theme-sticky-logo-alt
img-alt
img-alt
img-alt
img-alt
Etiket / deneme
Sade Bir Hayat Hwang Bo-Reum’un ve Athica Yayınları’nın yeni kitabı; Hyunam-Dong Kitabevi’nin yazarı bu denemeler derlemesinde modern hayatın kalabalığına karşı “az”la kalmanın gücünü anlatıyor. Kitap Türkçeye Müge Kübra Oğuz çevirisiyle kazandırılmış. “Az”ın Ritmi: Yalnızlık, Yazı, Gündelik İşlerin Felsefesi Bo-Reum, yazarlığa tam zamanlı dönüşünün eşiğinde kendine şu sözü veriyor: Noktadan sonra yeni bir cümle kurmak. Metin, tam...
KalemKahveKlavye’de “Kentler ve Müzik” serisi gibi müzik yazıları kaleme alan Özgür Atmaca‘dan yeni bir seri: Sorular. İlk bölümünü okumakta olduğunuz serinin diğer yazılarına BURADAN ulaşabileceksiniz.   —Görsel: Alev Aysun Atmaca ** … Kulak ver sayfalara… Şimdi tutun, ama “Ben rehber değilim sadece yolu biliyorum,” diyen Cioran’ın elini. “Su dişidir. Sakinliği buradan gelirken, öfkesinde sığınacak liman...
KalemKahveKlavye’de “Kentler ve Müzik” serisi gibi müzik yazıları kaleme alan Özgür Atmaca‘dan yeni bir seri: Sorular. İlk bölümünü okumakta olduğunuz serinin diğer yazılarına BURADAN ulaşabileceksiniz. … Nasıl bir sessizlik haliyse artık bitsin istiyor insan… En saçma haliyle gelsin tüm onanmamış fikirler… Hiçbir şey yapmadığımız boşluklar ve tüm inandırıcılığıyla karşımızda duran an. Kendini sorgulamaktan usanıp sürekli...
Halka halka büyüyen kakafonik öykülere, anlatımlara  ve susmayışlara dair.. Akustik ve estetik hiçbir geçerliliği olmayan yaşantılarımızda sanırım en çok da kulakların mesaisi hiç bitmiyor. Tüm anlatımlar, uyarıcılar, vericiler duyum sınırlarımızın çok üstünde hareket ediyor. Ses gibi insanı derinden etkileyen, hassas ve nitelikli uyarıcının hangi ara gürültü ile eşdeğer anıldığını hatırlamıyoruz bile. Sanırım, ses’in gürültüye dönüştüğü...
“Ben bir usta değilim, bir öğrenciyim.” “Seksen yaşında olduğumun kuşkusuz farkındayım. Her an ölebileceğimi umuyorum ama yaşamayı sürdürmekten, hayal kurmak benim işim olduğuna göre hayal kurmayı sürdürmekten başka ne gelir elimden? Durmadan hayal kurmalıyım, sonra da o hayaller sözcüklere dönüşmeli, ben de o sözcüklerle boğuşmalı, onlarla elimden gelenin en iyisini ya da en kötüsünü ortaya...
“Günbegün bütün dünyada medya ağı gerçeklerin yerine yalanları koyuyor. En başta siyasi ya da ideolojik yalanlar yok (onlar sonra geliyor), insan hayatının ve doğal hayatın aslında neden oluştuğuna dair görsel, somut yalanlar var. Bütün yalanlar tek bir devasa sahtekârlıkta toplanıyor: hayatın kendisinin bir meta olduğu ve onu satın almaya gücü yetenlerin, tanımı gereği onu hak...
  Bu yazı ilk kez, Ayı Dergi’nin Şubat 2017 sayısında yayımlanmıştır. Vicdanın kriz anlarında sorulan “İnsanlık bitti mi, nerede insanlık?” sorusundaki mantık hatasını çözenler olarak halen azınlıktayız. Zira “insanlık” bir temennidir ve henüz gerçekleşmemiştir. İlkokuldayken tarihi çağları gösteren o şeritte, 1999 yılıyla sona eren Yakın Çağ’dan sonra hangi çağın geleceğini sorardık öğretmenlerimize ve hiçbiri bilmezdi....
Üçüncü bölümünü okumak üzere olduğunuz üçlemenin ilk bölümü için TIKLAYIN. Hala tıklamadıysanız lütfen bu ayıbı bir an önce ÖRTÜNÜZ.     göçebe ölüler için kendini kaybetme kılavuzu “.” Sana yeni bir isim buldum, noktalarla örülmüş bi’ duvarın ardında. Bekliyorum. Çocukken henüz kel olmadan evvel, pek tanıdık ilkokul sırasında o eski ben, taze ben, o klişe soruyla...
Müslüm Çizmeci’nin kaleme aldığı bu metin, bir üçlemenin ilk parçası.   Kendiyle Diyalog (En az 2 kişiliklilere özel versiyon*) göçebe ölüler için kendini tanıma kılavuzu “ifade insana ait bir karanlıktır”** Kel olmadan önce güzel çocukmuş, ben de o eski ben değilim, ara sıra arıyor bulamıyorum kendimi cesetlerde. Ölmüşüm, gömenim yok. Gün geçtikçe daha çok konuşuyorum...
Öğrendikçe topu taca atıyorum ki memleketi iyi etsin doktorlar. Soğuk sprey uygulasınlar en azından, acı çekmeyelim. Yaz tatilinin ilk günü güneşin ilk ışıkları odayı doldurmaya başladığında gözlerimi açtım. Karne, vitrindeki yerini çoktan almış, önlük üç aylığına askıya asılmış, sokak bütün albenisiyle sabaha uyanmıştı. Gözlerimi açtım ama yataktan kalkmadım. Bayrampaşa Çetin Emeç Stadı’nda gittiğim ilk maçı...
Temsili yeniçeriler Eski İstanbul surlarını tahta kılıçlarıyla dürterken başladı savaşım. Militarist bir yazgım olup olmadığı sorusunu sormak için henüz erkendi ama herkes gibi kana bulaşmıştım. Mehter Marşı eşliğinde şehir düşüyordu ve ben ömrüm boyunca devam edecek olan yalpalamanın ortasında “çaresiz” kod adıyla şehre iz düşüyordum. Doğumumdan tam iki yıl önce memlekette son idam gerçekleşmiş ve küf kokulu hayatların yerini tüketimin plastik...
Acelem yoktu. Kendi başıma kurgulamadığım zaman döngüsü içinde varlığımı konumlandırmanın gereksiz olduğuna karar vermiştim. Asansöre binmedim. Merdivenleri ağırca, ağırlığımca çıktım. Basamaklar olağandı. Bağırdım. Kelimelerim apartmanın duvarlarında yankılandı. Beş katlık yolculuğum boyunca hiçbir şey düşünmemeye odaklamıştım kendimi, tekrarlayıp durdum: “Hiç, hiç, hiç…” Işık otomatının “tık” sesiyle ürktüm. Ve karanlık. Ses; hızlanan soluklar, mesaisini tamamlayan kilit, yağlanma...
15 49.0138 8.38624 arrow 0 bullet 0 4000 1 0 horizontal https://kalemkahveklavye.com 300 4000 1