intihar
Yavuz Çetin denilince iki şey gelir aklıma. Biri,  “İstanbul’a Ait” parçası, o ayrı bir hikaye. Sonra belki yazarım. Diğeri de bu videodur, ara sıra aklıma gelir, açar izlerim. İyi müziğe nasıl ulaşırız diye yırtındığımız zamanlardan, Eko TV ve Güven​ abinin program yaptığı dönem. Muhtemelen kameraman yok, kameralar sabitlenmiş, rejiden bir yakına bir uzağa geçiliyor. Yavuz…
            Söz konusu ilahi adalet, mahşer gününde zaten devreye girecekken, neden günahkar insanların o güne o kadar rahatça yaşamalarına müsaade etmezler anlamıyorum.              Ne olduysa, yaşadığım dairenin çatı katını temizleme fikrine kapılmamla oldu. Yaşadığım onca acı veren, rahatsız eden olaylar tekrardan canlandı gözümde ve bunların yineleneceğini…
 27’ler kulübü, Amy Winehouse, Kaan Tangöze ve muhtelif konularla ilgili  Melis Tükel Sünbül imzalı bir yazı. *Bu yazı KalemKahveKlavye Dergi ‘nin Eylül-2011 tarihli “Vicdan” temalı beşinci sayısında yayınlanmıştır. Back to Black Geçtiğimiz ay, kara bir 23 Temmuz günü, basında evinde ölü bulunduğu haber edilen, ancak bir yandan da kalabalık bir parti sırasında eski kocası Blake…
Kalbim sevgili… o duşta şimdi, temizlenip hazırlanacak. Ve bir daha asla rimelini yüzüne akıtmayacak!  İntihar eden kadının cezalandırılması yazılarımda… Harflerin kanı çekildi, ben sigara yaktım. Çırılçıplak cansız bedenin az sonra moraracak dudaklarında kahvem. Teşebbüs edip defalarca caydığım aklımı bu nisada buldum.  Özenmedim… Binlerce gazete kağıdına adımın meze olup oradan da üstüne kusulmasını istemezmişim. Ya da…
İçimin ebeveynleri akşam ezanından sonra salmıyorlar ki öleyim. Körebem yok, oyun değil bu… Deliriyorum ben! Toplayın bütün sokak hayvanlarını! Kaçırın masum çocukları! Yakın şehir kütüphanelerini! Annemin mezarına sereceğim çeyizimi, gelsinler görmeye. Boşalttığım sandığa babamın kemiklerini koyacağım, her sızladığında morfin basacağım.  İçimin ebeveynleri akşam ezanından sonra salmıyorlar ki öleyim. Körebem yok, oyun değil bu… Allah demeyi…
“Ergen” kelimesinin küfür olarak kullanıldığı günlerdi. Olgunluğun popüler olduğu aşikardı ama okuma yazmayı öğrenen her insanın bu rolü üstlenmesi tek düze bir hayat çıkarmıştı ortaya. Bundan sıkılıyordum o zamanlar. Çocukluğun hoyratça dışlanmasını yaşamıştık zaten ve sıranın ergenliğe gelmiş olması bir sonraki zaman diliminde olgunluğun bize yetmeyeceğini gösteriyordu sanki. Bundan elli yıl sonra herkesin kendini yetmiş…
…     Bana yazamadığım cümleleri ver. Kullanamadığım hitapları, okuyamadığım kitapları… Veremezsin. Hitapsız başlayan bir mektup, pek çok şeyin kanıtı olabilir. Benim kanıtım değil, bu kesin. Ne zaman kalemimden çıktıysa bir hitap, daha mektup bitmeden ismi değişti karşımdakinin. Karşısındakini gerçekleştiremeyen, kendisini gerçekleştiremez.     Sana birtakım sırlar vereceğim. Anlamışsındır ki, sana sır vereceğini söyleyen herkes gibi ben…
“İntiharımı fenne tatbik edeceğim; şiryanlardan birinin geçtiği mahalde cildin altına klorit kokain şırınga edip buranın hissini ibtal ettikten sonra orasını yarıp şiryani keserek seyelan-i dem tevlidiyle terk-i hayat edeceğim. Kan akmakta iken her zaman şiryani sıkıca tutarak vesair tedbire müracaat ederek, muhafaza-i hayat mümkün olduğu halde azmimden nükul etmeyeceğim! Şairler söz ile pek çok kahramanlık…