Sert Kahve | Edebiyat
…     Bana yazamadığım cümleleri ver. Kullanamadığım hitapları, okuyamadığım kitapları… Veremezsin. Hitapsız başlayan bir mektup, pek çok şeyin kanıtı olabilir. Benim kanıtım değil, bu kesin. Ne zaman kalemimden çıktıysa bir hitap, daha mektup bitmeden ismi değişti karşımdakinin. Karşısındakini gerçekleştiremeyen, kendisini gerçekleştiremez.     Sana birtakım sırlar vereceğim. Anlamışsındır ki, sana sır vereceğini söyleyen herkes gibi ben…
     Sana televizyonlarda, reklamlarda, dergilerde çoğu zaman pozitif olmanı öğütleyecekler. Sadece orada değil; evinin içindekiler, kafanın ve kalbinin içindekiler de. Yalnızca iyimser olmanı da değil, tepkisiz kalmamanı, başarabildiğin her alanda, sosyal hayatında ya da sanal ağlarda aktif olmanı öğütleyecekler. Bir yere kadar güzel gelecek hepsi. Sonra, bir zamanlar ulaşmak için yırtındığın insanlardan, şarkılardan, filmlerden ve…
 Hep bir şeyleri özlediğini ya da bir şeyleri hep özlediğini biliyorum. Ben de öyleyim. Bilmek anlamaya, anlamak hissetmeye yeter mi? Sanmıyorum. Hiçbir hazzın olmadığı gibi hiçbir acının da tatmini yok.     Özlemek,mesafenin aldatmacasıdır. Özlenen şeyin el altında olmamasından. Belki de bir insan güdüsü olarak, her şeyi kontrol altında tutma çabasından… Kavuştuğunda biten bir özlem göster…
-Neden deliremiyorum? -Bu bir lütuftur… Korkularımızın koşar adımlarını, kabuslarımızın sakin endişelerinde duyduk. Korkularımızın kokusu burnumuza gelmeden ete büründü; karşımızda gördük onları. İnsanlardı. Planlardı. Dostlardı. Taraflar ve araflardı. Taraflar arasında kalmış “ara”lardı. Arada kaldık. Nasıl bir hayat yaşadığımızı sorguladığımız ilk sabah, sonumuzun başıydı. Varoluşumuzu önceki gece bilinçsiz bir banyo fayansında tırnakladık; kanı başımızdan sızdı. Başlangıcımız, sonumuzu…
Çok güzel yerler gördüm. Ve görüyorum da hâlâ. Güzel denizler, ağaçlar, göller ve kuşlar… Yorgunluğumu benden devralan, kendimi kucağına bıraksam her şeyi rahata kavuşturacak gibi hissettiğim manzaralar… Önce gördüklerimle şimdikiler arasındaki çelişki, öncekilere aşkla, şimdikilere alışkanlıkla tutunmuş olmam. Bir kaçışın ardından varılan manzarayla, bir kaçışa açılan manzara arasındaki fark, manzaraya bakan göze aittir yalnızca; ve…
  Neresinden başlamamı istersin? Tabanlarımın seri seslerle yere vuruşundan mı, soluk alışlarımın sesini kafamın içinde duymamdan mı? Kollarımın bir ileri bir geri sallanmasından mı, kulağımdaki gitarın tiz tınılarından mı? Koşmak, dostum, insan bedenindeki en ilginç fonksiyonlardan birisidir. Yürümenin hiçbir şeye yeterli olmadığının ispatı… Yetişmek için, kaçmak için, zinde kalmak, eğlenmek, oyun oynamak için koşmak… Başka?…
       Güneş uyanalı iki saat, ben uyanalı bir saat olmuştu. Kanıksanmışlığı ile yabancılığı at başı giden rahat yatağımdan çıkmak, pencerelerime kalp masajı  yapan sabah ayazının soğukluğunda zordu. Fakat kalktım; uyuyarak geçen elli yılın ardından elli birinciye doğru seyrederken daha fazla uyumanın, bu önemli ve beklenen sabaha yapılacak tek kötülük olduğunu hissetmiştim. Kendime doğru işleyen güçlü…