo-alt
img-alt
img-alt
img-alt
img-alt
img-alt
müzik
Biz bu toprakları, Ankara’yı, Yozgat’ı, tüm Anadolu’yu çoğu zaman bilmediğimiz şeyler için severiz. İktidarlar, hükümetler, politikacılar toprağımızdan nefret eder hale gelmemiz için ellerinden geleni yaparlar. Bazen ederiz de…  Ama sonra bir şey olur; bir şey görür,okur, duyar ya da dinleriz. Bazen bir rakı masasında, bazen bir uzun yolculukta veya radyoda… Bilmediğimiz bir şey bize bu toprakları…
-Grup elemanları kimdir, grupta ve günlük hayatlarında neler yaparlar? M: Vokal–Gitarda Özver Yılmaz, bas gitarda Yahya Enis, davulda Mehmet Akgün ’den oluşuyor kadro. Günlük hayatımız müzik yaparak ve müzik dinleyerek geçiyor genelde. Ö: Evet bunlara ek olarak bu sene okumadığım Dünya Klasikleri’ni bitirme projem var. (Gülüyor)Bir de PES oynuyoruz tabi, en büyük eğlencelerden. -Klişe olacak…
2005…Yakın gözükse de uzak bir yıl. Çanakkale’de, üniversitede ve kendi evimde ilk yılım. Sabahları dağıtımını yaptığım yerel gazetenin ofisine gelen bir davetiyeyi patronum bana veriyor. “Sen gidersin” diyor: Bursa Bölge Devlet Senfoni Orkestrası eşliğinde Selva Erdener adında bir sopranonun konseri. Resmi ağızla 90.Yıl Gösteri Merkezi’nde, biz oraya “çadır” deriz. Dört dörtlük Klasik müzik dinleyicisi değilsem…
     Sanat ürünlerinin, sıradan şeylerden en güzel farkı; bazen ne anlattığı değil ne hissettirdiğidir. Anlamadığımız, yabancı bir dilden dökülen melodilere kendimizi kaptırışımız da, sözleri olmayan enstrümantal şarkılarda kendimizce bir şeyler hissetmemiz de bu yüzdendir.        “Bu yüzden” demişken (bilinçli değil, konu böylece buraya bağlandı), hem benim hem de müzik piyasasının son birkaç aydır sıkça adını…