Sert Kahve | Edebiyat
Seni düşünüyorum, bu bir çılgınlık, eşyalarını topla. Gidiyoruz. Gidiyoruz korkunç kentlerden geçeceğiz, uzakta bizi çağıran mavi bir ses dalgası var Sıkıntılarımız var. Faturalarımız var. Yorgunluklar var. Slipler ve sıcak simit sabahları. İşte şimdi dolaplardayız. Ben içerdeyken ellerimin betonlaştığını sana söylemedim Benzodiazepin ve amaçsız voltalar. Bu, bu, bu… Tarihimi yıkmıştım. Zordu Deliler uzun yaşar, mı demişti…
Berker Yörgüç’ün, üçüncü ve son bölümünü okuduğunuz “Yaya Yolcu” şiirinin tüm bölümlerine BURADAN ulaşabilirsiniz. Ey örtüsüne bürünen, kalk ve uyar!* I Tortuydu taş atan, tortuydu uğuldayan İhbar yapan tortuydu, üstümüzü arayan Kolcuları atlatıp güneşlere serildiğin zaman Şehirde bıraktıklarını ganimet sayan tortuydu İnceydin, dal gibiydin, közü karıştırırken dalgın Pazarlıkçı tortuydu, seni bir soysuza satan II Bilmiyoruz…
Orhan’a… Vazoyu düşürüp kırdı. Dizlerinin üzerinde oturup kırdığı parçaları tek tek toplamaya başladı. Sol eliyle topladığı parçaları sakince sağ eline koydu. Aklından geçen duygu sömürüsü yüklü her şey onunlaydı, gözlerinin önündeydi. Belki de vazoyu bilerek kırmıştı. Bir ara gözlerini kapatıp vazoyu kırdığı her saniyeyi hatırlamaya çalıştı. Göl manzaralı evinde, balkonda sessizce otururken içinden neler aktı…
KalemKahveKlavye’de “Kentler ve Müzik” serisi gibi müzik yazıları kaleme alan Özgür Atmaca‘dan yeni bir seri: Sorular. İlk bölümünü okumakta olduğunuz serinin diğer yazılarına BURADAN ulaşabileceksiniz.   —Görsel: Alev Aysun Atmaca ** … Kulak ver sayfalara… Şimdi tutun, ama “Ben rehber değilim sadece yolu biliyorum,” diyen Cioran’ın elini. “Su dişidir. Sakinliği buradan gelirken, öfkesinde sığınacak liman…
Bazı cinayetler planlı bir şekilde vuku bulur. Bazılarıysa farkında olmadan işlenir. Tertemiz ciğerlere sahip bir dosta ikram edilen ilk sigara gibi. İçlerinden en kötüsüyse doğaçlama cinayetler. Fail; can çekişen maktulü kurtarmak için ambulans çağırmak ya da ona bir darbe daha vurmak arasında gidip gelirken, bazen de tanrının yahut Azrail’in, katillik sınavının sonuçlarını ilan etmesini bekler.…
Yılmış kahvehanelerde ağladım. Gecenin delirtici boşluğunda, mazgal korkutuculuğunda, Naim Süleymanoğlu videolarıyla, bir kamyonun galaksileri barındıran damperinde, yüzyıllarca, kahrederek, rüzgâr vurdu ben ağladım; yürüdüm, bakışlara teğet geçerek, sızlayarak, uzayı ısıran dişlerimle, karanlık ağzımla, bugün ağladım, deniz içime yas çiçekleri bırakırken, demir alan gemilere lanet olsun! Sesler kalbime çöktü, mezar taşlarına sarılıp, bütün yangınımla, atlarla ağladım, kanlarla…
evvel zaman yıkımı, evle besledim ben ne yiyorsa onu sundum ona o kadar özgürdü ki ne bulursa giydirdi kendini kendine giydirmekte usta usumdaki yıkının bir açıklaması olmalı güzel şeyler hasametli yangınlara gebedir çocuklar marttan evvel kızgın çağ ceplerinde bilindik afiyet kuzgun yanaşıyor iskeleye belli ki aç belli açıkta kalan bir şeyler var belki bir ceviz…
Bu yolda yürümemeliydim. Yeşil, gece çok ürkütücü oluyor. Bir de kırmızı lambalar gibi elmalar… Babam, yol boyunca elma ağaçları dikmişti. Onun öldüğü yıl, elma ağaçları küstü. Bir tek meyve vermediler. Verenler de sapır sapır döküldü. Bahçe kapısına yaklaşırken onun sesini duymaya başladım. “Geç kaldın” diye bağırıyorlardı ona evin balkonundan. Herkes balkondaydı; onun gelişini, bahçe kapısından…
Berker Yörgüç’ün, ikinci okuduğunuz “Yaya Yolcu” şiirinin tüm bölümlerine BURADAN ulaşabilirsiniz. Reşad Halife’ye, “Köpük, kaybolup gider; ancak insanlara yarar veren ise yerde kalır.”*   I Köpüktü tarla yakan, köpüktü peçe yırtan İşmar eden köpüktü, duvarlara ağlayan Çölde uyuduğum zaman yüzümde biriken kumlar Bahçe lambası yanınca suskunlaşan dünya Çarşaflar katlanırken kapı çaldığında Yatıya gelen hüzün köpüktü…