15 49.0138 8.38624 arrow 1 arrow 1 4000 1 0 horizontal https://kalemkahveklavye.com 300 0
theme-sticky-logo-alt
img-alt
img-alt
img-alt
img-alt
img-alt
edebi metinler
 Normallik cennetinde kendine yer bulamayanlar anormallik cehenneminde bir yıldız olabileceklerini büyük bir zevkle anladılar. Bu yazı ilk kez, KalemKahveKlavye Dergi’nin 2014 yılında yayımlanan 3.sayısında yer almıştır. Fotoğraf: Selen Özer Günday Belki de her şey, insanoğlunun cehennemi merak etmesiyle başladı. Cehennemi ve cehenneme “ev” diyenleri. Korkusunun kaynağını çıplak gözle gördükten sonra vahşi ve çirkinle arasındaki mesafeyi hesaplayıp deliksiz bir uyku çekebilmek içindi…
“Onları öldüreceğimi söyledim, yine güldüler.” Bir panayırda soytarıydım. Geziciydik. Patronuma iyi bilet sattırırdı gösterilerim fakat beni hiç memnun etmezdi. İyi bir komedyen olmak için çıktığım sahnede, herkesi güldürmüştüm. Ne büyük başarıydı. Tebrikler, alkışlar ve hayran hayran seyreden güzel kadınlar. Final şovumdan sonra aldığım alkış esansında, bir sonraki gösteride kazanacaklarım geldi aklıma. Az önce de söylediğim gibi. Gerçekle, sahneden indiğimde, insanların hala bana…
Tanrım, rüyalarımı çalan bir köstebekle brendi içtim Ben bütün sevmeleri devrim diye bildim Hükmen yeniğim her daim Ağzımda çok uzun bir kanla gelmeni bekliyorum Artık gol yiyecek bir kalem bile yok Her gece siyah bir çocuk kusuyorum Bir daha şutlarsan o kalbi camıma, hiç acımam, keserim Tanrım, rüyalarımı çalan bir köstebekle brendi içtim Ben bütün…
İkinci bölümünü okumak üzere olduğunuz üçlemenin ilk bölümü için TIKLAYIN. Hala tıklamadıysanız lütfen bu ayıbı bir an önce ÖRTÜNÜZ.   “Dikkat, bu metinde insan yerleştirme vardır”   göçebe ölüler için kendini kapama kılavuzu “ifade Error ile Mirror arasındaki tunçtan ayaklarımızı örs sayıp yukarı düşmeyi bekledim be abi, dokuz gün dokuz gece; ve bunu gerçekten bekledim. Öyle yazıyordu;…
“Gökyüzündeki zamanı bul. Gökteki özgürlüğü yakala. Dünya durdukça gökyüzüne bak, daima yıldızlara uçabilecek kiloda olacaksın.” Gözlerimi duvarda asılı olan tabloya açtım. Tanımadığım ama huzur duyduğum bir yataktaydım. Duvarlar, çarşaf, komodin ve parkeler beyaz renkli, diğer eşyalar hardal ve yeşil tonlarıydı. Tablodaki resim tanıdık geliyordu. ‘onu ben yaptım’ dedim içimden. Eve yabancı olduğumdan tabloyu benim yapmış…
Karşı komşumun çöpe ceset taşıdığı sırada evlenme teklifi ettim. Komşuma değil, bir başkasına. Kabul etti. Ne yüzük, ne şarap ne de takım elbise. Balkon, ayaz, komşu, ceset, ve o… Bir de kulağıma ara sıra fısıldayan bir ses vardı, “Sakin ol, kendine gel, olumlu… Daha olumlu,” diyordu bir reiki uzmanının fonda Enigma eşliğinde söylediği tekerlemeler gibi.…
“Ruh, depozitodur.” dedi turuncu bir deli. Sonra büyük mağaralardan geçtik; Asit sayaçlarından, İncelirken güneş. Plastik topların falsolarından, Bekleme salonlarından, Atların ürküntüsünden geçtik. “Ruh, depozitodur.” dedi turuncu bir deli. Korkunç otobanlarda sarhoş olduk Sırtı hançer yüklü kocaman kalpleri sollarken, Kadife gecenin ellerine alınyazımızı teslim ederken, Bir çocuğun kilitli gözlerinde, Karanlığı, iki âşık ışıkla yararken… Sonra ellerimizi…
Müslüm Çizmeci’nin kaleme aldığı bu metin, bir üçlemenin ilk parçası.   Kendiyle Diyalog (En az 2 kişiliklilere özel versiyon*) göçebe ölüler için kendini tanıma kılavuzu “ifade insana ait bir karanlıktır”** Kel olmadan önce güzel çocukmuş, ben de o eski ben değilim, ara sıra arıyor bulamıyorum kendimi cesetlerde. Ölmüşüm, gömenim yok. Gün geçtikçe daha çok konuşuyorum…
Öğrendikçe topu taca atıyorum ki memleketi iyi etsin doktorlar. Soğuk sprey uygulasınlar en azından, acı çekmeyelim. Yaz tatilinin ilk günü güneşin ilk ışıkları odayı doldurmaya başladığında gözlerimi açtım. Karne, vitrindeki yerini çoktan almış, önlük üç aylığına askıya asılmış, sokak bütün albenisiyle sabaha uyanmıştı. Gözlerimi açtım ama yataktan kalkmadım. Bayrampaşa Çetin Emeç Stadı’nda gittiğim ilk maçı…