15 49.0138 8.38624 arrow 1 arrow 1 4000 0 horizontal https://kalemkahveklavye.com 300 0
theme-sticky-logo-alt
img-alt
img-alt
img-alt
img-alt
img-alt
hikaye oku
Uzun yıllardır Orhan Karaoğlu’nun yanında çalışıyorum. Bana kattığı çok şey oldu. Nikâh şahidimdi hatta. Fakat Orhan Bey’in başına çok talihsiz bir olay geldi. Yaklaşık altı aydır oğlu Evren’den haber alınamıyordu. Her yerde arandı, tarandı hatta tüm dünya seferber oldu desem abartmış olmam fakat hiçbir sonuca ulaşılamadı. Orhan Bey günden güne gözümün önünde eriyordu. Vicdanı olan…
Kapının eşiğinde sessizce oturuyor, bahçeyi izliyordu. Evin önü üstü kapatılmış genişçe bir balkon olarak kullanılıyordu. Buradan evin içine direk girebiliyorduk. Güneş doğmamıştı ama etraf sisle beraber aydınlanmaya başlamıştı. Koridorun sonunda, eşikte onu görünce yaklaşıp “Neden burada oturuyorsun?” dedim. Bahçeden gözlerini ayırmadan “Domuzlar gelmiş, mısır koçanlarını yemişler” dedi. “ Yaban domuzları mı?” diye sordum. Omzunun üzerinden…
Orhan’a… Vazoyu düşürüp kırdı. Dizlerinin üzerinde oturup kırdığı parçaları tek tek toplamaya başladı. Sol eliyle topladığı parçaları sakince sağ eline koydu. Aklından geçen duygu sömürüsü yüklü her şey onunlaydı, gözlerinin önündeydi. Belki de vazoyu bilerek kırmıştı. Bir ara gözlerini kapatıp vazoyu kırdığı her saniyeyi hatırlamaya çalıştı. Göl manzaralı evinde, balkonda sessizce otururken içinden neler aktı…
“Olumlu düşüncenin, maddeyi nasıl da doğrudan etkilediğini biliyor musunuz? Yoksa siz bardağın dolu tarafını göremeyenlerden misiniz? Pek çoklarınca tartışmalı olan bu konuda hâlâ pozitif düşüncenin insan yaşamına etkilerini araştıran deneyler yapılıyor. Sonuçları ne olur bilemeyiz, ama bakış açınızın sizi yansıttığı, bir gerçek! Haydi, durmayın, bir de diğer taraftan bakın! ”   ***   Bardağın yarısı…
“İnsan psikolojisinin kara kutusu rüyalarla ilgili yepyeni bilgiler açığa çıktı! Bazı bilim adamlarınca parmak izi gibi biricik olan rüyalar, diğer bilim adamlarınca kolektif bir alt bilincin meyvesi. Bu noktada makaleler ikiye ayrılıyor. Rüyaların doğru hatırlanıp hatırlanmadığı ve tam anlamıyla paylaşılıp paylaşılamayacağı soruları ise hâlâ gizemini koruyor. Siz siz olun, rüyanızı hayra yorun!” *** Artık üstünde…
İnsan, insan olamadan geldim buraya. Ne zamandır buradayım? Bilmem. Ne kadar daha bekleyeceğim? Bilmem. Bildiğim bir şey var; insan hala tam anlamıyla insan olabilmiş değil. Değil belki ama şansı var kabuğunu kırmaya. Beklemek demiştim değil mi? Beklerken ben insan olmayı, çok şey oldu. Çok şey değişti. Bir köpeği tekmeleyene “hayvan” demeye başladı insanlar mesela. Köpeğin…
Yüksek, tel örgülü aşılamaz duvarların arkasından gelen korna sesleri, çocuk bağırışları, dalga sesleri bir mahkûmu nasıl hapishaneden kaçmak için harekete geçiriyorsa; yıldızların yanıp sönmesi, sonsuz siyah boşluk ve bilinemez bir merak da insanı uzaya kaçmaya iter. Aslında biz dünyada mahkûm muyuz? Yoksa yıldızlar göz kırptığında merak değil de bir mahkûm gibi pişmanlık mı duyuyoruz? Zamanın…
“Güçlü ol tamam mı, sana diyorum güçlü ol!” diyerek omzumu sıkıca tutuyordu. Ama içimden en derinden gelerek ayaklarımı, kalbimi, ciğerimi, boğazımı, gözlerimi yakan bu acıyı hiçbir şey durduramazdı. Ağzımdan zorlayarak şunu çıkarabildim, “Ben de ölmek istiyorum, böyle yaşayamam,” dedim. Saçlarımı okşayan kardeşim, “Ne yazık ki yaşayacağız,” dedi soğuk, ilaç kokan hastane koridorunda… Yapamadım… Onun ölümünden…
Adnan Abi’yi, hayatımın bir döneminde sığınağım olan 350 no’lu ganyan bayiinde tanıdım; ağzında az sayıda diş, mütemadiyen kirli sakal; bir gün takım elbise, bir gün eski ve yırtık bir kotla. Öksürüyor, tıksırıyor bu, burnunu siliyor; pek hoşlanmıyorum Abi’den. Bizim Ali çok seviyor onu. Birlikte ortak üçlü, dörtlü kupon yapıyorlar. Ben işsizim, öğrencilik bitti. Ali’ninse okulu…