15 49.0138 8.38624 arrow 1 arrow 1 4000 1 0 horizontal https://kalemkahveklavye.com 300 0
theme-sticky-logo-alt
img-alt
img-alt
img-alt
img-alt
img-alt
edebi metinler
“Baban öldüğünde 6 yaşındaydın Sevim. Ben seni o 6 senede de sevmemiştim.”    “İyice köpürt, iyice!” Ters ters baktı annesi Sevim’e. Elindeki maydanoz demetini soğuk, temiz suyun içine bastı. Bu soğuk duş maydanozları kendilerine getirdi, tüm yaprakları hacim kazandı, Hacer bunu hissetti, kendinden emin bir şekilde yaprakları boşluğa doğru salladı. Hacer, bunun bir gösteri olduğuna inanırdı. Sebzeler ve meyveler, doğru kanalı…
 Etim de kemiğim de Tanrı’da Beni yaratmasını istemiyorum! İşte bu sessizliğin içimde piyano çalıyor Kendimin içine giriyorum; İki kapının sağından giriyorum Saçlarımı beyaz iple topluyorum yürürken Fısıltılar duyuyorum Hiçbirinin sureti yok, adları çok! Yüksek sesle konuşmak yasak Çünkü susuyorsun… Öyle bir susuyorsun ki karşımda Ayakkabılarımı çıkarıp ilerliyorum Bastığım yeri görmüyorum Daha derine daha ileriye Benim…
Goya bakıştır. Görür seni. Yazılmak istemedikçe içine çeker, sen de görürsün. Bakıştır. Görür seni. Nerede, kiminle, ne yapıyorsun görür ve resmeder. Yağlı boya veya baskı, her ne kullanırsa kullansın, maddenin arkasındakiyle ilgilenir. Yaşamın arkasındaki ölümle mesela ya da çocuğun gözlerindeki ihtiyarla. Ayağına takılan tasma ile kedilerin karşısında gezdirilen karganın kibirli sevincidir ve görmek istediğin, aslında…
Bu metin, KalemKahveKlavye Dergi ‘nin “Eksik” konseptli ikinci sayısının giriş metni olarak kullanılmıştır.   Şu cümleleri işte, bazısının bir şelalenin ardında, bazısının bir çöl ortasında yahut Satürn’ün halkasında bulduğunu rivayet ettiği, alametifarikası, kahvesini içenleri geçmişlerine götürüp getirmesi olan, adına Gödel Kafe dedikleri bir yerde, artık kafenin sahibi midir, vekili midir bilmem, beyaz uzun saçları yüzünün…
Onca para saydığı çamaşırın kopçasını kedi dişlemiş, mahvetmişti. Onca yaşam saydığı hayatı da kendi dişlemişti zaten. “Tamam, sabah almaya gelirim. Haber verdiğiniz için…” sustu. Teşekkür mü edecekti! İç çekip telefonu kapattı. Yeni yıkanmış çamaşırları toplayıp odaya gitti. Sütyeninin askılarını taktı, acil bir şey olursa diye. Telaşlıyken küçük şeyleri yapamıyordu. İç çamaşırlarını çekmeceye yerleştirdi kadın sıralarına…
 Utanç, babamın artık ölmesi gerektiğini söylüyordu. Yıllar sonra babam öldüğünde utancımın bencil ve halden anlamayan egom olduğunu anladım. Bir şeyleri anlayarak dünyaya karşı diyet ödüyordum. O gün de apartmanlar tarafından sorgulanıyorduk. Dar sokaklar düşüncelerimizde açılan kırbaç yaralarıydı ve mahallemizin haritası bu yaralardan oluşuyordu. Babam pencereden çıkıp avaz avaz bağırmaya başladı. Bittiğini, tükendiğini, artık dayanamadığını haykırıyordu. Üstünü…
Ölü evine yemekler getirilir, götürülür. Ölüm, bilimsel olarak kanıtlanmıştır, acıktırır. Susulan anlarda yemek yenilir. Yemek ağızda büyürken rahmetlinin bedeni çiğneniyor gibi hissedip, tükürürsün.  Ölüm bir rüyadır, rüyada gibi algılanır. Birileri ölür, insanlar toplanır, bir şeyler sandıklara konur ve birileri tabutlara… Toplanıp yıkanıp paklanıp kaldırılır ve gerisi koca bir toz bulutu. Dünya, yaratılmadan önce nasıldı? Yalnızdı.…
Görünen ve görünmeyen her şeyden 3 tane olmalı Yan yana gelince yok olsun diye Burnum mesela; iki gözümün tam hizasına gelse, yüzümde oyunlar patlasa… Kimliğimi denize attım 7 dakika önce Aklına ilk gelen isim benim adım… 9 dakika oldu, Şarkı açtım: sözlerini bilmiyorum. Az önce kendimi öldürdüm Ve hayat devam etti Radyodan bir yaşam tuttum…